21 milyar Dolar
353 bin yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinin gerçek faturası henüz belli değil.
Ama ortaya çıkan tablo, vatandaşın tasarrufunun nereye yönlendirileceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor:
Para, finansal oyunların içinde mi kalmalı; yoksa üretime, istihdama ve reel ekonomiye mi akmalı?
Türkiye finans piyasaları son günlerde ciddi bir sınavdan geçiyor.
SPK, 7 portföy yönetim şirketinin yönettiği fonlar 891 milyar liralık varlığı ve 353 bin yatırımcıyı ilgilendiriyor.
Rakamın büyüklüğü ürkütücü.
(21 milyar $)
Fakat burada çok önemli bir ayrımı yapalım:
*891 milyar lira zarar değil.*
Bu rakam, tasfiye sürecindeki fonların yönettiği varlıkların büyüklüğü.
Vatandaşın veya Türkiye ekonomisinin 891 milyar lira kaybettiğini söylemek bugün için doğru değil.
Asıl zarar, fonların sahip olduğu varlıkların hangi fiyattan satılacağı, borç ve yükümlülüklerin ne olacağı ve tasfiye sonunda yatırımcıya ne kadar ödeme yapılacağı ortaya çıktığında belli olacak.
SPK da tasfiye süresindeki 3 aylık dönemi, varlıkların piyasa koşullarına mümkün olduğunca uygun şartlarda satılabilmesi amacıyla 6 aya çıkardı.
Üstelik Kurul, 6 aylık sürenin mutlaka kullanılacağı anlamına gelmediğini de açıkladı.
Peki Borsa neden sarsıldı?
Meselenin bir başka boyutu da Borsa İstanbul'da görüldü.
Fonların bazı düşük likiditeli hisselerde yoğunlaşması, yatırımcıların paralarını çekmek istemesiyle birlikte satış baskısını artırdı.
BIST 100 geçen hafta
yüzde 8'in üzerinde geriledi.
Merkez Bankası da piyasadaki likiditeyi desteklemek için repo fonlamasını *300 milyar liraya* çıkardı.
Bütün bunlar bize basit ama önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Finansal sistem büyüdükçe, paranın nereye aktığı da en az ne kadar büyüdüğü kadar önemli.
Çünkü vatandaşın parası sadece ekrandaki rakamlardan ibaret değil.
O para; yıllarca biriktirilmiş alın teri.
Peki vatandaşın parası nereye gitmeli?
Tam bu noktada İslam iktisadının temel prensipleri üzerine yeniden düşünmek gerekiyor.
İslam iktisadında para, kendi başına para doğuran bir meta olarak görülmez. Sermayenin ticaret, üretim ve gerçek ekonomik faaliyetle buluşması, kazançla birlikte riskin de paylaşılması esas alınır.
Vatandaşın tasarrufunu nasıl üretime ve istihdama yönlendireceğiz?
Vatandaşın 10 bin, 100 bin veya 1 milyon lirası; yalnızca finansal fiyatların yükselip düşmesine bağlı bir rakam olmaktan çıkıp gerçek bir işletmeye, fabrikaya, tarımsal üretime, teknoloji yatırımına veya ihracat projesine ortak olabilse...
Sermaye ile emek aynı masada buluşabilse...
Kâr paylaşılırken risk de paylaşılabilse...
O zaman tasarruf sahibinin kazancı ile ülkenin üretim kapasitesi arasında doğrudan bir bağ kurulabilir.
“Param ne kadar kazandı?” kadar “kaç kişiye iş oldu?” da sorulmalı
Bence asıl tartışmamız gereken nokta burası.
Vatandaşın parasını faize mahkûm etmeyen, fakat aynı zamanda anlaşılması güç ve yüksek riskli finansal yapılara da terk etmeyen bir sistem kurulabilir mi?
Elbette bunun için sadece iyi niyet yetmez.
*Şeffaflık gerekir.*
Gerçek varlığa dayalı yatırım gerekir.
Güçlü denetim gerekir.
Kâr-zarar ortaklığının gerçekten uygulanması gerekir.*i
Yatırımcının hakkını koruyan sağlam bir hukuk düzeni gerekir.
Ve en önemlisi, toplanan sermayenin gerçekten üretime gidip gitmediğinin vatandaş tarafından görülebilmesi gerekir.
Bir vatandaş parasını bir projeye yatırdığında şunu görebilmeli:
Bu para hangi işletmeye gitti?
Kaç kişiye istihdam sağladı?
Ne üretti?
Ne kadar ihracat yaptı?
Ne kadar kâr etti?
Risk neydi?
Benim payım ne?
İşte böyle bir düzen, parayı finansal sistemin kendi içinde döndürmekten ziyade reel ekonomiye bağlayan bir anlayışı güçlendirebilir.
Asıl hedef: Para değil, değer üretmek
Vatandaşın tasarrufu fabrikaya, KOBİ'ye, tarıma, teknolojiye, enerjiye, ihracata ve istihdama ulaşabiliyorsa; para ekonominin damarlarında dolaşmaya başlar.
Çünkü ekonomi yalnızca borsadaki rakamlardan oluşmaz.
Fabrika ekonomidir.
Üreten çiftçi ekonomidir.
İş kuran girişimci ekonomidir.
Maaş alan işçi ekonomidir.
İhracat yapan KOBİ ekonomidir.
Finans ise bütün bunların önünü açtığında gerçek anlamına kavuşur.
Bu nedenle bugün 891 milyar liralık fon büyüklüğü üzerinden konuşurken asıl soruyu daha geniş sormamız gerekiyor:
Belki de geleceğin finans sistemi için aramamız gereken cevap burada.
Para, para üretmek için değil; üretim, istihdam ve refah üretmek için çalışmalı.
Ve vatandaşın yatırım kararındaki en önemli soru yalnızca,
“Param ne kadar kazandı?” olmamalı.