Hazine'nin 2026 yılının ilk 7 ayında ödediği faiz: 1 trilyon 755 milyar lira.
Ekonomi; işçinin maaşıdır, esnafın kepengidir, sanayicinin fabrikasıdır, çiftçinin tarlasıdır, kamyoncunun mazotudur, gençlerin iş umududur.
O halde soralım:
Faize giden bu para üretime gitseydi Türkiye ne kazanırdı?
1,75 TRİLYON LİRA NE DEMEK?
Bugünkü asgari ücret ve işveren maliyetleri üzerinden kaba bir hesap yaptığımızda, 1 trilyon 755 milyar lira yaklaşık 3,6 milyon asgari ücretli çalışanın bir yıllık işveren maliyetine denk geliyor.
Düşünün…
3,6 milyon kişinin bir yıllık istihdam maliyetine denk bir kaynak.
Bu paranın tamamını değil, küçük bir bölümünü bile üretime yönlendirebilsek ne olur?
Esnafa uygun finansman…
KOBİ'lere işletme sermayesi…
Sanayiciye hammadde desteği…
Gençlere istihdam desteği…
Lojistik sektörüne maliyet avantajı…
Yeni yatırım yapacak girişimciye sermaye…
Para ekonominin içinde dolaşır.
Üretim olur.
İş olur.
Maaş olur.
Vergi olur.
İhracat olur.
Büyüme olur.
Faizin maliyeti sadece Hazine'nin ödediği para değildir.
Asıl maliyet, o parayla yapılamayanlardır.
ESNAFA VERİLEN DESTEK, EKONOMİYE VERİLEN DESTEKTİR
Bir mahalledeki esnafı ayakta tutmak sadece bir dükkânı kurtarmak değildir.
O dükkânda çalışanı, toptancıyı, nakliyeciyi, muhasebeciyi ve o işletmeden geçinen aileyi de korumaktır.
Bu nedenle desteklerin yönü çok önemli.
Devletin kaynağı;
üretim yapan, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ihracat yapan işletmeye daha güçlü şekilde ulaşmalı.
Destek, borcu borçla çevirmek için değil, üretim kapasitesini artırmak için kullanılmalı.
HAMMADDE YOKSA ÜRETİM YOK
Bir tüccar hammadde alamıyorsa sadece tüccar zarar görmez.
Fabrikanın üretimi aksar.
Fabrikanın üretimi aksarsa nakliyeci daha az yük taşır.
Üretim düşerse ihracat da zarar görür.
Ekonomi bir zincirdir.
Bu yüzden işletmelerin hammadde ve işletme sermayesine erişimi kolaylaştırılmalı.
Lojistik maliyetleri düşürülmeli.
Enerji verimliliği yatırımları desteklenmeli.
İhracatçının finansman yükü azaltılmalı.
Çünkü üretim zincirinin bir halkası koparsa bütün ekonomi etkilenir.
FAİZDEN KURTULMANIN YOLU
Peki faiz yükünü nasıl azaltacağız?
Sadece “faizi düşürelim” demek yetmez.
Faizin arkasındaki yapıya bakmak gerekir.
Borçlanma ihtiyacı azalacak.
Bütçe disiplini güçlenecek.
Enflasyon kalıcı biçimde düşecek.
Üretim ve ihracat artacak.
Türkiye daha fazla gelir üretecek.
Daha az borçlanmaya ihtiyaç duyacak.
Daha az borçlanma, daha az faiz demektir.
Dolayısıyla faizle mücadelenin kalıcı yolu, faizi doğuran ekonomik yapıyı değiştirmektir.
HÜKÜMETİN ÖNÜNDEKİ ASIL HEDEF
İlk 7 ayda Hazine'nin faiz dışı dengesi 297,5 milyar lira fazla verdi.
Bu önemli.
Çünkü mesele yalnızca harcamaların kontrolü değil, yüksek faiz yükünün bütçe üzerindeki baskısıdır.
Ekonomi yönetiminin önündeki hedef açık olmalı:
Her yıl daha fazla faiz ödemek değil, daha az faiz ödeyecek bir Türkiye inşa etmek.
Bunun yolu üretimden geçiyor.
Daha fazla yatırım…
Daha fazla ihracat…
Daha fazla istihdam…
Daha güçlü KOBİ'ler…
Daha düşük finansman maliyeti…
Daha az borçlanma…
SON SÖZ
1 trilyon 755 milyar lira sadece bir bütçe rakamı değildir.
Bu para, Türkiye'nin geleceği açısından kaçırılmış bir fırsatın da ölçüsüdür.
Faiz olarak ödediğimiz para geçmişin borcunu kapatır.
Üretime yatırılan para ise geleceği kurar.
Bu yüzden artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız:
“1 trilyon 755 milyar lira faiz ödedik” değil;
“Bir sonraki 1 trilyon 755 milyar lirayı faiz olarak ödememek için bugün ne yapıyoruz?”
Cevap belli:
Daha çok üretim, daha çok istihdam, daha çok ihracat ve daha az borçlanma.
Çünkü Türkiye'nin geleceğini faiz değil, üretim finanse etmeli.