Üniversiteye başlayan bir gencin bavulunda yalnızca kıyafetleri, kitapları ve birkaç kişisel eşyası bulunmaz. O bavulun içinde bir ailenin yıllarca verdiği emek, kurulan hayaller, edilen dualar ve geleceğe dair büyük umutlar da vardır. Gençler çoğu zaman bunun farkına varmadan yeni bir hayatın kapısından içeri girer.

Üniversite yılları insanın kendisini tanıdığı, hayata bakışının şekillendiği, dostluklar kurduğu ve önemli kararlar aldığı bir dönemdir. Bu yıllarda edinilen alışkanlıklar, kurulan ilişkiler ve yapılan tercihler insanın sonraki yaşamında derin izler bırakır.
Gençlere sürekli nasihat etmek kolaydır. Onları anlamaya çalışmak ise sabır ve samimiyet ister. Üstelik bugünün gençleri yalnızca dersleriyle ve sınavlarıyla mücadele etmiyor. Gelecek kaygısı, ekonomik sıkıntılar, işsizlik korkusu, sosyal çevrenin beklentileri ve kendilerini ispatlama çabası da omuzlarında.
Bütün bunların arasında gençlerimizin duyması gereken bazı sözler var.
Öncelikle insan tanımayı öğrenin.
Üniversitede yüzlerce insanla karşılaşacaksınız. Aynı sıraları paylaşacak, aynı sofraya oturacak, birlikte gülecek, kimi zaman birlikte üzüleceksiniz. Güzel dostluklar kuracak, hayatınız boyunca unutamayacağınız insanlar tanıyacaksınız.
Ancak her yakınlık dostluk, her güzel söz samimiyet değildir. İnsanların söylediklerine olduğu kadar davranışlarına da dikkat edin. Sizi sürekli bir yerlere çağıran, düşüncelerinizi yönlendirmeye çalışan, kendi doğrularını size dayatan insanlara karşı dikkatli olun.
Dostluk, insanın iradesine saygı duymayı gerektirir. Sizi gerçekten seven bir arkadaşınız, gerektiğinde söylediğiniz hayır kelimesine de saygı gösterir.
Kendinize ait düşünceleriniz olsun. Toplumsal meseleleri takip edin, okuyun, araştırın ve sorgulayın. Kimsenin sizi kendi hesaplarının parçası hâline getirmesine izin vermeyin. Bir topluluğa ait olma isteğiniz, kendi kişiliğinizden vazgeçmenize yol açmasın.
Bir de ailenizle aranıza aşılmaz duvarlar örmeyin.
Gençlik yıllarında anne babayla anlaşmazlıklar yaşanabilir. Fikirler değişir, beklentiler farklılaşır, bazen söylenen bir söz günlerce insanın içinde kalır.
Aileler de hata yapar. Çocuklarını anlamakta zorlanan, onların düşüncelerini önemsemeyen anne babalar vardır. Gençlerin duygularını küçümsemek, yaşadıkları sorunları basit görmek hiçbir meseleyi çözmez.
Ancak aile içindeki anlaşmazlıkların tamamını sevgisizlik olarak değerlendirmek de doğru değildir. Bazı anne babalar sevgilerini ifade etmeyi beceremez. Kaygılarını nasihatle, korkularını yasaklarla anlatmaya çalışırlar.
İletişimin kapısını açık tutun. Konuşun, dinleyin, kendinizi anlatın. Sağlıklı aile ilişkilerini koruyun. Sizi inciten durumlarda sınırlarınızı belirlemekten de çekinmeyin.
Hayatın insana öğrettiği en ağır gerçeklerden biri, bazı seslerin bir gün sonsuza kadar susacağıdır. Bugün sıradan gördüğünüz bir telefon konuşması, bir gün bütün servetinizi verseniz de yeniden yaşayamayacağınız bir hatıraya dönüşebilir.
Bu nedenle sevginizi ertelemeyin.
Üniversite yıllarınızı yalnızca derslerle geçirmeyin.
Kitap okuyun. Farklı şehirler görün. Kültürel etkinliklere katılın. Sanatla, edebiyatla ve bilimle ilgilenin. Hocalarınızın bilgi ve tecrübelerinden yararlanın.
İmkânınız varsa bir işte çalışın. Emeğinizle kazandığınız ilk paranın kıymetini öğrenin. İnsanlarla iletişim kurun, hayatın yalnızca ders kitaplarında anlatılanlardan ibaret olmadığını görün.
Okuduğunuz bölümle ilgili kendinizi geliştirin. Diplomanızın yanına beceriler, deneyimler ve sağlam bir çalışma disiplini ekleyin.
Bugün üniversiteden mezun olan binlerce genç iş bulmakta zorlanıyor. Bu gerçeği görmezden gelemeyiz. Gençlerin gelecek kaygısını yalnızca kişisel gayret eksikliğiyle açıklamak da haksızlıktır. İstihdam politikalarından eğitim planlamasına kadar çözülmesi gereken ciddi meselelerimiz var.
Ancak şartlar ne kadar ağır olursa olsun insanın kendisine yatırım yapmaktan vazgeçmesi, geleceğine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biridir.
Sevmekten korkmayın, sevgi adına kendinizden vazgeçmeyin.
Üniversite yıllarında âşık olacaksınız. Belki ilk defa birine bu kadar güvenecek, geleceğinizi onunla birlikte hayal edeceksiniz.
Sevgi güzeldir. İnsanın hayatına anlam katar. Ancak sevgi adı altında yaşanan baskıyı, kıskançlığı, aşağılanmayı ve sürekli hesap vermeyi normal kabul etmeyin.
Sizi seven insan, eğitiminizi, hayallerinizi ve kişiliğinizi önemser. Geleceğinizi kurma çabanızdan rahatsız olmaz. Sınırlarınıza saygı gösterir.
Bir ilişkinin sona ermesi hayatın da sona erdiği anlamına gelmez. Ayrılıklar yaşanır, hayal kırıklıkları olur, verilen sözler tutulmayabilir. Bunların acısını yaşamak insan olmanın bir parçasıdır.
Bir başkasının hayatınızdan çıkması, sizin değerinizi eksiltmez.
Ve gençler, hayata küsmek için acele etmeyin.
Bazen kendinizi yalnız hissedeceksiniz. Kimsenin sizi anlamadığını düşünecek, verdiğiniz kararları sorgulayacaksınız. Çalıştığınız sınavdan istediğiniz sonucu alamayacak, güvendiğiniz insanlardan beklemediğiniz davranışlar göreceksiniz.
Hayatın her döneminde insanın önüne böyle günler çıkar.
O günlerde kendinizi dünyadan soyutlamayın. Güvendiğiniz insanlarla konuşun. Gerektiğinde destek isteyin. Yardım istemeyi gurur meselesi hâline getirmeyin.
Başarısızlıklarınızı kişiliğinizin bir parçası olarak görmeyin. Bir sınav sonucu, bir ayrılık veya iş başvurusundan gelen olumsuz cevap sizin kim olduğunuzu belirlemez.
Hayatta herkesin yolu aynı hızda ilerlemiyor. Kimi genç yaşta iş sahibi oluyor, kimi yıllarca emek veriyor. Kimi aradığı huzuru erken buluyor, kimi kendisine yeni bir yol çizmek zorunda kalıyor.
Başkalarının hayatına bakarak kendi hayatınızı değersizleştirmeyin.
Burada ailelere, eğitimcilere ve topluma da önemli sorumluluklar düşüyor.
Gençlerin her davranışını eleştirerek, her hatasını yüzüne vurarak, sürekli geçmiş kuşaklarla karşılaştırarak onlara yol gösteremeyiz. Gençlerin güvenebileceği yetişkinlere, kendilerini rahatça ifade edebilecekleri ortamlara ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir düzene ihtiyaçları var.
Bir gence sorumluluk vermek kadar ona güvenmek de önemlidir. Hata yaptığında elinden tutabilmek, doğru karar verdiğinde yanında durabilmek gerekir.
Üniversiteye gönderdiğimiz gençlerden yalnızca yüksek notlar, başarılı sınavlar ve iyi bir diploma beklemeyelim. Vicdanlı olmalarını, başkalarının hakkına saygı göstermelerini, emeğin değerini bilmelerini ve kendi kararlarının sorumluluğunu taşıyabilmelerini de önemseyelim.
Sevgili gençler...
Hayatınızın en kıymetli yıllarından geçiyorsunuz. Bu yılları korkularınızın gölgesinde tüketmeyin. Yaşayın, öğrenin, sevin, üretin, dostluklar kurun, gerektiğinde yeniden başlayın.
Fakat birilerinin takdirini kazanmak uğruna kendi değerlerinizi çiğnemeyin. Bir çevreye kabul edilmek için karakterinizden ödün vermeyin. Geçici heveslerin kalıcı pişmanlıklara dönüşmesine izin vermeyin.
Unutmayın, üniversiteden mezun olduğunuz gün elinize bir diploma verilecek. O diplomada adınız, bölümünüz ve mezuniyet tarihiniz yazacak.
Ancak o yıllarda nasıl bir insan olduğunuz, kimin kalbini kırdığınız, kime el uzattığınız, hangi yanlış karşısında sustuğunuz ve hangi doğruyu savunduğunuz hiçbir diplomada yazmayacak.
Bunları vicdanınızda taşıyacaksınız.
Ve hayatın asıl muhasebesi de orada başlayacak.
Gençliğinizi doyasıya yaşayın. Yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda kendinizden utanacağınız bir hayat bırakmayın.