Bugün dedemizi ziyarete gittik.
Dedemiz emekli. 85 yaşında
Yıllarca çalışmış, alın terini dökmüş, ömrünün önemli bir bölümünü devletine hizmet ederek geçirmiş. Emekli olduğunda ise hayatının geri kalanını çocukları ve torunlarıyla huzur içinde geçirmek istemiş.
Çocukları için ev yapmış. Onları kanatlarının altına almış. Hayatın yükünü yıllarca sırtında taşımış.
Bugün ise biz ona sıla-i rahim yapmak, halini hatırını sormak için gittik.
Dedemiz anlatmaya başladı.
“Ben emekliyim” dedi.
“Evim kendimin. Kira ödemiyorum. Okula giden çocuğum yok. Evlenecek çocuğum da yok. Evde iki kişiyiz. Öyle büyük bir mutfak masrafımız da yok.”
Sonra bir cümle söyledi ki, bütün bunlardan daha ağırdı:
“Maaşımı almama daha bir hafta var. Ama aldığım aylık bitti. Şu an başka bir gelirim olmasa ortada kalacağım.”
Ve ardından:
“Şimdi üzülüyorum.”
Aslında insanı üzen, yalnızca paranın bitmesi değil.
Yıllarca çalışmış bir insanın, hayatının bu döneminde hâlâ “ayın sonunu nasıl getiririm?” hesabı yapmak zorunda kalması.
Üstelik dedemizin şartları, birçok emekliye göre daha hafif.
Kirası yok.
Çocuklarının okul masrafı yok.
Evlenecek çocuğu yok.
Borcu, taksiti yok.
Evde iki kişi yaşıyor.
Buna rağmen maaşı, bir sonraki maaşa kadar yetiyor.
O zaman insan ister istemez üzülüyor:
Kime ev kirası ödeyen emekliye,
Kime çocuğu okuyan emekliye,
Kime çocuğunu evlendirmeye çalışan emekliye,
Kime taksit ödeyen emekliye,
Kime sağlık giderleri artan emekliye,
Kime torununa harçlık vermek isteyen emekliye,
Kime yıllarca çalışıp bugün hâlâ temel ihtiyaçlarını hesaplayan emekliye,
Emeklilik, insanın yıllarca verdiği emeğin karşılığında hayatını biraz olsun rahatlatabilmesi demektir.
Bugün milyonlarca emekli için mesele “daha fazlasını istemek” değil.
Mesele, aldığı maaşla ayın sonunu görebilmek.
Mesele, markete giderken her ürünü tek tek hesaplamamak.
Mesele, elektrik faturasını öderken başka bir ihtiyacından vazgeçmemek.
Mesele, torununa bir şey almak istediğinde “Acaba ay sonuna kadar param kalır mı?” diye düşünmemek.
Dedemiz bugün bana aslında kendi derdini anlatmadı.
Bize, emekliliğin nasıl bir geçim mücadelesine dönüşebildiğini anlattı.
Ve insanın aklında tek bir soru kalıyor:
Yıllarca çalışan, devletine hizmet eden, çocuklarını büyüten bir insan; hayatının sonunda yalnızca “maaşım bir hafta erken bitti” diye üzülmemeli.
Bu, 17 milyon Emekli dedenin ortak hikâyesi.
Ve belki de asıl soru şu:
Emekli, bütün bir ömrün sonunda ne zaman gerçekten emekli olacak?