Birkaç gün önce yine bir okulun adı şiddetle anıldı. (Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulun yakınında meydana gelen silahlı saldırıdan/olaydan bahsediyorum.)

Çocuklarımızın okula gitmek için evlerinden çıktığı, ailelerin evlatlarını güven içinde uğurladığı bir sabah, okul çevresinde silahların konuştuğunu öğrendik. Eğitim yuvası olması gereken bir mekânın çevresinde çocukların can güvenliğinin tehdit edilmesi, artık üzerinde birkaç saat konuşup sonra gündemden düşürebileceğimiz sıradan bir olay değildir.

Buna benzer her olaydan sonra aynı cümleleri kuruyoruz. “İçimiz yandı.” "Yüreğimiz dağlandı." vs.

Her defasında aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri yaparak nasıl farklı bir sonuç bekleyebiliriz? Bir olay oluyor.

Sonra öfkeleniyoruz.

Ardından “İçimiz yandı.” diyoruz.

“Yüreğimiz sızladı.” diyoruz.

“Çok üzgünüz.” diyoruz.

“Kınıyoruz.” diyoruz.

Birkaç gün sonra mevzubahis konu unutuluyor, gündem değişiyor. Sonra başka bir okulda başka bir olay meydana geliyor ve biz yeniden aynı cümleleri kuruyoruz.

İşte sorun tam da burada.

Eğer her olaydan sonra yalnızca üzülüyor, tepki gösteriyor ve kınıyorsak; fakat bir sonraki olayı önlemek için sistemimizi değiştirmiyorsak, aslında yaşananlardan yeterince ders çıkarmıyoruz demektir. Yanılıyor muyum?

Artık acıyı ifade etmek yerine çözüm üretme aşamasına geçmemiz gerekmez mi?
Çocuklarımızın başına bir olay geldikten sonra “Neden oldu?” diye sormak elbette önemlidir.
Ama bundan daha önemli bir soru var:

“Bir daha olmaması için ne yapacağız ya da ne yapmalıyız?”

İşte bu sorunun cevabını aile olarak da, öğretmen olarak da, okul yöneticisi olarak da, akademisyen olarak da, bakanlık olarak da vermek zorundayız.

Çünkü çocuklarımız bizden yeni bir feryat beklemiyor. Güvenli bir okul bekliyor.

Yeni bir taziye mesajı beklemiyor. İşleyen bir sistem bekliyor.

Yeni bir genelge beklemiyor. Sonucu ölçülen, işe yarayan önleyici politika yahut çözüm bekliyor.

Ve toplum olarak bizim de artık sadece olayların ardından konuşmaya değil, olaylar yaşanmadan önce çözüm üretmeye ihtiyacımız var. Yani testi kırılmadan…

Ne mi yapabiliriz? Örneğin, kongrelerde bunu konuşalım; sempozyumlarda bunu tartışalım; bilimsel araştırmalarda bunu ölçelim. Okullarda bunu değerlendirelim. Ailelerle bunu konuşalım. Bakanlıklarda bunun verisini tutalım ve bu kez, bu olaydan sonra şu soruyu kendimize soralım:

“Bu kez neyi değiştireceğiz?”

Çünkü çocuklarımız için en anlamlı başsağlığı mesajı, bir sonraki çocuğun başına aynı şeyin gelmesini engelleyebilmektir.