OVP Rakamları, Mutfaktaki Mizan ve İktisadın Ahlak Sınavı, Yeni açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri, Merkez Bankası’nın politika faizi kararları, revize edilen büyüme ve enflasyon tahminleri...


Ekonomi manşetleri günlerdir büyüme oranlarına, trilyon dolarlık milli gelir hedeflerine ve küresel sermaye akışlarına kilitlenmiş durumda.

Makroekonomik tablolara baktığınızda, kağıt üzerinde her şey hesaplanmış, makul bir istikrar patikasına oturtulmuş gibi görünüyor.

Fakat tam da bu noktada, Ankara ve İstanbul’daki finans merkezlerinin rakamlarıyla çarşı-pazadaki vatandaşın mutfağı arasındaki makas açılmaya devam ediyor.

Neden?

Çünkü modern iktisat, ekonomiyi sadece sayısal dengelerden, yüzdelik artışlardan ve faiz-enflasyon denklemlerinden ibaret sanma yanılgısını sürdürüyor.

Bugün gıda fiyatlarındaki tırmanışa, barınma ve kiralardaki fahiş artışlara karşı sunulan reçeteler genellikle arz-talep kısıtları ya da para politikası üzerinden tartışılıyor.

Oysa sokaktaki fiyat köpüğünün tek sebebi faiz oranları ya da rekor kıran ithalat kalemleri değil; doğrudan fırsatçılık, spekülasyon ve piyasa ahlakının çöküşüdür.

Satacağı mala bir günde "enflasyon beklentisi" adı altında fahiş zam yapan anlayış, faiz kararlarından daha derin bir krizin habercisidir.

Ekonominin "mizanı", yani adalet ve insaf ölçüsü kaybolmuştur.

Tam da bu kavşakta, İslam iktisadının medeniyetimize sunduğu köklü çerçeveyi hatırlamak bir tercih değil, zarurettir.

İslam iktisadı, piyasayı başıboş bir çıkar arenası olarak görmez.

Kur'an-ı Kerim’in "Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın, insanların eşyasını (ve hakkını) eksiltmeyin" ilkesi, sadece terazi başındaki tüccara verilmiş bir vaaz değildir.

Bu ilke; konut stokunu spekülasyon aracına dönüştürmeyen, stokçuluk (ihtikâr) yaparak pazarın dengesini bozmayan, parayı üretimden çekip faiz çarklarında eritmek yerine reel yatırıma dönüştüren ahlaki bir iktisat nizamının manifestosudur.

Rakamların büyüdüğü ancak bereketi kaybolan bir ekonomi sürdürülebilir olamaz.

OVP’deki makro hedefler veya sanayi hamleleri kuşkusuz kıymetlidir; fakat bu çabalar "ahlaki bir piyasa düzeni" ile taçlandırılmadıkça toplumsal adalet sağlanamaz.

Paradan para kazanmayı değil; alın terini, adil paylaşımı ve kar payı esasına dayalı helal üretimi merkeze alan bir vizyonu hayata geçirmek zorundayız.

Ölçüyü faiz oranlarında veya büyüme istatistiklerinde değil, bölüşümdeki adalette ve piyasadaki dürüstlükte aramadığımız sürece; rakamlar yükselse de ekonominin kaybolan ölçüsünü bulmamız mümkün olmayacaktır.