Her doğum, bir ölümün habercisidir. İstanbul Müftü Yardımcısı iken Vehbi Koç ve Nejat Eczacıbaşı ile yakın dost idim. Her ikisiyle de başbaşa sohbet ederken, içimden “Acaba Türkiye’nin en zenginleri olan bu zatlar ölür mü?” diyerek yüzlerine bakardım. Ama ölümden kaçış yok, her ikisi de öldüler. Ne servetleri, ne de güçleri ölümlerine engel olamadı.


Bu arada 6 Ekim 2026 senesinde vefat eden ve Türkiye’de çevirdiği filimlerle şöhret sahibi olan Kayserili “Göksel ARSOY” da vefat etti. Allahü teâlâ taksirâtını afv eylesin. Hayırla anıyorum. Çünkü yıllar öncesi Tahtakale’deki bir işhanının üçüncü katındaki reklam şirketinde “Acaba yardım yapar mı?” tereddüdüyle ziyaret etmiştim ve bir hayır için yardım talep etmiştim.

Yanımdaki heyetle bana, yüklü miktarda günlük bir çek vermişti. Çekteki rakamın yüksekliği ve nezaketinin tezahürü olarak günlük çek vermesi bizi son derece mutlu etmişti. O zaman şuurlu artistler de yardım yaparmış dedim. Aynı hanın birinci katındaki Yapı kredi bankası’nda çeki nakde çevirdik. Bu yüzden Göksel Arsoy gibi her şöhret sahibinin hayır sahibi de olması arzu edilir. Yaptığı hayır, amel defterine yazılmış olup, ahirette imdadına yetişecektir. Akıllı insan en garanti yatırım olarak hayır ve hasenatı seçer.

Büyük âlim Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi teâlâ aleyh” Sefer-i Âhıret risâlesinde şöyle buyurmaktadır:

“Îmânı ve aklı olan ve bâliğ olan erkek ve kadınlara, mükellef denir. Mükellef; Allahü teâlânın emir ve yasaklarından mesuldür. Mükellef olanların, ölümü çok hatırlaması sünnettir. Çünkü ölümü çok hatırlamak, emirlere sarılmaya ve günahlardan sakınmaya sebep olur. Haram işlemeye cesareti azaltır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız!”(Ölümü hatırlamak, en büyük nasihattır.”)
Ölmek, yok olmak değildir. Bir evden, bir eve göç etmektir. Ömer bin Abdülaziz “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: "Sizler, ancak ebediyet, sonsuzluk için yaratıldınız! Lâkin bir evden, bir eve göç edersiniz!"

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: 'İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar."

Dünya hayatı, rüyâ gibidir. Ölüm uyandırıp, rüyâ bitecek, hakikî hayat başlayacaktır. Mümin, rûhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini, Cennet hûrilerini görüp, onların zevki ile, can verme acısını duymaz. Ruhu, tereyağından kıl çeker gibi, kolay çıkar. Nimetlere kavuşur.

Her Müslümanın, ölüme hazırlanması lâzımdır. Bunun için de, tevbe etmelidir. Kul hakkı altında kalmamaya dikkat etmelidir. Yani, hakları sâhiplerine verip helâlleşmelidir. Allahü teâlânın haklarını da ödemek lâzımdır. Bu hakların en mühimi, İslâmın beş şartını yerine getirmektir. Her Müslümanın ölüm hastalığında, borçları ödeyerek, emânetleri sâhiplerine vererek, ölüme hazırlanması ve vasiyet yazması vaciptir. Burada evlâdına, ahbabına son nasihatini yapmalıdır.”

Korkunç olan ölümün kolay geçmesi için, ölümü hatırdan hiç çıkarmamak gerekir. Bunun için de, kendi arkadaşlarından kendinden önce ölüp, çoluk çocuklarını, mallarını, dostlarını bırakarak toprak altına girenleri düşünmelidir. Makam sahibi olanların etki ve yetkilerinin kalmadığı, toprağın onları nasıl çürüttüğü, düşünülmelidir. Hayatta iken neler yapıyor, nasıl konuşuyorlardı. Yapılacak birçok işi vardı. Ölümü unutup yaşıyorlardı. Kimi malı ile kimi makamı ile, kimi gençliği ile gururlanıyordu. Ölüm bunları ansızın yakaladı. Şimdi hepsi unutulup gitti, hayal oldu. Allahü teâlâ hüsnü hâtime nasip eylesin.