İnsan başıboş yaratıldğını zannediyor. Asla bu hayatın sona ermeceğine inanıyor. Öyle pervasız ve sorumsuz yaşıyor ki, hiç kimse hesap sormayacak. Kendisinin son derece özgür olup, yaptıklarından dolayı hakkında hiçbir işlem yapılmayacağını sanıyor.
Aslında insanın zaman zaman tek başına kalıp, tefekkür etmesinde fayda vardır. Yalnız başıma kalıp düşündüğümde, “Anne-babam, ağabeyimin ve oğlunun vefat ettiğini ve şimdi ilçenin merkezinde arsa halindeki doğduğum yerde bir metre boyunda otların yükseldiğini, amcalarımın, halalarımın, teyzelerimin ve dayımın ahirete göç ettiklerini” tahayyül ediyorum.
Böylece gerçekle karşılaşıyorum. Ne hayalleri vardı. Hepsini bırakıp gittiler. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki bir Arapça divanda, şâirin Hire imparatorluğun kalıntılarına bakarak söylediği, meâlen “Binaların kalıntılarını görüyorum. Fakat bu binaların bânileri nerede?” şiiri, okuduğumda beni çok etkilemişti.
İnsanı, sonsuz olarak bir hücreye tek başına atsalar, çıldırmak işten değil. Mahkûmsun, hüküm giymişsin, bir hücreye atıyorlar, hiç tavan yok, pencere yok, insan yok, güneş yok ve kurtulma ihtimalin de yok. İnsan bunu düşününce çıldırır. Kabir hayatını düşünün, bir çukura atıyorlar. Orada ahbap yok, orada misafirlik yok, orada canım sıkıldı patlıyorum deyip de pencereye koşmak yok, sokağa çıkmak yok, çukurdasın. Bir de gıybetten, laf taşımaktan, üzerine idrar sıçratmaktan dolayı kabir azabı var. Günahkâr Müslümanlara azap var.
Cenâb-ı Hakkı inkâr edenlerin, Peygamber Efendimizi “sallallahü aleyhi ve sellem” inkâr edenlerin, âhireti inkâr edenlerin, harama helâl, helâle haram diyenlerin, Kur’ân-ı kerîme çöl kanunu diyenlerin, ezân okunduğu hâlde ezânı işitmeyenlerin, hatta Allah korusun aleyhte konuşanların, o çukurda ateşler içinde yandığını düşünün. Ne zamana kadar? Sonsuz… Yani kabir ateşinden çıkacak, Cehennem ateşine girecek.
Bazılarına sual yok, hesap yok ki, hesabı onun bir kelime. Daha ölürken, Allahü teâlâ herkese Peygamberimizi gösterecek “aleyhissalâtü vesselâm” “Bu zâtı tanıyor musun?” diye. “Nasıl tanımam, o benim Peygamberim “aleyhissalâtü vesselâm” diyenlere, geç bu tarafa diyecekler.
Daha ilk sual, sen bu tarafa, sen Müslümanlar tarafındasın. İlk anda, kimmiş o tanımıyoruz diyenler veya aleyhinde laf edenler, o anda kaybetti imtihanı. O anda ceza başlayacak. Ebedî olarak, Peygamber Efendimizi inkâr etmenin cezası olarak. Sübhânallah! İnsanın bunları söylemesi kolay. Dilin kemiği yok ki söylüyoruz.
Ama toplumdaki yetişgin insanlardan elli sene sonra hiç kimse kalmayacak. Âhirette inşâallah hep beraber Cennet’te oluruz.
Bir gün Abdullah ibni Mübârek hazretlerine, kendisini aşk derecesinde seven bir arkadaşı çok uzak yerden ziyaretine gelmiş. Gelince kapıyı çalıyor. Çocuklar çıkıyorlar kapıya.
Gelen kendisini tanıtıp Abdullah ibni Mübârek’i görmek için geldiğini söylüyor. Çocuklar çok seviniyorlar. Koşa koşa babalarına müjdeyi veriyorlar. Abdullah ibni Mübârek hazretleri diyor ki, “Babamız çok meşgul, sizinle görüşemeyecek. Geldiği yere gitsin diyor deyin.” Çocuklar, “Uzaklardan gelmiş baba. Ne olur müsaade et!” diyorlar ama büyüklere karşı bir itiraz hakkınız var, ikinci hakkınız yok.
“Tekrar söylüyorum. Gidin, lütfen söyleyin, geldiği yere gitsin” buyuruyor. Çocuklar, kapıda bekleyen misafire çok zor da olsa söylüyorlar. Misafir, “Peki, selâm söyleyin, yeter ki bizden razı olsun, bize dua buyursun” diyor. Misafir gittikten sonra çocuklar soruyor. “Baba, uzak yoldan gelmiş, sizi çok seven arkadaşınızı kabul etmeyişinizin mutlaka bir hikmeti vardır. Biz anlamayız ama sebebi neydi?” Diyor ki, “Oğlum, o beni çok seviyor, ben onu dahâ çok seviyorum.
Düşündüm ki görüştük, konuştuk, dertleştik ama sonunda ayrılacaktık. O ayrılmak acısı var ya, kavuşmak sevgisini bastırırdı. Baktım onun ayrılığına dayanamayacağım, hiç ayrılık olmayan bir yerde doya doya buluşalım dedim. Onun için görüşmemeyi tercîh ettim” diyor. İnşâallah âhirette kişi sevdiği ile berâber olacak. Orada fitne de yok, orada daracık yerler de yok.
Alabildiğince geniş. Cehennem’den en sonra kurtulana, on dünyâ genişliğinde Cennet’te yer var. Alahü teâlâ imân selameti versin.