Çok büyük masraflar yaparak sadece keyif için seyahat edilirken, neden inanç ve kültür seyahati yapmak düşünülmez. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem), “Seyahat ediniz sıhhat bulunuz.” buyurmaktadır.
Tıbbî faydası bile kitaplarda anlatılmaktadır. Yıllar önce yol güzergâhındaki Aksaray İli Belediyesi’nin düzenlediği sempozyumda “Cemâleddîn Aksarayî’nin Hayatı ve Eserleri” adlı bildirimi ve daha sonraki yıllarda Aksaray Üniversitesi’nin düzenlediği sempozyumda “Aksaraylı Mümtaz Şahsiyetler” adlı bildirimi sunmuştum.
Yakın tarihteki seyahatim sırasında ervah kabristanındaki Cemaleddîn Aksarayî hazretlerini de ziyaret etmek nasip oldu. Bu zatın “İzâhu’l-İzâh adlı belâgata dâir elyazması eserinin bir nüshasını, Mısır-İskenderiye Kütüphanesi’nde araştırmalar yaparken tespit edince, arşimet gibi heyecan duymuştum. Çünkü bir Türk âlimin Arapça eserinden Araplar istifâde ediyorlardı. Kısaca bu âlimi tanıtalım.
İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Fahreddîn Râzî’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası, Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin torunlarından, vâ’iz Muhammed bin Muhammed idi. Anadolu’da huzûrun yeniden temin edilmesi için gelen âlimler arasında yer alan Cemâleddîn Aksarâyî, babasından ve zamanın meşhûr âlimlerinden ilim öğrendi. Bir ara Amasya kadılığı ve Dârü’l-ilm müderrisliği yaptı. O zaman Karamanoğullarının elinde bulunan Aksaray’a gelip yerleşti. Zinciriyye veya Müselsile Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Bu medresede talebelerini üç sınıfa ayırarak okuturdu.
Bir kısmına, evinden medreseye varıncaya kadar at Üstünde ders verirdi. Bunlara “Yürüyenler” denirdi. İkinci kısmı, medresenin kapısında beklerler, orada ders alırlardı. En üst seviyedeki talebeleri, medresenin içinde ders görürlerdi. Bu medresede ve diğer yerlerde pekçok talebe yetiştirdi. Bunlardan en meşhûru, Osmanlı Devleti’nin ilk şeyhü”l-İslâmı Molla Fenârî hazretleri idi. Seyyîd Şerîf Cürcânî hazretleri de onu ziyâret edip, ilim ve feyzinden istifâde için Anadolu’ya geldi. Daha o Aksaray’a gelmeden, Cemâleddîn-i Aksarâyî 1369 senesinde vefât etti.
Bunun üzerine Seyyîd Şerîf Cürcânî ( radıyallahü anh ), Molla Fenârî hazretleri ile birlikte Mısır’a gidip Ekmelüddîn Babertî’den ( radıyallahü anh ) ilim öğrendiler. Zamanın en büyük âlimlerinden olan Cemâleddîn Aksarâyî, pekçok kitabı şerhetmiş, bir kısım eserlere haşiyeler yazmıştır.
Yol güzergâhında ziyaret ettiğim Gaziantep-Nurdağı’nda bulunan sahabî Ukkâşe hazretlerini de burada hatırlatmak lazımdır. Benî Esed kabilesine mensup olan Ukkâşe ilk müslümanlardandır. Hz. Peygamber vefat ettiğinde kırk dört yaşında olduğu bilinmektedir, buna göre milâdî 588 veya 589 yılında doğmuş olmalıdır.
Ukkâşe savaşlarda gösterdiği yararlıklarla tanınan meşhur bir cengâverdir. Bütün gazvelere katılmış, kimi seriyyelere kumandanlık etmiş, bazı bölgelere zekât memuru ve davetçi olarak gönderilmiştir.
Ukkâşe b. Mihsan Hz. Peygamber tarafından cennetle müjdelenen sahâbîlerdendir ve bu müjde onun adının darbımesel olarak Arap edebiyatına girmesine vesile olmuştur. Hz. Peygamber bir gün rüyasında geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerinin kendisine gösterildiğini, ayrıca Muhammed ümmetinden yetmiş bin kişinin de hesaba çekilmeden doğrudan cennete gideceğinin müjdelendiğini haber vermiştir. Bunu duyan Ukkâşe hemen öne atılıp, “Yâ Resûlellah! Dua et ben de onlardan olayım” deyince Hz. Peygamber, “Allahım! Ukkâşe de onlardan olsun!” diye dua etti. Bunun üzerine ayağa kalkan bir başka sahâbî, “Bana da dua et yâ Resûlellah!” deyince Hz. Peygamber “Ukkâşe senden hızlı davrandı” buyurdu (Müslim, “Îmân”, 216 vd.). Hz. Peygamber’in bu sözü daha sonra, erken davranıp güzel bir fırsatı değerlendirenler hakkında darbımesel olarak kullanıldı.
Cesaret ve kahramanlığı yanında yakışıklılığı ile de tanınan Ukkâşe b. Mihsan Anadolu coğrafyasında çok sevilen bir figür haline gelmiş, Ukkâşe ismi Ökkeş’e dönüşerek Türkçe’de özellikle Gaziantep ve Kahramanmaraş yöresinde yaygın olarak kullanılmıştır. Gaziantep Nurdağı yöresinde Ökkeşiye Türbesi adında bir kabir bulunmaktadır. Allahü teâlâ feyizyâb eylesin.