İnsan gençken dünyanın kendisine dar geldiğini sanabiliyor. Evde söylenen bir söz ağır geliyor, annenin uyarısı gereksiz bulunuyor, babanın koyduğu sınır baskı gibi görülüyor. O anda telefonun öbür ucundaki arkadaş daha anlayışlı, dışarıdaki hayat daha özgür, yeni tanışılan insanlar daha sıcak geliyor.
Sonra insan öfkeleniyor.
Kapıyı biraz sert kapatıyor.
Annesine sesini yükseltiyor.
Babasının yüzüne bakmadan odasına geçiyor.
Evden çıkınca da kendisini anlayacağını düşündüğü insanların yanına gidiyor.
Oysa hayat, ilk bakışta göründüğü kadar kolay okunmuyor.
Bir insanın sana gülümsemesi seni sevdiği anlamına gelmez. Her gün yanında olması da yarın yanında kalacağının garantisi değildir. Aynı masada oturmak, aynı sırları paylaşmak, saatlerce konuşmak insana yakınlık duygusu verir. Fakat insanın gerçek niyeti çoğu zaman keyifli günlerde değil, senin yük olduğun günlerde ortaya çıkar.
Bir gün paran olmaz.
Bir gün moralin bozulur.
Bir gün insanların hoşuna gitmeyen bir karar alırsın.
Bir gün sürekli anlatan değil, dinlenmek isteyen taraf sen olursun.
Bir gün eğlenceye değil, desteğe ihtiyacın olur.
İşte o zaman çevrendeki kalabalığın aslında kaç kişiden oluştuğunu daha iyi anlarsın.
Gençlere sürekli “Arkadaşlarına güvenme” demek de doğru değil. İnsanın hayatında kardeş gibi dostları olabilir. Yıllarca omuz omuza yürüyen, zor gününde kapısını açan, sevincini kendi sevinci bilen insanlar vardır. Dostluk küçümsenecek bir bağ değildir.
Mesele dostluğu değersiz görmek değil.
Mesele, birkaç aylık yakınlık uğruna yıllardır senin yükünü taşıyan insanları değersizleştirmemek.
Anne babalar da kusursuz insanlar değildir. Yanlış konuşabilirler. Fazla müdahaleci davranabilirler. Çocuklarını anlamakta zorlandıkları zamanlar olabilir. Bazen korkularını öfkeyle anlatırlar. Bazen korumaya çalışırken incitirler. Bir anne ya da baba olmak insana her konuda haklı olma ayrıcalığı vermez.
Fakat şu da unutulmamalıdır.
Bir annenin “Geç kalma” demesinin arkasında çoğu zaman uykusuz geçirilecek bir gece vardır.
Bir babanın “O insanlara dikkat et” sözünün arkasında yılların verdiği tecrübe vardır.
“Dersini ihmal etme” cümlesinin altında çocuğunun yarınına duyulan kaygı vardır.
“Bize haber ver” sözü denetim isteğinden önce meraktır.
Genç insan bunları her zaman o yaşta göremeyebilir.
Zaten gençliğin en zor taraflarından biri de budur. İnsan kendisini büyümüş hissederken hayatın bazı gerçeklerini henüz yaşayarak öğrenmemiştir.
Arkadaş ortamında söylenen bir söz kulağa çok hoş gelir.
“Boş ver aileni.”
“Sen artık büyüdün.”
“Kimse sana karışamaz.”
“Bir kere yaşıyoruz.”
Sonra o cümleleri söyleyen insanlar evlerine gider.
Sen kendi hayatının sonucuyla baş başa kalırsın.
Hata seninse bedeli de senin olur.
Kırılan annenin kalbini arkadaşın onarmaz.
Babasına söylediğin ağır sözü senin yerine kimse geri alamaz.
Kaybettiğin zamanı kimse sana geri vermez.
Yanlış bir kararın yükünü de gece yatağa girdiğinde sen taşırsın.
İnsan bazen en ağır sözlerini kendisini en çok sevenlere söylüyor. Dışarıdaki bir insana göstereceği sabrı annesine göstermiyor. Arkadaşına kırılınca günlerce nasıl gönlünü alacağını düşünüyor, annesini kırınca “Nasıl olsa annem” diyerek geçiyor. Babasının sesini yükseltmesine öfkeleniyor, kendisinin babasına yükselttiği sesi ise birkaç dakika sonra unutuyor.
İşte üzerinde düşünülmesi gereken yer tam burası.
“Nasıl olsa annem.”
“Nasıl olsa babam.”
Bu iki cümlenin rahatlığına güvenmemek gerekir.
Onların sevgisinin güçlü olması, kalplerinin kırılmadığı anlamına gelmez.
Bir anne bazen hiçbir şey söylemez. Mutfağa geçer.
Bir baba bazen tartışmayı uzatmaz. Susar.
Ev sessizleşir.
Genç insan meselenin kapandığını düşünür.
Oysa bazı sözler evin içinde değil, insanın içinde kalır.
Yıllar geçtikçe insanın çevresi de değişiyor. Okul arkadaşları başka şehirlere gidiyor. Üniversite bitiyor. İş hayatı başlıyor. Bir dönem her gün görüştüğün insanlarla yılda bir kez konuşur hâle geliyorsun. Bir zamanlar ayrılmaz sandığın gruplar dağılıyor. Telefon rehberinde yüzlerce isim duruyor, sıkıntılı bir gecede arayabileceğin insanların sayısı azalıyor.
Hayat böyle ilerliyor.
Sonra bir gün eve gidiyorsun.
Annen hâlâ “Yemek yedin mi?” diye soruyor.
Baban yine arabanda bir sorun var mı diye merak ediyor.
Yaşın otuz da olsa kırk da olsa onların gözünde hâlâ eve sağ salim dönmesini bekledikleri evlatsın.
İşte insan bazı şeylerin değerini zamanla daha açık görüyor.
Bu nedenle gençlere söylenecek söz, “Arkadaş edinmeyin” olmamalı.
Sevin.
Dostluk kurun.
Geziye çıkın.
Gülün.
Hayatınızı yaşayın.
Âşık olun.
Hata da yapın.
Fakat bütün bunları yaparken kendi evinizi düşman cephesi hâline getirmeyin.
Bir insan hayatınıza girdi diye annenizi karşınıza almayın. Bir arkadaş grubu sizi alkışlıyor diye babanızı küçümsemeyin. Birileri size “Özgür ol” dedi diye sizi yıllarca büyüten insanların sevgisini zincir sanmayın.
Özgürlük, kimseyi dinlememek değildir.
Büyümek de anne babaya meydan okumak değildir.
Asıl büyümek, kendi kararını verirken seni seven insanların kaygısını anlayabilecek olgunluğa ulaşmaktır.
Elbette her aile hikâyesi aynı değildir. Şiddetin, baskının, istismarın olduğu bir ortamı “Ailedir, katlan” diyerek savunmak doğru olmaz. Böyle durumlarda gençlerin güvenilir yetişkinlerden ve ilgili kurumlardan destek alması gerekir. Aile sevgisinden söz ederken bu gerçeği görmezden gelemeyiz.
Benim sözüm, kendisini seven ailesini geçici öfkelere kurban edenlere.
Bir tartışma yaşadığınızda evden çıkmadan önce birkaç dakika susun.
Annenizle konuşurken sesinizi biraz indirin.
Babanızın hoşunuza gitmeyen sözünü hemen düşmanlık olarak görmeyin.
Onları dinleyin.
Sonra kendi düşüncenizi anlatın.
Anlaşamayabilirsiniz.
Yine konuşun.
Kırılabilirsiniz.
Yine aynı sofraya oturun.
Hayat, insanın önüne çok kapı çıkarıyor. Bazı kapılardan giriyoruz, bazılarını bir daha hiç görmüyoruz. Bazı insanlar geliyor, bir süre yanımızda yürüyor ve sonra kendi yoluna gidiyor.
Ama eve döndüğünüzde ışığı hâlâ yanan bir pencereniz varsa kıymetini bilin.
Bir gün o pencerenin karanlık kalması ihtimali, bugün söylediğiniz birçok sözden daha ağır gelir.
O nedenle kapıyı çarpmadan önce düşünün.
İçeride kalanlar yalnızca anneniz ve babanız değil.
Çocukluğunuz, hatıralarınız, ilk adımlarınız, hastalandığınız gecelerde başınızda bekleyen insanlar, okul kapısında yolunuzu gözleyen gözler ve yıllardır sessizce büyütülen bir sevgi de o evin içinde kalıyor.
Bazı kırgınlıkların telafisi vardır.
Bazı sözlerin özrü kabul edilir.
Fakat zamanın geri dönüşü yoktur.
Bugün seslerini duyabiliyorsanız dinleyin.
Bugün yanlarına oturabiliyorsanız oturun.
Bugün sarılabiliyorsanız sarılın.
Hayatın en ağır pişmanlıklarından biri, kıymetini bildiğimizde artık kapısını çalamadığımız insanların ardından duyduğumuz sessizliktir.