Bu hafta, camiler haftasıdır. Ne yazık ki günümüzde çoğu camiler eskiden olduğu gibi sadra şifâ olamayıp, yeterince tenvir ve irşad görevini ifâ edememektedir.
Adetâ günah savma kabilinden görev yapılmaktadır. İçi boş ve süslü sözlerle hutbe okunursa ve vaaz edilirse, hatta âyet, hadîs-i şerîf, kelâm-ı kibâr yer almayan, haram, helal, vacip, sünnet ve mekruh sözlerinin bulunmadığı vaazlar, tesirsiz kalacaktır. Dahası İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin “Büyüklerin sözlerinde rabbânî tesir vardır” buyurduğu üzere, buna dikkat etmeyip, nefse hoş gelen kendisinin nutuk çekmesi ve hiç sahabe, tabiîn, tebeüttabiîn, islâm âlimleri ve evliyânın sözlerine yer vermemesi, faydalı olamamasına sebep olmaktadır.
Tecrübe ile sabitir ki, yıllarca bir hatibin kendi sözlerinin tesiri, Allah dostlarından aktarılan sözlerin bıraktığı manevî tesiri asla bırakmamaktadır. Her geçen gün cemaat azalmaktadır. Bunun başlıca sebebi, çoğu imamların dînî bilgi eksikliği ve hakkıyla görevini yerine getirme bilincinden ve sorımluluğundan yoksun olmalarıdır. Bu arada çocuklara şirin görünme adına bazı imamların camideki hoş olmayan hareketleri, din adamı izzet ve vakarını zedeleyecek mahiyettedir.
Beyt, ev; Beytullah, Allah’ın evi demektir. Kâbe’ye "Beytullah" dendiği gibi, cami ve mescide de "Beytullah" denir. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Camiler, Allah’ın evleridir. Allahü teâlâ, camiye devam edenlerin, beden ve ruhlarının rahatını ve Sırattan geçip Cennete girmelerini tekeffül etmiştir.” (Beyheki) Tekeffül, kefil olmak, birinin işlerini üzerine almak demektir.
Peygamber efendimiz, “Allahü teâlânın yeryüzünde en çok sevdiği yer, mescidlerdir” buyuruyor. Allah’ın sevdiği yere kim gider? Allah’ın sevdiği kulu gider. Yine başka bir hadis-i şerifte, “Güvercin yuvası kadar mescid yapan, kendine Cennette köşk yapar” buyuruyor. Camiye girdiğimiz zaman ferahlıyoruz. Dikkat edilirse, ecdadımız bulunduğu yerlere hep cami yapmıştır.
Bir mescidde namaz kılındığı müddetçe, yapanlara sevab gider. Hayra vesile olduğu sürece, sevab devam eder. Haram para ile sadaka veren, cami yaptıran, hayrat yapan kimse, kirlenmiş elbiseyi idrar ile yıkayan adama benzer ki, daha çok pislenir.
Bir ülkenin hürriyeti, bayrağı ile belli olur. Bayrak dalgalanırsa, o memleket hür bir memlekettir. Dinin de bayrağı camilerdir. Başka bir memlekete gidince, ilk önce bir camiye gitmek lazımdır. Öyle olursa, kişinin oradaki işleri rast gider. Kötü kimse, kötülükten, iyi kimse de iyilikten hoşlanır. Müslüman mescidden çıkmak istemez. Başka yerde sıkılır. Kötü kimse de mescidlerde sıkılır.
Camiye girerken önce sağ, çıkarken ise önce sol ayak atılır. Cünüb olan kimsenin, camide durması haramdır. Abdestsiz kimsenin, camide durması caizdir. Sarımsak, soğan, pırasa ve benzeri kötü kokulu şeyleri yiyen kimsenin, bunların kokusu devam ettiği müddetçe, zaruretsiz camiye girmeleri mekruhtur. Camide tartışmak, sesini yükseltmek, kayıp eşyayı aramak, alış-veriş, icâre ve benzeri akitler yapmak mekruhtur.
Hayvanları, delileri ve mümeyyiz olmayan çocukları camiye sokmak mekruhtur. Misal camiye sidik bulaştıracak yaştaki küçük çocuk kasdedilmektedir. Camiyi süpürüp temizlemek sünnettir. Yolculuktan dönen kimsenin, önce camiye gidip iki rekât namaz kılması sünnettir. Camiyi ve içindeki eşyasını korumak niyetiyle, namaz vakitlerinin dışında kapısı kilitlemenin mahzuru yoktur.
Camiye giren kimsenin, iki rekât namaz kılmadan oturması mekruhtur. Camiye girmek isteyen kimsenin, ayakkabılarına dikkat edip, üzerindeki pisliği sildikten sonra girmesi sünnettir. Allahü teâlâ camizlerimize ehl-i sünnet itikâdında olan ve ahkâm-ı şeriyyyeyi iyi bilen din görevlilleri nasip eylesin.