Okulların başladığı bugünlerde bilhassa eğitim ve öğretim meselesi büyük önem arz etmektedir.
Eğitim ve öğretimden maksat, fen, sosyal ve din ilminde yeterli malumatın kazandırılmasıdır. Ancak çocuklarımızın günümüzde okullardaki çoğu din bilgisi hocalarının yetersizliği ve basit din ve ahlak kitaplarıyla arzu edilen din bilgisini edinmeleri pek zordur. İlahiyat Fakültesinden birincilikle mezun olan bir kişi olarak ve yıllarca İstanbul’da en meşhur liselerde din ve ahlak dersleri okutan biri olarak bunları söylüyorum.
Buna çare din bilgisi hocalarının sağlam dini bilgiler, genel kültür, kifayet miktarı fen ve sosyal bilgi, giyim, üslup ve davranış bakımından donanımlı olabilmeleri için özel eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Nitekim “Vatan sevgisi imandandır” hadîs-i şerifinin sahih olmadığına inanan bir zırcahil ve itikadı bozuk lise din dersi hocasına rastlamıştım. Aynı zamanda ilk sayfasında mızrak resmi olduğu için Muhammed İznikî’nin “Mızraklı İlmihal” diye meşhur olan “Miftâhü’l-Cenne” adlı eseri gibi ehl-i sünnet itikadındaki din biyüklerinin muhtasar kitapları okutulmalıdır.
Maksad, kutsal amaca ulaşmak olmalıdır. Evlatlarımızın ecdadımızın uğrunda canlarını feda ettikleri mukaddes dinimizi, doğru olarak öğrenmelerine çalışmak lazımdır. Evlatlarımıza dinimizi öğretmezsek ve İslâmiyete uymaya alıştırmazsak, pusuda bekleyen düşmanlar ve bunlara satılmış olan ahmaklar, geçmişte olduğu gibi tekrar hücum ederek, yavrularımızı aldatacaklardır.
İlim ve fen öğrenerek yetişen gençleri, din ve fen bilgilerinden mahrum, cahil din adamları vasıtası ile din sevgisine kavuşturmak imkânı yoktur. Onları seadete kavuşturabilmek için, zamanımızın fen bilgilerinde mütehassıs ve açık fikirli dinini iyi bilen kişilere ihtiyaç vardır. İslâmiyetin fenne düşman olduğu, iddia edilemez. Fen (Mahlûkları, hadiseleri görmek, inceleyip anlamak ve deneyip benzerini yapmak) demektir ki, bu üçünü de, Kur’ân-ı kerîm emr etmektedir. Fen bilgilerine, sanata ve en modern harp silahlarını yapmaya uğraşmak, farz-ı kifâyedir. Aşağıdaki misalde olduğu gibi ecdadımızın göğsümüzü kabartan ve ibret alınacak tarihî bilgilerin verilmesi de şarttır.
İstanbul’da yaşamış Bayan Georgina Max Müller’in 1897’de neşr edilmiş olan “Letters from Constantinople: İstanbul’dan Mektuplar” adlı eserinde şöyle yazılıdır:
“Mektepte okurken, bize Müslümanların vahşî, hele Türklerin büsbütün gaddar olduğu öğretilmişti. Onun için Hariciye Bakanlığında memur olan oğlumun İstanbul’a tayin edildiği haberini alınca, ne kadar korktuğumu, ne kadar üzüldüğümü tarif edemem. Halbuki hayatımın en güzel günleri İstanbul’da geçti. Oğlum İstanbul’a gidince, zevcim (kocam) Prof. Müllerle birlikte onu ziyarete karar verdik. Zevcim bilhassa tarihî hâdiseler üzerinde tetkikler (etüd) yapan ve dünyaca meşhur bir kimse idi. Benim kadar Türklerden korkmuyordu ve bu tarihî yerlerde bazı araştırmalar yapmak istiyordu. Ben, endişe ile seyahate hazırlanıyordum. Acaba bu vahşî Müslümanlar (!), bize nasıl muamele edeceklerdi.
Nihayet İstanbul’a geldik. İstanbul’un latîf manzarası, üzerimizde çok hoş bir tesir yaptı. Fakat asıl bizi şaşırtan, kendileri ile temas ettiğimiz Müslümanlar oldu. Bunlar son derece nâzik, son derece kibâr, son derece medenî insanlardı. İstanbul’un kalabalık sokaklarından geçerken, yahut bir cami ziyaret ederken veyahut tenha yerlerde terk edilmiş, Bizans eserlerini gezerken, her hangi bir korku veya tehlike düşüncesi aklımızdan geçmedi. Bütün tesadüf ettiklerimiz, bize son derecede dost davrandılar.
Başka bir dinden olmamız, onların üzerinde hiçbir zaman, fena bir tesir yapmadı. Onlar, diğer dinlere de kendi dinleri kadar hürmet ediyorlardı. Bunları gördükçe, bize yanlış bilgi ve terbiye verenlere ne kadar kızıyordum. Bize öğretildiğinin tam aksine, onlar İsâ aleyhisselâmdan nefret etmiyorlar, aksine ona da Peygamber olarak inanıyorlardı. Bizim âyinlerimize müdâhele etmiyor, ibadetlerimizle alay etmiyoırlardı. Bize, bir insan olarak hürmet ediyorlar, bizim, Müslümanları şeytana uymuş Allahsızlar olarak görmemize mukâbil, onlar dinimize karşı, en ufak bir fena kelime bile kullanmıyorlardı.” Allahü teâlâ bilinçli nesiller yetiştirmeyi nasip eylesin.