Yıllarca makam odamdan Süleymaniye Camii minerelerinden okunan ezân-ı Muhammedîyi dinlemek ve muhteşem Süleymaniye Kütüphanesi’nde ilmî araştırmalar yapmak, hayatımın en güzel günlerini teşkil eder.

Ebediyete irtihalinin 460. Yılı olan Kanuni Sultan Süleyman, “Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki, padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmişti.” diyerek bir gerçeği dile getirmiştir. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Aişe Hafsa Hatun, doğumu 27 Nisan 1495, doğduğu yer Trabzon, vefatı 6/7 Eylül 1566, tahta geçişi 30 Eylül 1520 ve saltanat süresi 45 sene, 11 ay, 7 gündür.

Kanuni döneminde hak, hukuk ve adalet zirve yapmıştır. Nitekim Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman döneminde artan su ihtiyacını karşılamak için Kırksaklar tesisleri ve su kemerleriyle şehre su getirmiştir. Bir gün kapıdaki meçhul adam Koca Sinan’a kendisini tanıtır: “Efendim, ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi Divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız!..” Sinan Ağa, “Acaba Saraya niye çağrılıyorum?” diye bastonuna dayana dayana gider. Divana girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur. Sinan’a şöyle derler: “Sinan Ağa, hakkında şikâyet var. Hiç kimse evine özel olarak su almasın diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel bir yolla su alınmış!” Evet, Kânûnî hazretleri İstanbul’a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma müsaade etmişti. “Ferman nerede? O halde fermanı görelim!” Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemeye hicap edip almamıştım. Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın! Oradan başkaları cevap verir:

“Bu Âl-i Osman’a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan’a da bu ayrıcalık tanınmasın!” Divanda uzun tartışmalar olur ve karar açıklanır: “Diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan’a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandıkları için bir cezaya mucip olmamalıdır!” Bu karardan sonra Koca Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil. Çünkü o, hizmetini Allah için yapmıştır. Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükâfat verilsin diye değil... Mübarek 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Ne hikmettir bilinmez, İstanbul’a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder! Ne diyelim; Allahü teala ona “Kevser suyu”nu nasip etsin..

11 Haziran 1534’de İstanbul’dan hareketle 20 Temmuz’da Konya’ya gelen sultan Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin türbesini ziyaret etmiştir. 24 Kasım’da Bağdâd’a giren Osmanlı ordusunun ardından, Azamiyye’de bulunan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin kabrini ziyaret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra, Mûsâ Kâzım ve diğer İslâm büyüklerinin kabirlerini ziyaret eden Pâdişâh, Kerbelâ’da hazret-i Ali ve Hüseyin’in makamlarını ziyaret etti. Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imâret yaptırdı.

Sultan Süleymân Han’ın asıl adından daha fazla bilinip, şöhreti olan Kânûnî ünvânı, önceki Osmanlı kanunnâmelerini ve devri îcâbı, lüzumlu hükümleri Kânunnâme-i Âl-i Osman adı altında, İslâm hukuku esasları dâhilinde toplattırıp, tanzîm ettirmesinden ileri gelmektedir. Kânunnâme-i Al-i Osman’ın hazırlanmasında Sultan Süleymân Han’a, devrin büyük âlimlerinden olan Ahmed İbni Kemâl Paşa ve Ebüssü’ûd efendiler yardımcı oldular. Muhibbî mahlası ile çok güzel şiirler yazdı. Şiirlerinden bir kısmı dîvânında toplandı.

Pek çok hayrat ve iyilikleri olan Kânûnî Süleymân Hanın yaptırdığı en muhteşem eser, şüphesiz Mîmâr Sînân tarafından yapılan Süleymâniye külliyesidir. İstanbul’un yedi tepesinden birinin üstünde kurulan Süleymâniye külliyesi, câmi-i şerîf, tıp fakültesi, dört medrese, mülâzimler medresesi, dârülhadîs, hastahâne, imâret, tabhâne, dârül kurrâ ve türbelerden meydana gelmiştir. Yaptırdığı diğer câmiler ise şunlardır: “Yavuz Selîm Câmii, Şehzâde ve Cihângir câmileri, Üsküdar ve Edirnekapı Mihrimah Sultan câmileri. Avrat pazarındaki Hürrem Sultan Câmii, Rodos’da adı ile anılan bir câmi ve Anadolu, Rumeli ve Adalarda muhteşem câmiler, ayrıca memleketin her yerinde medreseler hastahâneler, yollar, köprüler yaptırmıştır. Mekke’de dört mezhep için Osmanlı tarzında medreseler inşâ ettirdi. Allahü teâlâ dünyada ölüm bilinciyle yaşamayı nasip eylesin.