Bir çocuğun elinden telefonu alabilirsiniz. Peki, yerine ne koyacaksınız? Güvenle oynayabileceği bir sokak mı, yeteneklerini keşfedebileceği bir ortam mı, kendisini dinleyen bir aile mi? Yoksa dört duvar arasında büyüyen yalnızlığı mı?

Çocukların sosyal medya kullanımına yönelik getirilen yaş sınırlamaları, ebeveyn denetimleri ve koruyucu tedbirler önemli ve desteklenmesi gereken adımlar. Siber zorbalık, istismar ve zararlı içerikler karşısında devletin önlem alması elbette gerekli. Ancak asıl sorumuz şu olmalı: Çocuklarımızı ekranlardan uzaklaştırırken onları gerçek hayatın hangi güzellikleriyle buluşturacağız?

Bugün birçok çocuk arkadaşlığı, eğlenceyi ve kendisini ifade etme fırsatını dijital dünyada arıyor. Aile içindeki iletişimin zayıflaması, güvenli oyun alanlarının azalması ve sosyal imkânların yetersizliği bu yönelimi artırıyor. Çocukların hayatındaki boşlukları yalnızca yasaklarla dolduramayız.

Burada en büyük sorumluluklardan biri ailelere düşüyor. Ancak aile sorumluluğunu yalnızca çocuğun telefonunu kontrol etmek olarak görmemeliyiz. Her gün en az yarım saatimizi telefonları bir kenara bırakarak çocuklarımızla geçirebiliriz. Yemek sofralarını ekransız sohbet alanlarına dönüştürebilir, birlikte kitap okuyabilir, yürüyüş yapabilir, oyun oynayabiliriz. Ekran kullanımına ilişkin kuralları çocuklarımızla konuşarak belirleyebilir, uyku saatlerinde telefonların yatak odası dışında tutulmasını sağlayabiliriz. En önemlisi de dijital dünyada karşılaştıkları sorunları korkmadan anlatabilecekleri bir güven ortamı oluşturabiliriz.

Unutmayalım, çocuklarına sürekli telefonu bırakmasını söyleyen ancak kendisi ekrandan başını kaldırmayan bir yetişkinin öğütleri yeterince etkili olmayacaktır. Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alır.

Okullarımızda da dijital okuryazarlık eğitimi ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmelidir. Çocuklarımıza teknolojiyi bilinçli kullanmayı, kişisel bilgilerini korumayı ve dijital zorbalıkla mücadele etmeyi öğretmeliyiz. Ailelerin bilinçlendirilmesi için düzenli eğitimler gerçekleştirilmeli, öğretmenlerimiz bu süreçte desteklenmelidir.

Yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumları ise çocukların sosyal yaşamına daha fazla yatırım yapmalıdır. Her mahallede güvenli oyun alanları, ücretsiz spor faaliyetleri, sanat atölyeleri ve kütüphaneler yaygınlaştırılmalıdır. Çocuklarımızın ekonomik koşullarından bağımsız olarak bu imkânlara ulaşabilmesi sağlanmalıdır.

Elbette teknoloji şirketleri de sorumluluktan kaçmamalıdır. Çocukları sürekli ekran başında tutan algoritmalar denetlenmeli, zararlı içeriklere karşı etkili önlemler alınmalı ve kişisel verilerin güvenliği sağlanmalıdır.

Yeni düzenlemeleri destekliyorum. Ancak çocuklarımızın geleceğini yalnızca yasaklarla güvence altına alamayız. Ailenin ilgisini, okulun rehberliğini, devletin koruyucu tedbirlerini ve toplumun sunduğu sosyal imkânları bir bütün olarak değerlendirmek zorundayız.

Çocuklarımızın yalnızca ekran başında geçirdiği zamanı azaltmak değil, hayatın içinde geçirdiği zamanı daha anlamlı hâle getirmek temel hedefimiz olmalıdır.

Çünkü bir çocuğun hayatındaki en büyük eksiklik bazen elinden alınan telefon değil, kendisine ayrılmayan zamandır.

Unutmayalım, çocukları ekranlardan uzaklaştırmak bir önlemdir. Onları sevgiyle, ilgiyle, güvenle ve fırsatlarla hayata kazandırmak ise hepimizin sorumluluğudur.