Okullar açılıyor. Birkaç gün içinde okul bahçeleri yeniden çocuk sesleriyle dolacak, koridorlarda telaş başlayacak, öğretmenler sınıflarına girecek, veliler çocuklarını yeni bir eğitim öğretim yılına uğurlayacak.
Her yıl aynı manzarayı görüyoruz. Yeni çantalar, yeni defterler, yeni kitaplar, yeni hedefler…
Fakat eğitimde asıl yenilenmesi gereken şey yalnızca araçlar değildir. Asıl yenilenmesi gereken bakış açımızdır.
Çünkü okul, sadece ders anlatılan bir bina değildir. Bir toplumun geleceğinin şekillendiği yerdir.
Bugün ilkokula başlayan bir çocuk, birkaç yıl sonra bu ülkenin üniversite öğrencisi, çalışanı, yöneticisi, öğretmeni, doktoru, mühendisi, anne veya babası olacaktır. Bu nedenle okulda verilen her bilgi kadar kazandırılan her davranış da geleceğe bırakılan bir mirastır.
Uzun zamandır eğitimde başarıyı rakamlarla ölçmeye alıştık. Kaç soru çözüldü, kaç net yapıldı, hangi sınav kazanıldı, hangi okul tercih edildi…
Bunlar elbette önemlidir.
Ancak eğitimi yalnızca akademik başarıya sıkıştırdığımızda büyük resmi kaçırıyoruz.
Bir çocuk çok başarılı olabilir fakat arkadaşının hakkına saygı göstermiyorsa eksik yetişmiştir.
Bilgili olabilir fakat sorumluluk almıyorsa eksik yetişmiştir.
Teknolojiyi çok iyi kullanabilir fakat anne babasıyla, öğretmeniyle ve çevresindeki insanlarla sağlıklı iletişim kuramıyorsa yine eksik yetişmiştir.
Eğitimin görevi yalnızca zihni geliştirmek değildir.
Karakteri de inşa etmektir.
Yeni eğitim öğretim yılında üzerinde en fazla durmamız gereken konulardan biri tam da budur.
Çocuklarımıza dürüstlüğü, saygıyı, merhameti, sorumluluğu, çalışkanlığı, paylaşmayı ve adalet duygusunu öğretmek zorundayız. Değerler eğitimi birkaç etkinliğe, panoya veya belirli günlere sıkıştırılmamalıdır. Çocuğun günlük hayatında karşılığı olmayan hiçbir değer kalıcı değildir.
Bir öğrenci yere çöp atmıyorsa çevre bilincini öğrenmiştir.
Arkadaşının hakkını gözetiyorsa adaleti öğrenmiştir.
Yanlış yaptığında özür dileyebiliyorsa sorumluluğu öğrenmiştir.
Bir büyüğüne saygı gösteriyor, küçüğünü koruyorsa değerler eğitimi amacına ulaşmaya başlamış demektir.
Bunun yanında artık görmezden gelemeyeceğimiz çok ciddi bir mesele var.
Ekranlar.
Telefon, tablet, oyunlar ve sosyal medya çocuklarımızın hayatına hiç olmadığı kadar güçlü biçimde girmiş durumda. Çocukların dikkat süreleri, okuma alışkanlıkları, iletişim biçimleri ve hatta kullandıkları dil bu yeni dünyanın etkisi altında şekilleniyor.
Burada bütün sorumluluğu okula yüklemek kolaycılık olur.
Evde saatlerce ekran karşısında kalan bir çocuğun okulda öğretmenini kırk dakika boyunca dikkatle dinlemesini beklemek gerçekçi değildir.
Aile ile okul aynı dili konuşmak zorundadır.
Çocuğa okulda kitap okumanın önemini anlatırken evde herkes telefon ekranına bakıyorsa verilen mesaj havada kalır.
Çocuğumuzun elinden telefonu almak kadar ona alternatif bir hayat sunmak da önemlidir.
Spor, sanat, kitap, arkadaşlık, aile sohbeti, doğayla temas ve gerçek hayatın içindeki sorumluluklar yeniden çocukların dünyasında yer bulmalıdır.
Okullar açılırken velilere de önemli bir görev düşüyor.
Çocuğunuzun yalnızca notlarını takip etmeyin.
Davranışlarını da takip edin.
Öğretmeniyle nasıl konuştuğunu, arkadaşlarıyla nasıl ilişki kurduğunu, kullandığı dili, okul kurallarına yaklaşımını ve sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini de önemseyin.
Her başarısızlıkta öğretmeni suçlamak, her disiplin sorununda çocuğu koşulsuz savunmak çocuğa iyilik değildir.
Bazen eğitim, çocuğun her istediğini yapmak değil, ona doğru sınırlar koyabilmektir.
Disiplin kelimesinden de korkmamak gerekir.
Disiplin baskı değildir.
Disiplin, hayatın bir düzeni olduğunu öğretmektir.
Derse zamanında girmek, verilen görevi yapmak, öğretmen konuşurken dinlemek, arkadaşının hakkına saygı göstermek, okulun eşyasını korumak ve davranışının sonucunu kabul etmek hayatın temel kurallarıdır.
Çocuk bunları okulda öğrenmezse hayat ileride çok daha sert biçimde öğretir.
Öğretmen meselesini de açık konuşmak gerekiyor.
Bir ülkenin eğitim sistemi, öğretmenini ne kadar güçlü tuttuğuyla doğrudan ilişkilidir.
Öğretmenin mesleki itibarını zayıflatan, onu sürekli savunma pozisyonuna iten, eğitimden çok evrak ve bürokrasiyle uğraştıran bir anlayış uzun vadede öğrenciye de zarar verir.
Öğretmen sınıfa huzurla girmelidir.
Mesleğini yaparken kendisini yalnız hissetmemelidir.
Çünkü çocukla doğrudan temas eden kişi odur.
Bazen bir öğretmenin birkaç cümlesi bir öğrencinin bütün hayatının yönünü değiştirebilir.
Bu yüzden öğretmenin değeri yalnızca maaşla, çalışma saatleriyle veya sınıfta geçirdiği zamanla ölçülemez.
Öğretmen, toplumun geleceğine dokunan insandır.
Okul yöneticilerinin görevi de yalnızca mevzuatı uygulamak ve belgeleri tamamlamak değildir.
Okulda güven, adalet ve huzur ortamı oluşturmak yöneticiliğin en önemli tarafıdır.
Öğretmenin kendisini değerli hissettiği, öğrencinin güvende olduğu, velinin okulun karşısında değil yanında durduğu bir ortam oluşturulduğunda eğitim gerçek anlamda güçlenir.
Yeni eğitim öğretim yılında bir başka önemli konu da çocuklara yüklediğimiz aşırı beklentiler olmalıdır.
Her çocuk aynı hızda öğrenmez.
Her çocuk aynı alanda başarılı olmak zorunda değildir.
Bir öğrencinin başarısını sürekli başka öğrencilerle kıyaslamak, çocuğun özgüvenini geliştirmek yerine çoğu zaman zedeler.
Çocuğun yeteneğini görmek, onu doğru alana yönlendirmek ve gelişimini kendi süreci içinde değerlendirmek çok daha sağlıklıdır.
Okullar açılıyor.
Bu yıl çocuklarımızdan çok şey beklemeden önce yetişkinler olarak kendimize de bazı sorular sormalıyız.
Çocuğumuza nasıl örnek oluyoruz?
Öğretmene gerçekten değer veriyor muyuz?
Okulu yalnızca diploma alınan bir yer olarak mı görüyoruz?
Çocuğumuzun iyi bir meslek sahibi olmasını istediğimiz kadar iyi bir insan olmasını da önemsiyor muyuz?
Belki de eğitimle ilgili en büyük değişim tam burada başlamalıdır.
Çünkü okul, toplumdan bağımsız değildir.
Evde ne varsa bir süre sonra sınıfta da onu görürüz.
Sokakta ne varsa okul bahçesinde de karşılaşırız.
Toplumda hangi değerler güçleniyorsa çocuklarımız da onları taşır.
Bu yüzden eğitim meselesi yalnızca Milli Eğitim Bakanlığının, öğretmenin veya okul müdürünün meselesi değildir.
Hepimizin meselesidir.
Yeni eğitim öğretim yılı başlarken çocuklarımızın çantasına yalnızca kitap koymayalım.
Sorumluluk da koyalım.
Saygı da koyalım.
Merhamet de koyalım.
Çalışkanlık da koyalım.
Ve en önemlisi iyi insan olmanın değerini koyalım.
Çünkü yıllar sonra bugünkü sınav sorularının çoğu unutulacak.
Ama çocuğun kazandığı karakter onunla birlikte yaşayacak.
Okullar açılıyor.
Aslında yalnızca kapılar açılmıyor.
Bir ülkenin geleceği yeniden sıralara oturuyor.
O geleceğe ne vereceğimiz ise bugün vereceğimiz kararlarla şekillenecek.