Bazen bir olayın kendisinden daha ağır olan, o olayın bize hatırlattığıdır.
Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde yaşananlar da böyle bir olaydır.
Şırnak’tan fındık hasadı için bölgeye giden mevsimlik tarım işçileriyle ilgili yaşanan tartışma, bugün hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir noktaya gelmiştir. Resmî açıklamalarda olayın iki aile arasında yaşanan münferit bir anlaşmazlıktan kaynaklandığı belirtiliyor ve adli soruşturmanın sürdüğü ifade ediliyor. Ancak kamuoyuna yansıyan görüntüler, işçilerin anlatımları ve saldırı iddiaları da ayrıca ciddiyetle araştırılmayı gerektiriyor.
Çünkü mesele yalnızca bir tartışma değildir.
Mesele, bir insanın başka bir insanı ne kadar kolay “öteki” haline getirebildiğidir.
Bir çeşme başında başlayan tartışma elbette olabilir. İnsanlar arasında anlaşmazlık da çıkabilir. Çocuklar kavga edebilir, büyükler birbirine tepki gösterebilir. Bunların tamamı hayatın içerisinde vardır.
Ama tartışmanın ötesine geçip bir insanı memleketi, kimliği, dili veya geldiği yer üzerinden aşağılamak başka bir şeydir.
Hele ki işin içine taş atmak, topluca saldırmak, kadınların ve çocukların bulunduğu araçları hedef almak gibi iddialar giriyorsa, artık hepimizin durup düşünmesi gerekir.
Çünkü taş sadece bir cama değmez.
Bazen bir çocuğun hafızasına değer.
Bazen bir annenin korkusuna değer.
Bazen yıllarca unutulmayacak bir cümleye dönüşür.
Ve bazen de toplumun vicdanında derin bir yara açar.
Biz misafire böyle mi davranırdık?
Bizim Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çok güçlü bir gelenek vardır.
Kapımıza gelen insanın önce kimliğini sormayız.
Nereden geldiğini sormadan önce “Aç mısın?” diye sorarız.
Soframıza oturan insanı misafir biliriz.
Yolcuyu yolcu biliriz.
Emeği için memleketinden kalkıp gelen insanı ise başımızın üstünde tutarız.
Çünkü bizde misafirlik sadece bir gelenek değildir.
Bir ahlaktır.
Bir insanlık ölçüsüdür.
Bir evin kapısını açmak, aslında o evin sahibinin kim olduğunu da gösterir.
İşte tam da bu yüzden Zonguldak’ta yaşananları konuşurken herhangi bir bölgeyi, herhangi bir halkı veya herhangi bir toplumu toptan suçlamak doğru değildir.
Zonguldak halkının tamamını birkaç kişinin davranışı üzerinden değerlendirmek ne kadar yanlışsa, Doğu’dan gelen insanları da birkaç olay üzerinden değerlendirmek o kadar yanlıştır.
Suçun kimliği olmaz.
Masumiyetin de kimliği olmaz.
Bir yanlış yapan varsa hukuk önünde hesabını vermelidir.
Bir saldırıya uğrayan varsa devlet onun güvenliğini sağlamalıdır.
Hepsi bu kadar basit.
Emek için giden insanın kimliği olmaz
O insanlar oraya kavga etmeye gitmedi.
Ekmek parası için gittiler.
Fındık toplamak, alın teri dökmek, çocuklarının rızkını kazanmak için gittiler.
Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna giden mevsimlik işçiler, bu ülkenin ekonomisinin görünmeyen emekçileridir.
Onların ellerindeki nasır, bu ülkenin sofralarına ulaşan ürünlerin hikâyesidir.
Dolayısıyla bir insanın emeğine saygı göstermek, aslında kendi soframıza saygı göstermektir.
Bugün Zonguldak’a giden bir işçi yarın başka bir şehre gidebilir.
Bugün Şırnak’tan gelen bir aile yarın başka bir ilin insanını ağırlayabilir.
Çünkü Türkiye hepimizin ortak evidir.
Çocuklara ne öğretiyoruz?
Beni bu olayın en çok düşündüren taraflarından biri de çocukların bu tür görüntülerin içerisinde bulunmasıdır.
Çünkü çocuklar nefretle doğmaz.
Çocuklar birbirinin memleketini bilerek dünyaya gelmez.
Çocuklara “Sen bizdensin, o bizden değil” düşüncesini büyükler öğretir.
Bu nedenle yetişkinlerin her kavgası, çocukların geleceğine bırakılmış bir mirastır.
Bugün bir çocuğun önünde başka bir insana taş atılırsa, yarın o çocuk başka bir çocuğa taş atmayı normal görebilir.
Bizim buna izin vermememiz gerekiyor.
Çünkü çocuklarımızın birbirine memleket sormadan oyun oynayabildiği bir Türkiye bırakmak zorundayız.
Devletin görevi açıktır
Bu olayın gerçeği neyse ortaya çıkarılmalıdır.
Kim ne yaptıysa belirlenmelidir.
Eğer hakaret varsa soruşturulmalıdır.
Eğer saldırı varsa soruşturulmalıdır.
Eğer ırkçı ifadeler kullanıldıysa bunun da üzeri örtülmemelidir.
Ama aynı zamanda başlangıçta yaşanan tartışmanın bütün boyutları da objektif biçimde ortaya konulmalıdır.
Çünkü adalet, bir tarafın öfkesini diğer tarafın öfkesiyle değiştirmek değildir.
Adalet, gerçeği bulmaktır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur.
Gerçeğin ortaya çıkması, insanların güvenliğinin sağlanması ve kimsenin kimliği nedeniyle kendisini tehdit altında hissetmemesi.
Birbirimizin memleketine misafiriz
Belki de artık birbirimize yeniden hatırlatmamız gereken en basit cümle şu:
Bu ülkenin hiçbir köşesi diğerinden daha fazla bizim değildir.
Şırnak da bizimdir.
Zonguldak da.
Bitlis de bizimdir.
İstanbul da.
Trabzon da.
Diyarbakır da.
İnsanımız nerede doğarsa doğsun, bu ülkenin vatandaşıdır.
Ve bir insan başka bir şehre çalışmaya gittiğinde, orada yabancı değil; bu ülkenin bir evladıdır.
Bizim asıl sınavımız da burada başlıyor.
Misafir geldiğinde kapımızı açmak kolaydır.
Asıl mesele, bizden farklı gördüğümüz insanın da hakkını koruyabilmektir.
Çünkü misafirperverlik yalnızca bize benzeyene gösterildiğinde misafirperverlik değildir.
İnsanlık, farklı olana gösterildiğinde anlam kazanır.
Zonguldak’ta yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılmasını diliyorum.
Kim haklı, kim haksız; hukuk ortaya çıkarsın.
Ama biz bugünden bir ders çıkaralım:
Bir tartışmayı büyütmeyelim.
Bir çocuğun önünde nefret üretmeyelim.
Bir insanın memleketini hakaret sebebi yapmayalım.
Ve hiçbir insanı, ekmeğini kazanmak için geldiği bir yerde korkuyla yaşatmayalım.
Çünkü bazen bir taş sadece bir cama çarpar.
Ama bazen o taş, hepimizin ortak vicdanına çarpar.
Ve o taşın düştüğü yerde insanlığımızın ne kadar sağlam olduğunu görürüz.