Bitlis yalnızca üzerinde yaşadığımız bir şehir değildir. Bitlis; tarihiyle, inancıyla, gelenekleriyle, aile yapısıyla, gölüyle, dağıyla ve binlerce yıllık hafızasıyla bize bırakılmış büyük bir emanettir.

Tatvan’ın sahilleri, Ahlat’ın tarihî dokusu, Adilcevaz’ın sakin kıyıları ve Nemrut Krater Gölü, yalnızca bugünün insanlarına ait değildir. Bu değerler, gelecek nesillerin de hakkıdır.

Son yıllarda özellikle yaz aylarında Tatvan, Ahlat, Adilcevaz ve Nemrut Krater Gölü çevresinde ciddi bir yoğunluk yaşanmaktadır. Farklı illerden gelen insanların bölgeyi ziyaret etmesi, burada tatil yapması ve şehrimizin güzelliklerini tanıması elbette değerlidir. Ancak ziyaretçi sayısının artmasıyla birlikte çevre kirliliği, düzensiz kullanım, denetimsiz piknik alanları, gelişi güzel ateş yakılması, araçların doğal alanlara kadar girmesi ve çöplerin doğaya bırakılması artık görmezden gelinemeyecek bir seviyeye ulaşmıştır.

Van Gölü’nün kıyıları plastik şişelerle, yiyecek ambalajlarıyla, cam kırıklarıyla ve izmaritlerle kirletilmektedir. Nemrut Krater Gölü çevresinde doğanın sessizliği, bilinçsizce yapılan etkinliklerle bozulmakta; insanlar yalnızca birkaç fotoğraf çekmek, sosyal medyada paylaşım yapmak veya günübirlik eğlenmek uğruna eşsiz bir tabiat alanına zarar verebilmektedir.

Burada mesele insanların nereden geldiği değildir. Mesele, geldikleri yere nasıl davrandıklarıdır.

Kim olursa olsun, Bitlis’e gelen herkes bu şehrin kurallarına, kültürüne, doğasına ve insanına saygı göstermek zorundadır. Tatil yapmak, çevreyi kirletme hakkı vermez. Bir şehirde mülk satın almak, o şehrin tarihini ve toplumsal hassasiyetlerini yok sayma özgürlüğü sağlamaz. Özgürlük, başkasının yaşam alanını kirlettiği ve toplumun huzurunu bozduğu yerde sona erer.

Bugün bölgede yalnızca çevresel değil, kültürel ve toplumsal bir değişim de yaşanmaktadır. Aile büyüklerine karşı kullanılan dildeki sertlik, kamusal alanlarda rahatsız edici davranışların artması, sokaklarda yüksek sesle müzik dinlenmesi, alkol şişelerinin sahillere bırakılması, toplumun genel hassasiyetlerini dikkate almayan tutumlar ve gündelik konuşmadaki kabalaşma, halkın önemli bir bölümünü huzursuz etmektedir.

Bir toplumun inançlarına, geleneklerine ve ahlaki değerlerine saygı göstermek gericilik değildir. Tam tersine bu saygı, birlikte yaşamanın temel şartıdır. Her şehir kendi kimliğiyle güzeldir. Tatvan’ı başka bir şehrin kopyasına dönüştürmek, Ahlat’ın vakarını sıradanlaştırmak, Adilcevaz’ın huzurunu bozmak ve Nemrut’un doğallığını tüketmek ilerleme değil, açık bir kültürel kayıptır.

Ancak bu mesele öfkeyle, nefretle veya insanları geldikleri yere göre sınıflandırarak çözülemez. Böyle bir dil toplumsal gerilimi büyütür, masum insanları hedef hâline getirir ve şehirde geri dönüşü zor kırılmalara yol açar. Yapılması gereken, kişi ve bölge ayrımı yapmadan kuralları herkese eşit biçimde uygulamaktır.

Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz sahillerinde düzenli zabıta ve çevre denetimleri yapılmalıdır. Çöp atanlara, doğal alanlara araçla girenlere, ateş yakma yasağını ihlal edenlere ve çevreyi kirleten işletmelere ağır para cezaları uygulanmalıdır. Nemrut Krater Gölü’ne günlük ziyaretçi sınırı getirilmeli, araç girişleri kontrol altına alınmalı, belirli alanlar dışında piknik yapılmasına izin verilmemelidir.

Bölgedeki kontrolsüz yapılaşma ve plansız yerleşim de ayrıca ele alınmalıdır. Mülk edinme hakkı insanların doğduğu yere göre sınırlandırılamaz. Fakat imar yoğunluğu, altyapı kapasitesi, su kaynakları, çevresel taşıma kapasitesi ve bölgenin doğal yapısı dikkate alınarak yeni yapılaşmalara ciddi sınırlamalar getirilebilir. Sahil şeritleri ve koruma alanları ranta açılmamalı, kaçak yapılar ve ruhsatsız işletmeler konusunda taviz verilmemelidir.

Kısa süreli kiralamalar, günübirlik tesisler, kamp alanları ve karavan bölgeleri kayıt altına alınmalıdır. Her işletme, oluşturduğu atığın sorumluluğunu taşımalıdır. Temizlik yalnızca belediyenin görevi olarak görülmemeli, kirletenin bedel ödediği bir sistem kurulmalıdır.

Aynı şekilde kamusal alanlarda toplumun huzurunu bozan davranışlara karşı da açık ve eşit kurallar uygulanmalıdır. Sahiller, parklar ve mesire alanları kimsenin sınırsız eğlence alanı değildir. Bu bölgeler çocukların, ailelerin, yaşlıların ve şehri sessizlik içinde yaşamak isteyen insanların da ortak mekânıdır.

Yetkililer bu sorunları küçük görmeye devam ederse halkın öfkesi büyüyebilir. İnsanların kendilerini sahipsiz hissettiği yerde söylentiler, toplumsal kutuplaşma, tartışmalar ve kavgalar çoğalır. Bu nedenle mesele, şiddet ortaya çıktıktan sonra güvenlik tedbiri almak değil, şiddete zemin hazırlayan düzensizliği bugünden ortadan kaldırmaktır.

Bitlis misafirperverdir ancak sahipsiz değildir.

Van Gölü herkese açıktır ancak kimsenin çöplüğü değildir.

Nemrut Krater Gölü ziyaret edilebilir ancak hoyratça tüketilemez.

Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz gelişmelidir ancak gelişme adı altında kimliğini, huzurunu ve doğasını kaybetmemelidir.

Bu şehirde yaşamak veya bu şehri ziyaret etmek isteyen herkes aynı sorumluluğu taşımaktadır: Doğaya zarar vermemek, toplumsal değerlere saygı göstermek, çevreyi temiz bırakmak ve ortak yaşamın kurallarına uymak.

Artık iyi niyetli çağrıların ötesine geçilmelidir. Denetim, yaptırım, çevre koruma planı, ziyaretçi yönetimi ve sürdürülebilir şehirleşme politikaları gecikmeden hayata geçirilmelidir.

Çünkü Van Gölü kirlenirse yalnızca suyumuzu değil, hafızamızı da kaybederiz. Nemrut zarar görürse yalnızca bir tabiat alanını değil, çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli miraslardan birini tüketmiş oluruz.

Şehirler, onları sevenlerin sessizliğiyle değil; koruyanların cesaretiyle ayakta kalır.