Türkiye İstatistik Kurumu’nun yılın son çeyreğine ilişkin işgücü verileri bir gerçeği yeniden ve sert biçimde yüzümüze çarptı: 15–34 yaş grubundaki 24,1 milyon gencin 6,5 milyonu ne eğitimde ne istihdamda.

Bu tablo yeni değil. Son beş yıldır benzer seviyelerde seyrediyor. Değişmiyor. Yerinden kıpırdamıyor. Hatta neredeyse kemikleşiyor.

Sorun Donmuşsa, Çözüm de Donmuş Demektir

Bir ülkenin gençliği yerinde sayıyorsa, aslında geriye gidiyordur. Dünya yapay zekâ devrimini konuşurken, biz milyonlarca gencimizi sistemin dışında tutuyoruz. Üstelik bu tablo geçici bir dalgalanma değil; kalıcı bir yapısal soruna işaret ediyor.

Bugün 15–34 yaş arası 6,5 milyon gencin üretim sürecinin dışında kalması sadece bireysel bir dram değil, millî bir kayıptır. Bu gençlerin her biri potansiyel bir mühendis, öğretmen, yazılımcı ya da girişimci olabilirken; atıl bırakılmış bir insan kaynağına dönüşüyor.

Türkiye’nin bugün sadece istihdama değil; yön duygusu güçlü, ahlâkî temeli sağlam, sorumluluk bilinci yüksek bir nesle ihtiyacı var. “İnançlı nesil” derken kastedilen; yalnızca bir kimlik değil, aynı zamanda çalışmayı ibadet bilen, üretmeyi vazife gören, ülkesine karşı sorumluluk hisseden davetçi gençliktir.

Üniversite Diploması: Ertelenmiş İşsizlik mi?

Aynı veriler başka bir çarpıcı tabloyu daha ortaya koyuyor: 2025’in son çeyreğinde 24 yaş altı üniversite mezunlarının yaklaşık yüzde 30’u işsiz. Sayı 378 bin. Bunun 267 bini kadın, 111 bini erkek. Kadınlarda işsizlik oranı erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek.

Bu tabloyu nasıl okuyacağız?

Üniversite artık nitelikli istihdama açılan kapı olmaktan çıkıp, kimi bölümlerde işsizliğin dört yıl ertelendiği bir bekleme salonuna mı dönüştü?

Türkiye uzun süredir yükseköğretimi nicelik üzerinden büyütüyor. Yeni üniversiteler, yeni fakülteler, binlerce kontenjan… Peki planlama? İhtiyaç analizi? Bölgesel istihdam projeksiyonu?

Her yıl binlerce iletişim, iktisat, işletme mezunu veriyoruz. Binlerce mimar, mühendis, öğretmen yetiştiriyoruz. Ama mezuniyet sonrasında karşılarına çıkan tablo çoğu zaman belirsizlik.

Devlet herkese iş vermek zorunda değildir; doğru. Fakat devletin planlama yapmak gibi bir sorumluluğu vardır.

Çalışmak İsteyene İş Çok” Sözü Gerçeği Örtüyor mu?

Ne zaman bu rakamlar dile getirilse, bir klişe hemen devreye giriyor:
“Türkiye’de çalışmak isteyene iş çok, gençler iş beğenmiyor.”

Bu söz kulağa pratik bir çözüm gibi geliyor. Ama gerçeği örtüyor.

Bir genç, yıllarca emek verip okuduğu alanda çalışmak istemesin mi? Bu beklenti lüks mü? Eğitim sistemi bir hayal satıp, mezuniyet sonrası “Her işi yap” diyorsa, burada bir çelişki yok mu?

Evet, gençlerin de gerçekçi olması gerekir. Ama sistemin de tutarlı olması gerekir.

Yapay Zekâ Çağı ve Daha Büyük Risk

Dünya artık yapay zekâ ile yeniden şekilleniyor. Otomasyon hızlanıyor. Rutin işler azalıyor. Yeni beceriler, yeni alanlar doğuyor.

Eğer bugün milyonlarca genç sistemin dışındaysa, yarın bu sayı azalacak mı?

Yapay zekâ doğru yönetilmezse düşük nitelikli iş alanlarını daha da daraltacak. Eğitim sistemi dönüşmezse gençler bu yeni ekonomiye adapte olamayacak. O zaman bugünkü tabloyu bile arar hâle gelmez miyiz?

Sorulması gereken soru şu:
Biz gençlerimizi geleceğin mesleklerine mi hazırlıyoruz, yoksa geçmişin diplomalarına mı?

Asıl Mesele: Nitelik

Türkiye’nin sorunu genç sayısı değil; gençliğin niteliği ve sistemin planlama eksikliğidir.

  • Mesleki eğitim ile sanayi arasındaki bağ ne kadar güçlü?
  • Üniversite kontenjanları istihdam projeksiyonlarına göre mi belirleniyor?

Bu sorulara net cevap veremiyorsak, mevcut tablonun değişmemesine de şaşırmamalıyız.

Gençlik Umudu Taşıyorsa…

Bir ülke gençliği kadar güçlüdür. Ama gençliği üretimden kopmuş bir ülkenin kalkınma iddiası zayıflar.

Mesele yalnızca işsizlik değildir. Mesele, bir neslin umudunu kaybetme riskidir.

Ve belki de asıl soru şudur:

Gençler gerçekten iş mi beğenmiyor; yoksa biz onlara gerçekten bir gelecek mi sunamıyoruz?

Bu soruyu sormadan, istatistiklere bakıp geçersek, yarın çok daha ağır bir tabloyla karşılaşabiliriz. Çünkü gençlik beklemez. Ya sisteme katılır ya sistemden kopar.

Ya gençliğimizi geleceğe hazırlayacağız ya da geleceksizliğin bedelini hep birlikte ödeyeceğiz. Tercih bizim.