Bir milletin geleceğini görmek isteyen, okullarına, aile yapısına ve çocuklarına baksın. Çünkü çocuk, yalnızca bugünün emaneti değil; yarının vicdanı, aklı, ahlakı ve karakteridir. Çocuğun zihnine kim dokunuyorsa, aslında toplumun geleceğine dokunuyordur. Bu yüzden mesele yalnızca eğitim meselesi değildir. Bu, aynı zamanda millî güvenlik, toplumsal ahlak, aile bütünlüğü ve insanlık meselesidir.
Bugün açıkça konuşmamız gereken ağır bir gerçek var: Çocuklar, denetimsiz yapıların, istismar odaklarının, sapkın düşüncelerin, ideolojik hesapların ve karanlık niyetlerin insafına bırakılamaz. Hiç kimse, hiçbir kurum, hiçbir çevre, hiçbir yapı; çocukların masumiyetini kendi düşüncesinin, çıkarının, ideolojisinin veya karanlık eğiliminin aracı hâline getiremez. Çocuk, üzerinde deneme yapılacak bir alan değildir. Çocuk, yönlendirilecek bir nesne değildir. Çocuk, korunması gereken bir emanettir.
Devletin en temel görevi, çocuğu korumaktır. Ailenin en temel sorumluluğu, çocuğa sahip çıkmaktır. Okulun en temel vazifesi ise çocuğu bilgiyle, ahlakla, değerle ve güvenli bir ortamla buluşturmaktır. Bu üç sacayağından biri zayıfladığında, araya tehlikeli eller girer. Denetimsizlik, boşluk kabul etmez. Ailenin görmediği, okulun fark etmediği, devletin düzenlemediği her alan; kötü niyetli kişi ve yapıların hedefi hâline gelir.
Bu nedenle çocuklarla temas eden herkes için çok daha ciddi, çok daha kapsamlı ve çok daha bağlayıcı yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Eğitim, kurs, dernek, vakıf, sosyal medya, spor, sanat, kültür faaliyeti adı altında çocuklara ulaşan her yapı şeffaf biçimde denetlenmelidir. Çocukların bulunduğu hiçbir alan “iyi niyet” varsayımıyla kontrolsüz bırakılamaz. İyi niyet elbette kıymetlidir; fakat çocuk güvenliği iyi niyete bırakılamayacak kadar ciddi bir konudur.
Çocuklarla çalışan kişilerin geçmişi, yeterliliği, pedagojik donanımı, sicili ve çocuk güvenliği bakımından uygunluğu titizlikle incelenmelidir. Bu yalnızca öğretmenler için değil; antrenörler, kurs görevlileri, servis personeli, gönüllüler, rehberlik adı altında çocuklara yaklaşan kişiler, dijital platformlarda çocuklarla iletişim kuran hesaplar ve sivil yapıların çocuk birimlerinde görev alan herkes için geçerli olmalıdır. Çocuğa temas eden herkesin denetlenmesi, özgürlüklerin kısıtlanması değil; masumiyetin korunmasıdır.
Bugün tehlike yalnızca okul kapısında değildir. Tehlike artık telefon ekranında, sosyal medya mesajlarında, çevrim içi oyun odalarında, sahte rehberlik hesaplarında, sözde özgürlük söylemlerinin arkasına saklanan karanlık yönlendirmelerde de karşımıza çıkmaktadır. Çocuğun ruhuna ulaşmak isteyen kötü niyetli kişi, artık duvar aşmak zorunda değildir; ekran üzerinden odasına girebilmektedir. Bu yüzden çocuk güvenliği yalnızca fiziki mekânlarla sınırlı düşünülmemelidir. Dijital çocuk güvenliği, artık ertelenemez bir devlet politikası hâline gelmelidir.
Burada hassas bir çizgiyi de doğru çizmek zorundayız. Hiçbir birey ya da topluluk, sırf kimliği, düşüncesi veya yaşam tarzı üzerinden hedef gösterilmemelidir. Hukuk devleti bunu kabul etmez. Ancak çocuğa zarar veren, onu istismar eden, yaşına uygun olmayan yönlendirmelere maruz bırakan, aileden ve okuldan koparmaya çalışan, zihinsel ve duygusal gelişimini bozan her fiil açıkça suç sayılmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Esas ölçü kimlik değil, çocuğa verilen zarardır. Esas mesele etiket değil, istismardır.
Bu noktada yasal düzenlemeler daha net olmalıdır. Çocuklara yönelik her türlü istismar, manipülasyon, ideolojik baskı, mahremiyet ihlali ve yaşına uygun olmayan yönlendirme karşısında caydırıcı hükümler getirilmelidir. Çocuklarla çalışan kurumların ruhsat, izin, denetim ve sorumluluk süreçleri sıkılaştırılmalıdır. Denetim yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalı; sahada, okulda, yurtta, kursta, dernekte, dijital ortamda ve sosyal faaliyetlerde etkin biçimde uygulanmalıdır.
Ailelerin bilgilendirilmesi de en az yasal düzenlemeler kadar önemlidir. Anne baba, çocuğunun hangi içeriklere maruz kaldığını, kimlerle iletişim kurduğunu, hangi faaliyetlere katıldığını ve hangi çevrelerin etkisi altında olduğunu bilmek zorundadır. “Çocuktur, anlamaz” dönemi bitmiştir. Asıl çocuk olduğu için korunmalıdır. Çocuk anlamaz diye değil, çocuk incinir diye, çocuk etkilenir diye, çocuk kandırılabilir diye daha dikkatli olunmalıdır.
Okullar da bu konuda yalnız bırakılmamalıdır. Rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, öğretmenlere çocuk koruma, dijital riskler, istismar belirtileri ve erken müdahale konusunda düzenli eğitim verilmelidir. Okul yöneticileri, yalnızca evrak ve resmi yazı trafiği içinde boğulmamalı; çocuk güvenliği konusunda yetkiyle, destekle ve net mevzuatla donatılmalıdır. Çünkü okul, yalnızca ders yapılan yer değil; çocuğun güvenli limanıdır.
Bir toplum, çocuklarını koruyamadığı gün geleceğini kaybetmeye başlar. Çocukların ruhu örselendiğinde, yalnızca bir birey zarar görmez; ailenin huzuru, okulun güveni, toplumun ahlakı ve milletin yarını yara alır. Bu yüzden bu mesele ertelenemez. Bu mesele geçiştirilemez. Bu mesele “abartmayalım” denilerek hafife alınamaz.
Çocuklarımız sahipsiz değildir. Çocuklarımız, karanlık niyetlerin eline bırakılacak kadar değersiz değildir. Onlar bizim en temiz yanımız, en büyük sorumluluğumuz ve geleceğe bıraktığımız en kıymetli mirastır.
Bugün yapılması gereken bellidir: Çocukları koruyan güçlü yasalar, etkin denetim mekanizmaları, bilinçli aileler, donanımlı okullar ve tavizsiz bir devlet iradesi.
Çünkü çocuk masumiyeti, üzerinde pazarlık yapılacak bir alan değildir.
Çünkü çocuk güvenliği, kimsenin keyfine bırakılamaz.
Çünkü bir milletin yarını, bugünün çocuklarının kalbinde büyür.