Bazı yanlışlar vardır, önce masum bir heves gibi başlar; sonra büyür, çoğalır, alışkanlığa dönüşür ve en sonunda kimse “Biz ne yapıyoruz?” diye sormaz olur.
Son yıllarda okullarda düzenlenen mezuniyet törenleri de tam olarak böyle bir noktaya geldi. Bir zamanlar çocukların yıl sonu sevincini paylaşmak, emeklerini takdir etmek ve ailelerle güzel bir hatıra bırakmak için yapılan sade programlar, bugün birçok yerde kırmızı halıların, sahne ışıklarının, kuaför randevularının, profesyonel çekimlerin, pahalı kıyafetlerin ve sosyal medya gösterilerinin içine sıkıştırılmış durumda.
Ortada çocukların doğal başarısını kutlayan bir eğitim faaliyeti olmaktan çıkmış, neredeyse küçük yaşlara indirilmiş bir düğün, balo ve festival mantığı var.
Bunu açıkça söylemek gerekir: Anaokulu, ilkokul ve ortaokul düzeyinde yapılan abartılı mezuniyet törenleri pedagojik olarak da ekonomik olarak da doğru değildir.
Çünkü çocuk, her yıl “mezun oluyormuş” gibi sahneye çıkarıldığında gerçek mezuniyetin anlamı zayıflar. Her sınıf geçişi bir büyük törene dönüştürüldüğünde diploma heyecanı sıradanlaşır. Kep, cübbe, kırmızı halı, özel kıyafet, koreografi ve alkış tufanı çocukta doğal bir başarı duygusu değil, gösteriye bağımlı bir değer algısı oluşturur.
Oysa eğitim çocuğa şunu öğretmelidir: Değerli olmak için sahneye çıkman gerekmez. Başarılı olmak için pahalı kıyafet giymen gerekmez. Sevilmek için sosyal medyada görünmen gerekmez.
Bugün bazı mezuniyet programları maalesef çocukların sevincinden çok yetişkinlerin vitrini hâline gelmiştir. Öğrenciler sahnede, veliler kamerada, öğretmenler paylaşım telaşında, okul ise farkında olmadan bir sosyal medya platosuna dönüşmektedir.
Şunu da dürüstçe kabul edelim: Birçok veli bu programlara gönülden değil, mecbur kaldığı için katılıyor. Çocuğu üzülmesin diye, “Herkes almış, biz de alalım” baskısıyla, “Sınıfta mahcup olmasın” düşüncesiyle harcama yapıyor. Elbise, ayakkabı, kuaför, fotoğraf, video, salon, süsleme, yemek, ulaşım derken yıl sonu sevinci aile bütçesinde sessiz bir yaraya dönüşüyor.
Eğitim hiçbir çocuğun ekonomik durumunu görünür kılacak bir yarış alanı değildir. Okul, imkânı olanın parladığı, imkânı olmayanın içine kapandığı bir sahneye dönüştürülemez. Hele hele ilkokul çağındaki bir çocuğun hatırası, velisinin cüzdan gücüyle ölçülemez.
Bir başka sorun da duygunun abartılmasıdır. Bazı törenlerde çocukların ağlatılması, kurdele kesme sahneleriyle vedaların dramatize edilmesi, öğretmen-öğrenci ilişkisinin doğal sınırlarını aşan teatral görüntüler oluşturulması doğru değildir. Çocukların duyguları yetişkinlerin sahne etkisi için kullanılmamalıdır.
Elbette öğretmen öğrencisini sever. Elbette öğrenci öğretmeninden ayrılırken duygulanır. Elbette dört yılın emeği kıymetlidir. Fakat eğitimde duygu vardır diye her duygu sahneye taşınmaz. Her veda gözyaşıyla büyütülmez. Her anı kameraya verilmez.
Çocuğun kalbine dokunmak başka şeydir, çocuğun duygusunu gösteriye çevirmek başka şeydir.
Bugün yapılması gereken bellidir. Anaokulu, ilkokul ve ortaokul düzeyinde mezuniyet adı altında yapılan abartılı törenlere açık ve net bir sınır getirilmelidir. Bu kademelerde “mezuniyet balosu” mantığı tamamen terk edilmelidir. Bunun yerine okul içinde, sade, masrafsız, öğrenci merkezli, pedagojik ölçülere uygun yıl sonu programları yapılmalıdır.
Bir çocuk şiir okuyabilir. Bir sınıf yıl boyunca yaptığı çalışmaları sergileyebilir. Öğrencilere katılım belgesi verilebilir. Velilerle kısa ve anlamlı bir buluşma düzenlenebilir. Öğretmen birkaç içten cümleyle öğrencilerine veda edebilir. Okul bahçesinde sade bir hatıra fotoğrafı çekilebilir.
Bu kadar.
Eğitim için bundan fazlası çoğu zaman ihtiyaç değil, gösteriştir.
İlgili kurumlar bu konuda yalnızca tavsiye vermekle yetinmemeli, uygulamayı sahada takip etmelidir. Okul dışı mekânlarda yapılan pahalı organizasyonlara, veliye maddi yük getiren uygulamalara, zorunlu kıyafet ve fotoğraf paketlerine, sosyal medya merkezli gösterilere açık şekilde izin verilmemelidir.
Okul yöneticileri bu konuda inisiyatif almalıdır. Öğretmenler iyi niyetle de olsa çocukları ve velileri ekonomik ya da duygusal baskı altında bırakacak uygulamalardan uzak durmalıdır. Veliler de “Çocuğum eksik kalmasın” kaygısıyla her abartıya razı olmamalıdır. Çünkü bazen çocuğu eksik bırakan şey sade bir tören değil, yetişkinlerin doyumsuz beklentileridir.
Mezuniyet elbette değerlidir. Fakat her geçiş mezuniyet değildir. Her başarı pahalı bir sahne istemez. Her hatıra sosyal medyada paylaşılmak zorunda değildir.
Çocuklarımızın en büyük ihtiyacı kırmızı halı değil, güvenli bir okul iklimidir. En kıymetli hatıraları pahalı kostümler değil, emeklerinin görülmesidir. En anlamlı alkış da kameralar için değil, yürekten gelen alkıştır.
Bu nedenle çağrımız nettir:
Anaokulu, ilkokul ve ortaokul kademelerinde abartılı mezuniyet törenleri son bulmalıdır. Okullar gösteri alanı değil, eğitim yuvasıdır. Çocuklar sahne dekoru değil, geleceğin emanetidir. Veliler müşteri değil, eğitim paydaşıdır.
Eğitim sadeleşmeden iyileşmez. Çocuk merkeze alınmadan tören anlam kazanmaz. Gösteriş geriye çekilmeden okulun asaleti yeniden görünür olmaz.
Artık bu mezuniyet çılgınlığına dur denilmelidir.
Çünkü mesele bir tören meselesi değildir.
Mesele, çocukluğun yetişkinlerin gösteriş hırsına teslim edilip edilmeyeceği meselesidir.
Eleştiri köşe yazısı