Yeni bir yıla girerken insan ister istemez durup düşünüyor. Takvim değişiyor ama hayat aynı ağırlığıyla devam ediyor.
Türkiye’de ve dünyada hissedilen ortak duygu artık çok net: yorgunluk. Umutsuzluk demek belki ağır olur ama insanların içindeki yük her geçen gün biraz daha artıyor.
Buna rağmen gözden kaçırmamamız gereken çok temel bir gerçek var:
Hâlâ ayaktayız.
Hâlâ konuşabiliyor, yazabiliyor, düşünebiliyor ve kendimizi ifade edebiliyoruz. Bunların her biri başlı başına büyük bir nimettir. İnsan çoğu zaman sahip olduklarını kaybetmeden fark edemiyor ama yaşamak bile tek başına bir umuttur.
Bugün insanlar olumsuzluklardan kaçmıyor; zaten her yerde karşılarına çıkıyor. Haberlerde, sosyal medyada, günlük sohbetlerde… Asıl aranan şey, bu karanlığın içinde nefes alınabilecek alanlar. Biraz sükûnet, biraz moral, biraz “yalnız değilim” hissi.
İşte Bitlis tam da bu duyguyu hatırlatan şehirlerden biridir.
Bitlis gösterişli değildir ama derindir. Gürültülü değildir ama güçlüdür. Soğuğuyla, taş duvarlarıyla, yokuşlarıyla insana sabrı öğretir. Orada hayat hiçbir zaman kolay olmamıştır; buna rağmen Bitlis insanı umudu terk etmemiştir. Çünkü Bitlis’te yaşamak, mücadeleyi kabullenerek yaşamaktır.
Tam da bu noktada Bitlis’in en büyük gücünün, insanların bir araya gelebildiği sivil zeminler olduğu unutulmamalıdır. Sivil toplum kuruluşları, dernekler ve gönüllü yapılar; yalnızca kurumsal yapılar değil, aynı zamanda insanların sosyalleştiği, dayanışmayı yeniden öğrendiği alanlardır. Bitlis’in geleceği, bu yapıların güçlenmesiyle; insanların konuşabildiği, üretebildiği ve birlikte düşünebildiği ortamların artmasıyla daha sağlam bir zemine oturacaktır.
Tarih bize şunu açıkça gösteriyor:
Hiçbir dönem kusursuz olmadı.Kötü yönetimler, zor şartlar, adaletsizlikler hep vardı. Dünya hiçbir zaman dört dörtlük bir yer olmadı. Ama insanlık, bütün bu zorluklara rağmen ayakta kaldıysa, bunu iyi niyetini ve dayanışmasını tamamen kaybetmediği için başardı.
Yeni yıldan mucizeler beklemek gerçekçi değil. Ama daha insani bir dil, daha fazla sahiplenme ve daha güçlü bir birlik duygusu mümkündür. Bitlis için de asıl ihtiyaç budur. İnsanların birbirine temas edebildiği, ortak aklın ve gönüllülüğün değer kazandığı bir sosyal iklim, şehrin yarınlarını da şekillendirecektir.
Belki de yapmamız gereken çok basit:
Karanlığı tekrar tekrar anlatmak yerine, bulunduğumuz yerde küçük bir ışık yakmak. Çünkü dünya yıkılmıyor; insan yoruluyor. Ve insan, en çok umutsuz kaldığında dağılıyor.
2026, Bitlis için büyük sözlerin değil; sağlam adımların, güçlü dayanışmanın ve toplumsal vicdanı önceleyen bir anlayışın yılı olabilir.
İyi kalmak hâlâ bir tercihtir.
Dayanışma hâlâ mümkündür.
Ve umut, her şeye rağmen, hâlâ bu topraklarda yeşerebilecek güçtedir.