BİTLİS EMİRİ AHMET FÂİK HAN İLE MEM Û ZİN

Bitlis Emiri Ahmet Fâik Han: Osmanlı Şiiri içinde varlık gösterdiği bilinmesine rağmen, İstanbul edebiyat merkezinden uzak, daha çok Bitlis ve bölgesinde şairler tarafından anılan bir Divan ve tasavvuf şairidir.

A
a

Ahmet Fâik’i önemli kılan en önemli unsurlardan birisi de; ünü dünyaya yayılmış olan, hakkında yüzlerce araştırma yapılan, makale yazılan, konferanslar düzenlenen, filmlere konu olmuş, Ahmed-i Hani’nin eseri olarak bilinen, Kürt mitolojik öyküsü, Mem û Zin Mesnevisini yeniden yazmış olmasıdır.

Bugün dünyanın birçok diline çevrilmiş olan Mem û Zin dendiği zaman, tartışmasız Ahmed-i Hani akıllara gelir. Oysa Bitlis’te doğmuş ve doğduğu yerde mezarı bulunan Bitlis Emiri Ahmet Fâik Han’ında bir Mem û Zin Mesnevisi bulunmaktadır. Şimdi sırasıyla Ahmed-i Hani’yi, Mem û Zini, Bitlis Emiri Ahmet Fâik Hanı, düşüncelerini, yaşadıkları dönemleri ve her iki mesneviyi birbirinden ayıran özellikleri üzerine küçük değerlendirmeler yapalım. Elbette ki muhteviyatı açısından konunun büyük olması nedeniyle, zannımca bir bilim kurulu olan Bitlis Eren Üniversitesinin bu konu hakkında mutlaka bir çalışma yapması gerekmektedir.

Ahmed-i Hani olarak bilinen Şeyh Ahmed bin İlyas El Hani; (1651-1707) Kürt’ler arasından çıkmış önemli bir mutasavvıf, arif, şair ve âlim birisidir. Mem û Zin; Botan Emiri Zeyneddin bin Abdal’ın kızı Zin (Zinnet) ile Mem (Mehmet) arasında geçen mecazi bir aşkın işlenmesini esas almanın yanı sıra; sosyal ve toplumsal olayları irdeleyen, Kurmanci lehçesiyle yazılmış bir manzum eserdir. Aynı zamanda; Klasik Kürt Edebiyatının bilinen ilk aşk mesnevisidir. Ahmed-i Hani, olayların Cizre’de geçtiği bu mesneviyi yazma amaçlarından birisi de; güçlü olan Farsça ve Türkçe dillerine karşı, Kürt dilinin edebi gücünü göstermek içindir.

Hakkari’nin “Hani” aşiretinden olan Ahmed-i Hani, Ağrı’nın Doğubeyazıt İlçesinde doğmuş; Bitlis, Urfa, Cizre, Mısır, Bağdat gibi şehirlerde eğitimini tamamlamıştır. 1695 yılında Cizre’de yazmış olduğu Mem û Zini yeni bir tarz ve söylem ile 60 bölüm ve 2656 beyitten oluşan mesnevi formuna dönüştürmüştür. Beslendiği alan ise; Memê Alan’dır. Kadim bir halk olan Kürtlerin, yüzyıllar öncesinden söylenegelen bir halk anlatısı olan Memê Alan; Kürt sözlü tarihinde farklı varyantları olan, halk hikâyesine doğru evirilmesiyle dost meclislerinde söylenen ve sözlü tarihin en büyük aktarıcısı olan “denjbej” aracılığıyla günümüze kadar aktarılan büyük bir aşk destanıdır. Halen bugün bile dengbejler, stranlarında Memê Alan klamlarını söylemektedirler. Yani bunun için ne Ahmed-i Hani’nin, ne de Ahmet Fâik’in Mem û Zin Mesnevisini bilmeye gerek yoktur.

[Yeri gelmişken bir hatıramı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bitlis, benim çocukluğumda kendi elektriğini üreten bir şehirdi. Sonra Keban Barajı devreye girince bu santralden vazgeçildi. Elektrik arızlarının günlerce sürdüğü uzun kış gecelerinde, Annem, kalabalık olan bizleri bir araya toplar, hikâyeler anlatırdı. Mem û Zin’in beslendiği Meme Alan, bu çirok ve hikâyelerden birisiydi. Uzak bir ülke olan Mağrip padişahı Mem’in, denizden çıkan ve uçan bir

de mitolojik atı vardı. Okuma yazması olsun olmasın, bölge insanı hemen herkes, bu ve benzeri hikâyeleri belleklerinde canlı olarak tutmuşlardır]

Mem û Zin’de: Kötülük, İki yüzlülük, fitne, fesatçılık, dalkavukluk iki sevgiliyi ayıran “Beko” da, doğruluk, iyilik, suçsuzluk, çaresizlik ise Mem ile Zin’de resmedilmiştir. Bizler halen güncel hayatımızda, fitne ve fesatçılık yapanları “BEKO-YE AWAN” olarak dillendiriyoruz.

Ahmet Fâik Han, doğum tarihi bilinmemekle birlikte, 1823 yılında ölmüştür. Var olan bilgilere göre Şerfhan’lardan olup, divan ve tasavvuf şiirleri yazmıştır. Kayıp bir divanı bulunmaktadır. İki yıl Bitlis Beyliğini yürüten Fâik, (bazı kaynaklarda bu süre altı ay olarak geçmektedir) Şems-i Bitlis-i (Hacı Mahmut Hoca 1715-1788) den etkilenerek emirliği bırakmıştır. Hem Nakşibendî, hem de Kadiri tarikatından olan Şems-i Bitlis-i ye intisap (bağlanma) ederek tasavvufa yönelmiştir. Evvelden şairler yazdıkları şiir ve mesnevilerini padişah, paşa ve devlet adamlarına sunarken, Ahmet Fâik ise, mesnevisini mürşidi olduğu Bitlis’in güneşi olarak kabul edilen Şems-i Bitlis-i’ ye atfen yazmıştır. Divan ve tasavvufi şiirlerini Türkçe yazan Ahmet Fâik, şiirlerinde “Fâikâ/Fâik” mahlasını kullanmıştır.

Bitlis Emiri Ahmet Fâik Han, 41 bölüm ve 1923 beyitten oluşan Mem û Zin Mesnevisini, 1730 yılında tamamlamıştır. Her iki mesnevinin teması ortak iken, üslup ve biçim yönünden birbirinden farklıdır. Fâik, mesnevisini Fuzuli’nin Leyla İle Mecnun Mesnevisinden örnek alarak yazmıştır ve beşeri bir aşktan ilahi bir aşka yükselişi anlatır. Osmanlı şiir dünyasını iyi özümseyen Ahmet Fâik, Mem û Zini, şairane bir üslup kullanarak yeni metin ile yorumlamıştır. Ahmed-i Hani’nin orijinal metninde geçen birçok beyiti, kendi mesnevisinde kullanmayan, aksine yeniden bağımsız beyitler söyleyerek zamanın ruhuna göre yeniden yorumlamıştır. Bitlis, olayın geçtiği yer olmamasına rağmen, Fâik, bir beyitinde hikâyenin kötü kahramanı Beko’yu, Bitlis kargasına ve Bitlis’in en kötü adamına benzetmektedir.

Etti ana ey gurab-ı Bitlis

Vey bais-i fitne misl-i iblis

- Ey Bitlis’in kargası

- Ve ey şeytan gibi fitneler koparan uğursuz

Birçok şiirinde Şeyhi Şems-i Bitlis-i’den bahsettiği gibi, Mem û Zin Mesnevisinde de şeyhinden söz eder. Okurun gözünden kaçmaması gereken diğer bir özelliği ise; Fâik’in Kürtçe, Türkçe ve Farsça icra edilen klasik edebiyatın estetik dünyasına vakıf bir şair olmasıdır. Diğer bir bilgiye göre, bu mesnevinin üzerinden 13 yıl geçtikten sonra Ahmed-İ Hani’ye nazire (Divan Edebiyatında, bir şairin, şiirine aynı vezin ve kafiye ile verilen cevap) yaparak telif bir Mem û Zin daha kaleme almıştır.

Ahmet Fâik, bazı kaynaklarda Selim Han’nın torunu olduğu bilgisi bulunmasına rağmen, Şerefhanlar silsilesinde üç Ahmet Fâik’ten söz edilir. Bu durum bazı araştırmacıları

yanıltmaktadır. Bilhassa Mesnevinin yazıldığı tarihlerle ilgili çelişkili ifadelerle kafa karışıklığına neden olmaktadır. Gerçek şu ki Fâik, Şems-i Bitlis-inin mürididir. Kesin olmakla birlikte şeyhinin ölüm tarihi 1788’tir. Dönemin tahvil defterlerine göre 1788 tarihinde Bitlis İdaresi için merkezden atanan Selim Han zade Fâih Ahmet Han ismi geçmektedir. Emirliği bırakarak Şems-i Bitlis-i’ye bağlanmıştır. Bilgilere göre Kurubulak Semtinde bulunan eski adı Nuhiye Medresesi olarak geçen, Kurubulak Camisinin bahçesinde mezarı bulunmaktadır.

Ahmet Fâik, bir beyitinde şöyle der: “Ey Fâik, sen her ne kadar tanınmamış bir şair isen de, değerli öğütlerinle dünyaya inciler saçmaktasın. Amma; senin değerli öğütlerini kim dinler? Sen kendin söyle, kendin dinle…” diyerek mütevazı yaşamı boyunca gözlerden uzak, halkın gönlünde taht kurmuş, kendi isteği üzerine ölümünden sonra mezarı yapılmamıştır. Yapılan araştırmalarda Ahmet Fâik’in Mem û Zin Mesnevisi, iki nüsha olarak tespit edilmiştir. Birincisi; Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, “Yazma Bağışlar” bölümünde, İkincisi; Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde bulunmaktadır. Yazar Sırrı Dadaşlıgil, Ahmet Fâik’e ait Mem û Zin Mesnevisini, 1969 yılında yayımlamış olup, Bitlis İl Halk Kütüphanesinin envanter defterine “21248” demirbaş ile kaydedilmiştir.

Bitlis, her yönüyle araştırılmaya değer, “Marka Şehir” olabilecek konuma sahip bir “Müze Şehir”dir. Akademik bilim kurullarına fazlasıyla malzeme sunabilecek zengin potansiyele sahip olmasının yanı sıra, unutulmuş, kaybolmuş geçmişiyle mutlaka gün yüzüne çıkarılması gereken bir değerdir.

Kurubulak Semtinde bulunan ve şuan yıktırılmış olan karakolun yeri ve alanı “AHMET FÂİK HAN KÜLTÜR PARKI” olarak değerlendirilmesi, yeni bir yaşam alanı olarak tasarlanması, Bitlis’e yakışan bir kazanım olacaktır. Bu projeyi Bitlis Belediye Başkanı; Nesrullah Tanğlay’a aktardığımda; “yapılacak olan bir projenin içine entegre edebileceklerini” belirttiler. 2020 yılında “AHMET FÂİK HAN KÜLTÜR PARKI”ında; Mem û Zin ve şiir sohbetlerinde buluşmak ümidiyle saygı ve sevgilerimi sunarım.

 


arşiv HABER ARŞİVİ
BİTLİS HABER13 YORUM KURALLARI
Haber İhbarı
Bitlis Nöbetçi Eczaneleri

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Siteadi harici linklerin sorumluluğunu almaz.