Fransız Avcının Çadırı

Bir günler, bey takımı içinde avcılık tutkusu olan bir avcı varmış Fransa' da. Attığını vurmak kolay değil, boşa atmak da heves kırıcı ya; ormanlarda, daha kuşlar yumurtadayken, geniş alanlar üstüne çadır gererlermiş.

A
a

Uçuş denemelerine başlayıp da yükselince çadıra çarpıp düşe havalana büyüyen kuşlar öylesine koşullanırlarmış ki, av mevsimi gelip de çadır kaldırılınca belirli yüksekliğin üstüne uçamazlar, kolayca vurulurlarmış.

Bunu neden mi anlatım? Çünkü maalesef bu çadır, birçok insanın bilinçaltına daha çocukluk evresinde örülüyor.

Bu psikolojik çadır, insanların bilinçaltına henüz çocukluk evresinde, anne-babalarının sürekli olumsuz söylemlerine maruz kalınarak örülmektedir. Özellikle korku kültürünün egemen olduğu toplumlarda dolayısıyla ailelerde, çocuklar maalesef tehdit, şiddet, baskı ve korku diliyle yetiştirilir. İşte bu yetiştirme dili, insanların beynine çok derin paslı izler bırakır. 

Dahası başarı duygusu takdir edilmek yerine, tam aksine her fırsatta ahmak, pısırık, gerizekalı ve işe yaramaz gibi negatif ifadelerle çocuklara "yetersizlik duygusu" enjekte etmek, çocukların bilinçaltına kalın çadırlar örmek demektir. 

Bu şekilde bilinçaltına örülen bu pisikolojik çadır; kişinin zekâsına, yeteneğine, kapasitesine kısacası potansiyeline zincirler vurur.

Bu zincirin oluşturduğu paslı izleri, insanların ömür boyu silmeleri mümkün olmayabiliyor. Çünkü bu problemli dil ile ruhu hasarlanan çocuklar, kendilerini "değersiz" hissetmekle birlikte, öğrenilmiş çaresizliğin pençesine de düşmektedirler.

Nitekim öğrenilmiş çaresizlik, başarılı olmayı engeleyen en yüksek zihinsel bariyerdir. Zira öğrenilmiş çaresizlik, insanda başarma potansiyeli mevcut olduğu halde, başarma ümidini ve inancını yitirme halidir.

Olumsuzsuz söylemler ve talihsiz yaşantılarla oluşan öğrenilmiş çaresizlik ve atalet duygusu, bir kişinin kendisindeki "cevheri" fark etmesini imkansızlaştırır.

Anne-babalar tarafından kullanılan bu olumsuz ve sorunlu dille insanlar, başaramama korkusuna ve duygusuna teslim olurlar. Kayıp etmekten korkulduğu için hiç birşeyi denemeyi göze almazlar. Daha doğrusu, "ya başaramasam ve rezil olursam" endişesiyle hiçbir şeyi,  denemek istemezler. Hem de yapılabilecek potansiyel, kendilerinde mevcut olduğu halde... 

Durum böyle olunca, birçok kişi birilerine bağımlı ve güdümlü bir şekilde ömürlerini tüketirler.

Elbette istisna da olsa bireysel çabalarla bu çadırı yırtanlar var. Ama insanların  büyük çoğunluğu, bu çadıra teslim olmaktadır. 

Dolayısıyla azarlama dili ile çocuklarının bilinçaltına çadırlar ören anne babalar, çocuklarının girişimcilik ruhunu zedeleyip başarılı olmalarının önüne betondan duvarlar inşa ettiklerini bilmeliler.

Fransız avcının kurduğu çadırla uçma özelliğini yitirip kolay avlanan kuşlar gibi, olumsuz dille çocuklarınızı kanadı kırık yetiştirmeyin. 

Hele mezkûr hikâyede anlatıldığı gibi, nasıl ki öğrenilmiş çaresizlikle kuşlar, mavi gök yüzünde özgürce uçma özelliklerini yitirmişse, öğrenilmiş çaresizlik pençesine düşen insanlar da bütün "yetilerini" yitirecekleri için hayatları boyunca mutlu olamazlar.

Evet, ey anne -babalar, Fransız avcının yavru kuşlar üzerine ördüğü çadır misali, sizler de yavrularınızın üzerine, farkında olmadan olumsuz sözcüklerle çadırlar kurarak; silik, güdümlü ve özgüvensiz çocuklar yetiştirmemeniz dileğiyle...

 

arşiv HABER ARŞİVİ
Haber İhbarı

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Siteadi harici linklerin sorumluluğunu almaz.