Bugün karneler alınıyor. Çocuklar çantalarından yalnızca bir belge değil, koskoca bir dönemin yükünü, sevincini, kırgınlığını ve umudunu çıkarıp ailelerinin önüne koyacak.

O an, aslında bir muhasebe anıdır; fakat bu muhasebenin muhatabı yalnızca çocuklar değildir. En az onlar kadar, belki onlardan da fazla, biz büyükler bu tablonun içindeyiz.
Önümüzde iki haftalık bir tatil var. Bu süre, yalnızca dinlenme zamanı değil; aynı zamanda anlama, fark etme ve yeniden bağ kurma zamanıdır. Çünkü çocuk, notlardan ibaret değildir. Karne bir sonuçtur; süreç ise çok daha karmaşık, çok daha insani ve çok daha derindir.

Bir çocuğu notla tanımlamak, bir ağacı yalnızca meyvesiyle yargılamak gibidir. Oysa kökü, toprağı, suyu, rüzgârı ve güneşi hesaba katmadan yapılan her değerlendirme eksiktir. Çocuğun başarısını ya da başarısızlığını yalnızca rakamlarla ölçmek kolaydır; zor olan, onun dünyasını anlamaya çalışmaktır. Kolay olanı değil, doğru olanı tercih etmeliyiz.

Eleştirilmesi gereken çocuk değildir. Eleştirilmesi gereken varsa, o da davranıştır. Çünkü çocuk, kişiliğiyle değil, yaptığıyla değerlendirilmelidir. “Sen başarısızsın” demek bir etiketlemedir; “Bu davranış doğru değil” demek ise bir rehberliktir. İlki yaralar, ikincisi yol gösterir. İlki çocuğu içine kapatır, ikincisi onu büyütür.

Şunu unutmamak gerekir: Çocuklar, bize rağmen değil, bizi izleyerek büyürler. Evde ne görürlerse okulda onu taşırlar. Sabırsızlığı, öfkeyi, ilgisizliği ya da merhameti, adaleti ve saygıyı büyük ölçüde bizden öğrenirler. Çocukların davranışları çoğu zaman ailenin ve çevrenin aynasıdır. Aynaya kızmak yerine, aynada gördüğümüzü düzeltmek daha erdemli bir tutumdur.

Tatili bir “hesap sorma” dönemine çevirmek, çocuğun kalbine kapanması zor yaralar açabilir. Oysa bu iki hafta, birlikte vakit geçirmek, konuşmak, dinlemek ve çocuğun sesini duymak için büyük bir fırsattır. Sorgulamak yerine anlamaya çalışmak, kıyaslamak yerine destek olmak, tehdit etmek yerine umut vermek gerekir.
Unutmayalım: Bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey yüksek notlar değil, kendisine inanan yetişkinlerdir. Güvenilen çocuk ayağa kalkar, sevilen çocuk yolunu bulur, anlaşılan çocuk kendini inşa eder.

Bugün karneler alınıyor. Gelin, bu karneleri bir hüküm belgesi değil, bir rehber olarak okuyalım. Çocuklarımızı rakamların dar kalıplarına sıkıştırmayalım. Onları, oldukları hâliyle kabul edip, olabilecekleri hâle birlikte taşıyalım. Çünkü çocuklar geleceğimiz değil sadece; bugünden sorumlu olduğumuz en kıymetli emanetlerimizdir.