Eğitim meselesi, akşam haberlerinin satır arasına sıkıştırılacak, gündelik polemiklerin sığ sularında boğulacak bir konu değil. Çünkü eğitim; bir ülkenin sadece karnesi değil, hafızasıdır. İstikametidir.

Geleceğe attığı o en köklü imzadır. Bugün okul binalarına baktığımızda gördüğümüz şey sadece dört duvar, bir müfredat ya da bitmek bilmeyen sınav takvimleri olmamalı. O binaların içinde bir toplumun kendini nasıl tanımladığı, hangi değerlere yaslandığı ve aslında nasıl bir yarın hayal ettiği gizli.

Son yıllarda bir "dönüşüm" fırtınasının içindeyiz. Müfredatlar güncelleniyor, sınıflar dijitalleşiyor, ölçme sistemleri kabuk değiştiriyor. Güzel. Ancak şu can alıcı soruyu sormadan attığımız her adım, karanlıkta ıslık çalmaktan öteye gitmiyor: Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?

Sadece test çözen, optik form dolduran, puan biriktiren birer "başarı makinesi" mi; yoksa düşünen, itiraz edebilen, ahlakı pusula edinen ve sorumluluk alan bir nesil mi? Bilgi artık bir tık uzağımızda, evet. Ama bilgiye erişmekle, o bilgiyi bir hikmete, bir anlamlandırmaya dönüştürmek aynı şey değil. Asıl mesele, o devasa veri yığını içinde doğruyu yanlıştan ayırabilecek zihinsel olgunluğu evlatlarımıza kazandırabilmek. Unutmayalım; pedagojik bir ruhla harmanlanmayan teknoloji, çocuğun ufkunu açmaz; aksine dikkatini darmadağın eder.

Bu süreçte en ağır yük, sistemin en kritik aktörleri olan öğretmenlerimizin omuzlarında. Onlar sadece ders saatini dolduran "eğitim memurları" değil, bir ruhun inşasına refakat eden rehberlerdir. Fakat bugün öğretmenimiz; artan bürokratik yüklerin, sürekli değişen uygulamaların ve toplumsal beklentilerin kıskacında yorgun düşmüş durumda. Eğitimin kalitesinden bahsedeceksek, söze önce öğretmenin itibarından, motivasyonundan ve mesleki huzurundan başlamalıyız. Öğretmenin güçlü olduğu yerde okul ayağa kalkar.

En büyük yanılgımız ise eğitimi sadece sınav sonuçlarına indirgemek. Bir öğrencinin matematikten tam puan alması elbette kıymetlidir. Ancak adalet duygusu körleşmiş, empati kuramayan, komşusunun derdiyle dertlenmeyen bir "dahi", topluma ne katabilir? Eğitim, insanı bütüncül bir şekilde inşa etme sanatıdır. Bu sanatın bir diğer ortağı da ailedir. Okul tek başına mucize yaratamaz. Evdeki iklim ile okuldaki mesaj çelişirse, çocuk o çatlağın arasında kaybolur.

Artık şunu yüksek sesle söyleme vakti: Eğitim, kısa vadeli politik hesapların, günlük stratejilerin oyun alanı olamaz. Bugün alınan her karar, on yıllar sonrasının meyvesini ya da zehrini hazırlar. İhtiyacımız olan şey; sabır, istikrar ve ortak akıldır. Gelenekle bağı koparmadan yeniyi yakalamak, değerlerden ödün vermeden dünyayı okuyabilmek zorundayız.

Okulun kalbi yeniden, daha gür atmalı.
Biz sadece beton binalar değil, umut inşa etmeliyiz. Sadece müfredat değil, karakter yoğurmalıyız. Sadece başarı değil, erdem üretmeliyiz. Çünkü yarın, bugün attığımız adımların toplamından başka bir şey olmayacak.