Ankara aylarca NATO Zirvesi'ne hazırlandı. Aylar öncesinden yollar düzenlendi, kavşaklar yenilendi, kötü görüntüler brandalarla kapatıldı, güzergahlar çiçeklerle donatıldı, kentte tırların girişi yasaklandı, havaalanlarında uçuşlar kısıtlandı, güvenlik en üst seviyeye çıkarıldı. Trafik akışı değiştirildi, kamu kurumlarında izin planlamaları yapıldı, şehir adeta alarma geçti.

Türkiye, dünyanın en önemli güvenlik zirvelerinden birine ev sahipliği yaptı. Elbette bu organizasyonun diplomatik açıdan önemi vardır.

Ancak zirvenin ardından başlayan tartışmalar, yaşanan hediye krizleri, ABD’nin İran saldırısı, günlerce ülke gündeminin meşgul edilmesi….

Medyanın pohpohlayarak servis ettiği haberler…

NATO ülkeleri Türkiye'yi nasıl gördü?

Batı medyası hangi manşetleri attı?

Hangi lider Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hayran kaldı?

Türkiye'nin savunma sanayisi kimi endişelendiriyor?

Avrupa bundan sonra Türkiye'ye daha farklı bakacak mı?...

Bana ne NATO ülkelerinin, “güler yüzlü” vahşi Batı’nın nasıl baktığı!

Bir de meseleye güçlülerin gözünden değil, mazlumların penceresinden bakalım. O mazlumlar zirveyi nasıl gördü? Hangi beklentileri hayal kırıklığına uğradı?

Bombalar altında evladının parçalanmış bedenini kucağında taşıyan Gazzeli annenin bu zirveyi nasıl gördüğü beni ilgilendirir.

İşgal füzelerinin altında çocuklarını kaybeden İranlı anne ve babaların bu zirveye nasıl baktığı önemli.

Afganistan'da yıllarca süren işgallerin ardından yetim kalan milyonlarca çocuğun, dul bırakılan kadınların, uzuvlarını kaybeden mücahitlerin bu uluslararası toplantıya nasıl baktığı önemli.

Myanmar’da, Doğu Türkistan’da, Keşmir’de, Çeçenistan’da katliama uğrayan, diri diri yakılan kardeşlerimin nasıl baktığı beni ilgilendirir.

Irak’ta milyonlarca ölen mazlumların, Afrika’da açlıkla, Yemen’de hastalıkla mücadele eden çaresizlerin nasıl baktığı önemli.

Çünkü dünyanın en büyük zirveleri yapılırken, dünyanın en büyük acıları yaşanmaya devam ediyor.

Biz ne zaman güçlü oluruz?

Ne zaman ki bu zirveler, Gazze’ye düşün bombaları durdurduysa ne zaman Lübnan işgali engellendiyse ne zaman Myanmar’daki, Doğu Türkistan’daki zulmü sona erdirdiyse, ne zaman ki İran’a yönelik saldırılar durdurulduysa…İşte o zaman güçlüyüz. İşte o zaman Avrupa bizi kıskanır.

Yoksa, içerde güvenlik zirvesi, dışarıda çocuklar güvenlikten yoksun büyüyorsa, masalarda istikrar konuşulup, İslam coğrafyaların üzerine istikrarsızlık yağıyorsa, liderler gülüşürken, mazlumlar enkazların altında yakınlarını arıyorsa kimse GÜVENLİKTEN bahsedemez.

Barış masasında savaş kararları alınıyorsa, hangi GÜVENLİK devreye girecek? Eğer bize misafir olan haydut, evimizde kardeşimizi bombalamanın emrini verebiliyorsa, kusura bakmayın bize ne NATO’nun ne de Batı’nın bir faydası yoktur. Bizden ancak çıkarları vardır. Selam ve dua ile…