Yaşarken insanların kıymetini bilemiyoruz, öldüğünde herkesin kahramanı oluveriyor hemen. Ne acı, acıyı bile politize ederek adeta birbirimizi suçlama modundan çıkmıyoruz.

Herhangi bir olay olduğunda herkesin kendi ideolojik veya fikirsel ölçümü ile potansiyel suçlusu var. Aslında bu olayların ve durumların baş sorumlusu tamda bu sergildeğimiz tavırdır. Ne acı!

Tahir ELÇİ'nin ölümü ve katledilen iki polisimizin ardından neler denilemez ki?

Ama diyemiyorsunuz. Çünkü sizden önce, sizden farklı olarak seslerini yükselten birilerinin sesi her yeri kaplıyor.


Bir dakika bile olsa siyasi hesapları erteleyip,kendi ideolojik düşüncesini bir kenara atmayan, insan olduğunun duygusunu, yaşadığımız üzüntüyü yaşamaya bile fırsat vermeyen bir ahlak anlayışı ve iğrenç bir siyasi kültür var bu ülkede. Ne acı!

Acı da acı olmuyor doğal olarak. Elbette bunun bu kadar basit bir açıklama ile geçiştirmesi ile aşılacak bir konu değil. Çünkü insanların canı üzerinden kendi hareketlerini başarı altedenler tarihe karanlık damga ile vurulacaklarını bilmeleri gerekir.

Hepimizin bir dakika dahi kan ve gözyaşına tahamülü kalmadı, bu demek olmuyorki bir savaş çığırtkanlığı oluversin, bu barış çağrısı için millad olsun.

Yakılan ağıtları iyice dinliyorsunuz ve fark ediyorsunuz, aslında bütün o acı dediğimiz kendimizi teselli ettiğimiz şeylerin slogan olduğunu. O zaman herşey berraklaşıyor ve aslında ağıt diye duduklarımız birer siyasi slogan. Ne

Acı!

Sadece bazıları bunu doğru ve düzgün yapıyor, Bizim sorunumuz, bütün siyasi karşılıkları aşan ortak acının merkezine inme ve çözümler üretme.

Yüzü koyun yatarken, aslında hepimizin maskelenmiş o, sahte yüzlere bakmadan gidiyor ölen bedenler.

Onun ötesinde elbette ateş asıl düştüğü yeri yakıyor. Onun için hiç değilse onların hatırına biraz susmayı başarsak.