1992 yılında Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ülkede Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar arasında çatışmalar başladı. Bosna’daki savaşın temel hedeflerinden biri, Boşnak Müslümanların yaşadığı bölgeleri ele geçirmek ve bu bölgelerde demografik yapıyı değiştirmek oldu.
Sırp güçleri tarafından yürütülen saldırılar sırasında kuşatma altına alınan birçok şehir ağır bombardımanlara maruz kaldı. Srebrenitsa da bu süreçte stratejik öneme sahip bölgelerden biri haline geldi.
Birleşmiş Milletler, 1993 yılında Srebrenitsa’yı "güvenli bölge" ilan etti. Ancak bu karar, tarihin en büyük soykırımlarından birinin yaşanmasını engelleyemedi. Aksine, silahsızlandırılmış ve uluslararası koruma altında olduğu belirtilen şehir, 1995 yılında büyük bir katliama sahne oldu.
Temmuz 1995: Srebrenitsa’da insanlık tarihine geçen soykırım
11 Temmuz 1995 tarihinde General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp güçleri Srebrenitsa’ya girdi.
Şehirde bulunan binlerce Boşnak sivil, Birleşmiş Milletler bünyesindeki Hollandalı askerlerin koruması altındaki bölgeye sığındı. Ancak uluslararası güçlerin müdahale etmemesi sonucu Srebrenitsa savunmasız kaldı.
Sırp güçleri, kadın ve çocukları bölgeden ayırırken erkek ve erkek çocuklarını topladı. Günler içerisinde binlerce Boşnak erkek sistematik şekilde öldürüldü.
Katliam sırasında yaklaşık 8 bin 300’den fazla Boşnak Müslüman hayatını kaybetti. Cesetlerin izlerini kaybettirmek amacıyla toplu mezarlar açıldı, cenazeler farklı bölgelere taşındı ve delillerin yok edilmesine çalışıldı.
Srebrenitsa, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanan en büyük soykırım olarak kayıtlara geçti.
Güvenli bölgenin sessizliği: Dünya neden müdahale etmedi?
Srebrenitsa trajedisinin en acı yönlerinden biri sadece katliamın kendisi değil, uluslararası toplumun yaşananlara karşı sergilediği sessizlik oldu.
Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen bir yerde binlerce insanın öldürülmesi, uluslararası sistemin büyük bir başarısızlığı olarak değerlendirildi.
Dönemin Batılı ülkeleri, bölgede yaşanan gelişmeleri yakından takip etmelerine rağmen etkili bir müdahalede bulunmadı. Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin yeterli yetkiye sahip olmaması ve askeri müdahale konusunda isteksizlik göstermesi, katliamın önünü açtı.
Srebrenitsa, dünya kamuoyuna şu soruyu bıraktı:
"Uluslararası kuruluşlar gerçekten sivilleri korumak için mi vardır, yoksa siyasi çıkarların şekillendirdiği yapılar mıdır?"
Bu soru bugün Gazze başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan krizlerde yeniden gündeme gelmektedir.
Soykırımın arka planı: Etnik temizlik politikası
Srebrenitsa’da yaşananlar, sadece savaş sırasında meydana gelen rastgele bir saldırı olarak değerlendirilmedi.
Uluslararası mahkemeler, Srebrenitsa’da yaşananları Boşnak nüfusu bölgeden tamamen ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir planın parçası olarak ele aldı.
Sırp güçlerinin amacı, Bosna’nın doğusundaki Müslüman nüfusun varlığını sona erdirmek ve bölgenin demografik yapısını değiştirmekti.
Evlerinden edilen insanlar, toplama kamplarında işkence gördü, kadınlara yönelik sistematik saldırılar yaşandı ve binlerce kişi zorla göç ettirildi.
Srebrenitsa, bu politikanın en kanlı sembolü oldu.
Katliam sorumluları nasıl yargılandı?
Srebrenitsa katliamının ardından uluslararası kamuoyunun baskısıyla savaş suçlularının yargılanması için süreç başladı.
Birleşmiş Milletler tarafından kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, katliamın sorumlularını yargıladı.
Sırp siyasi liderlerinden Radovan Karadziç ve askeri komutanlardan Ratko Mladiç, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan mahkûm edildi.
Mahkeme süreçleri, Srebrenitsa’da yaşananların bireysel saldırılar değil, organize ve sistematik suçlar olduğunu ortaya koydu.
Ancak birçok mağdur yakını için verilen cezalar hiçbir zaman kaybettikleri yakınlarını geri getirmedi.
Bosna’da hâlâ kayıp kişilerin cenazeleri toplu mezarlardan çıkarılmaya devam ederken, binlerce aile yakınlarının akıbetini öğrenmeyi bekliyor.
Srebrenitsa: Zulüm karşısında insanlığın imtihanı
Aradan geçen yıllara rağmen Srebrenitsa’nın acısı kapanmış değil.
Her yıl 11 Temmuz’da binlerce kişi, katledilen yakınlarını anmak için Srebrenitsa’ya gelir. Yeni bulunan toplu mezarlar, geçmişte yaşananların unutulmadığını gösterir.
Srebrenitsa, dünyaya önemli bir uyarı bırakmıştır: Irkçılık ve nefret söylemi kontrol edilmediğinde büyük felaketlere dönüşebilir.
Bugün insanlık Srebrenitsa’yı anarken sadece geçmişi hatırlamamalı, benzer trajedilerin dünyanın herhangi bir yerinde tekrar yaşanmaması için sorumluluk almalıdır.
Çünkü Srebrenitsa’nın en büyük dersi şudur:
Bir yerde adalet yoksa, başka yerlerde de güvenli bir gelecek kurmak mümkün değildir.
Srebrenitsa, unutulmaya çalışıldıkça hatırlatılması gereken bir gerçekliktir.
Her yeni toplu mezar, her teşhis edilen kurban, yalnızca geçmişin değil, bugün hâlâ yaşanmakta olan adaletsizliklerin de bir hatırlatıcısıdır.




