Fakat içinde çıkamadığımız nokta şu. Bir türlü hastalığın zafiyetlerimizden, dünyevileşmemizden, rahatlığımızdan taviz vermeyişimizden kaynaklandığını kabullenemiyoruz. Bu manevi hastalıktan bizim de payımız olduğunu göz ardı ediyoruz. Öz eleştiriye kapalıyız. Biri bizi eleştirmeye kalktığında hemen sinyali kesiyoruz.
Karşı atağa geçiyoruz. Kendimizce haklıyız. Çok emek vermişiz, doğru olanı yapmışız. Hatta en doğrusunu yapmışız. Gençlerle ilgilenmişiz, ailelere nasihatlerde bulunmuşuz. Taziyelerine gitmişiz, düğününe gitmişiz, hastasına koşmuşuz. Benim camime, benim derneğime, benim tarikatıma gel demişiz. Demişiz de demişiz…
Ama bizi hiç dinlememişler. Onun için eleştirilmeyi hakketmiyoruz(!) Ne diye eleştirsinler bizi (!) Bu gençlik ifsat oluyorsa bizim suçumuz ne? Toplum rayından çıkmışsa bizim günahımız ne? Biz, bize düşen görevi yapmışız diyoruz ve bütün sorumluluğu üzerimizden atıyoruz.
Suçu da emperyalistlere yüklüyoruz. Böylece işin kolayına kaçıyoruz. Kendimizce de rahatlıyoruz. Çünkü toplumu biz değil, İslam düşmanları ifsat ediyor. Sosyal medya platformlarıyla toplumumuzu bozuyorlar. TV’deki ahlaksız programlarla gençliğimizi yozlaştırıyorlar. Yazılı medyayla bizi etkiliyorlar. Eğitim müfredatıyla çocuklarımızı zehirliyorlar. Sosyal yaşamımızın her alanına dokunuyorlar.
Peki ne olacak? Eleştiriyi kabullenemiyoruz. Suçu başkasına havale ediyoruz. Kendimize toz kondurmuyoruz. Evet, İslam düşmanları kendi görevini yapıyor. Gençlerimizi, neslimizi, ekinlerimizi bozuyorlar. Aile yapımızın altına dinamit koyuyorlar. Bizi inançsal değerlerimizden uzaklaştırıyorlar. Farklı entrikalarla düşmanlıklarını artık gizlemiyorlar. Tarih boyunca bu böyleydi. Kıyamette kadar da bu düşmanlık devam edecek. Bu bir hak ile batıl mücadelesidir.
Peki biz sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? Hayır. Eğer bugün ailelerimiz parçalanıyorsa, gençlerimiz ifsat oluyorsa, toplumda günah işleme oranı her geçen gün artıyorsa, evlilikler azalıp, boşanmalar çoğalıyorsa, günahlar alenen işleniyorsa, helal yolları zorlaştırılıp, harama giden yollar kolaylaşmışsa, içki, kumar, zina, adam öldürme, uyuşturucu gibi melanetler sıradanlaşmışsa, kimse kusura bakmasın, sorunu biraz da kendimizden arayalım.
Bugün iktidarda muhafazakârlar muktedirdir. 90 bini aşkın camimiz, 200 bine yakın din görevlimiz, onlarca ilahiyat, yüz binlerce ilahiyat mezunu, on binlerce STK, yüzlerce tarikat, cemaat, dernek, vakıf…
Bu kadar varlığımıza rağmen toplum kötüye gidiyorsa, biz sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz içindir. Ne zaman ki gücümüzü ve zamanımızı birbirimize karşı harcamaktan vazgeçersek, tüm varlığımızla ihlas ve samimiyetle toplumu bağrımıza basarsak, biz bu toplumun ayağına gidersek, işte o zaman bu toplumda düzelme alametleri görülmeye başlar. Selam ve dua ile…





