Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde görevli Doktor Psikolog İsmail Reyhani, okullarda baş gösteren şiddet olaylarının nedenleri, özellikle lise çağındaki gençlerin şiddete yönelmesinin psikolojik sebepleri, şiddet olaylarının gerçek nedenlerinin sorgulanıp sorgulanmadığı ve güvenlik tedbirleri dışında yapılması gerekenlere ilişkin İLKHA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Şiddetin tek yönlü bir olay olmadığını belirten Reyhani, bunun arka planında birçok nedenin bulunduğunu ifade etti.
Reyhani, "Şiddet tek yönlü bir olay değil. Bunun arka planında birden çok neden vardır. Sadece bunu okulla ilişkilendirmemek ve sadece kişiyle ilişkilendirmemek lazım. Kişinin kişisel özellikleri, ailevi özellikleri, çevrenin etkisi, akran ilişkileri, yaşı bile bu öfke ve şiddete çok etken bir neden." dedi.
Ergenliğin başlarında, ortalarında ve sonlarına doğru şiddet ve öfkenin farklı yönleriyle karşılaşılabildiğine dikkat çeken Reyhani, bu nedenle şiddetin tek bir sebebe indirgenemeyeceğini söyledi.
"Öfke ve şiddet aile içindeki tutumlarla birlikte beslenebiliyor"
Şiddetin nedenlerini anlamak için kişinin geçmişine, kişilik yapısına ve aile ilişkilerine bakılması gerektiğini belirten Reyhani, şöyle konuştu:
"Öncelikli olarak geçmişine bakıp kendi kişilik yapısındaki özelliklerine bakıp sonrasında da ailenin verdiği eğitim, ailenin çocuğa olan yaklaşımı, çocuğun aile içindeki kardeşleriyle olan ilişkileri, daha sonra bu çevreye yansıyan, arkadaşlarına yansıyan, komşularına, en yakın akrabalarına yansıyan ilişkileri, daha sonra okula yansıyan ilişkileri... İçerideki ilişki neyse dışarıdaki ilişki çok yakın birbirine benzer oluyor."
Öfke ve şiddetin aile içerisindeki tutumlarla birlikte beslenebildiğini dile getiren Reyhani, aile ortamında izlenen televizyon dizileri, programlar ve filmlerin yanı sıra çocuğun yanında yaşanan olaylar ve aile bireylerinin bu olaylara karşı gösterdiği tutumların da etkili olabileceğini kaydetti.
Reyhani, "Ailenin içinde izlenen televizyonlardaki diziler, programlar, filmler yahut da ailenin yanında olup bitenler ve ailenin ona karşı göstermiş olduğu tutum ve davranışların kişinin bunları normalleştirmesi ile başlayan bir durum diyebiliriz. Ama tek bir neden yok, birçok etkeni vardır. Arkadaş, akran ilişkisi, ergenlik döneminde ise okuldan bahsediyoruz. Çoğunluk ergen oluyor bu gruplar. Bunlar da birer etkendir." ifadelerini kullandı.

"Lise çağında kimlik kazanma süreci yaşanıyor"
Lise çağındaki gençlerin yaklaşık 14-17-18 yaş grubunda değerlendirildiğini ve bu dönemde ergenliğin son evrelerine doğru yaklaşıldığını belirten Reyhani, aynı zamanda kimlik kazanma sürecinin yaşandığını söyledi.
Reyhani, bu dönemde kişinin kendisini güçlü ve yeterli görmek istediğini belirterek, duyguların da aşırı uçlarda yaşanabildiğine dikkat çekti.
"Ergenlik dönemindeki duygularımız aşırı uçlarda olabiliyor. Öfkelerimiz, sevinçlerimiz, bütün duygularımız, üzüntülerimiz, korkularımız ya hep ya hiç şeklinde oluşabiliyor. Mesela bir arkadaşı ona bir yardım ettiğinde o dünyanın en iyisi olabilirken, aynı insan ona bir yanlış yaptığında dünyanın en kötüsü olabiliyor. Aynı şey aile için de geçerli. Bundan kaynaklı öfke ve korku ve şiddet de aynı şekilde geçerli." diyen Reyhani, gençlerin daha önce gördükleri davranışları çözüm yöntemi olarak kullanabildiğini ifade etti.
Reyhani, "Daha önceden çözüm olarak ne üretmişse bu genç, yaklaşım tarzı karşı tarafın bağırma, çağırma ya da özgüvenini, benliğini kırıcı bir şekilde bir yaklaşımla gelmişse, daha önceden nasıl bir çözüm üretmişse kişi aynı yöntemi kullanacaktır. Mesela daha önce vurma, kırma, bağırma, çağırma, şiddetli bir eylemi göstermişse kişi de aynı şekilde lise çağında öfke ve korkuya karşı şiddetli eylemlerde bulunacaktır. Çünkü onun normali bu oluyor." şeklinde konuştu.
"Şiddet, çocuk için güç gösterisine dönüşebiliyor"
Ergenlik döneminde mantıklı muhakeme yapma becerisinin henüz tam olarak gelişmediğini belirten Reyhani, gençlerin yaşadıkları olaylara karşı nasıl çözüm üreteceklerini deneyimleyerek öğrendiklerini söyledi.
Reyhani, yanlış davranışların çözümünün şiddet olmaması gerektiğini vurgulayarak, çocukluk döneminde hatalara karşı şiddetle karşılık verilmesinin bu davranışın normalleştirilmesine neden olabileceğini ifade etti.
"İnsanlar özellikle küçüklükten itibaren hata yapıldığı zaman şiddete maruz kaldığında bu devam ediyor, silsile şeklinde. Ergenlik dönemine gelince de hata yapıldığında karşılığında şiddet olduğunu bilen kişi, karşısındaki kişinin de hata yaptığında şiddetle çözüm üreteceğini zannediyor." diyen Reyhani, şiddetin aynı zamanda bir güç gösterisi olarak algılanabildiğini belirtti.
Reyhani, "Kişi güçlü olduğunu zannediyor bu durumda ve lisede özellikle de kendi benliğini oluşturmak için, güç kazanmak için şiddete başvurabiliyorlar. Çünkü güçlü insan; kimseden korkmayan, ona buna saldıran, bağıran, çağıran kişi modeli var. Bunu da en basit televizyonlarda görebiliyoruz. En çok hangi diziler izleniyor? Oradan bilebiliriz aslında." ifadelerini kullandı.
"Sorgulama 'Beni kızdırdı' cevabında bitmemeli"
Şiddet olaylarının gerçek nedenlerinin sorgulanıp sorgulanmadığına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Reyhani, şiddet olaylarının nedenlerinin sorgulandığını ancak sorgulamanın çoğu zaman yeterince derinleştirilmediğini söyledi.
Reyhani, "İnsanlar 'Neden bunu yaptın?' diye sorduklarında bir cevap veriyor: 'Beni kızdırdı.' Sonrası yok. Peki seni kızdıran şey ne? diye devam etmesi gerekiyor o sorgulamanın. O soruyla bitmemesi gerekiyor." dedi.
Şiddete başvuran kişinin anlaşılmasına yönelik soruların artırılması gerektiğini ifade eden Reyhani, şöyle devam etti:
"En basit örnekte, 'Beni kızdırdığı için ona şiddet gösterdim. Beni herkesin önünde küçük düşürdü diye ben de ona vurdum.' Peki bu davranışın doğru mu? diye bir soru geliyor. 'Yani o an doğru geliyordu bana.' Neden peki bu algı var? O an doğru geliyordu bana. Çünkü geçmişte neler var, ona bakmak lazım. Niçin bu saldırma, bu vurma davranışı kişiye normal geliyor, doğru geliyor? Çünkü geçmişinde de yapılan karşı tepkilerde vurma davranışı normalleştirilmişse o zaman bu çocuk doğal olarak karşılaştığı bir durumda, kendi benliğine, saygısızlığına, kendi benliğine karşı bir girişimde bulunulduğunda ne yapacak? Normalleştirdiği o saldırgan davranışı gösterecek ve 'Bunda ne var?' diyecek daha sonrasında."
Bu nedenle sorgulamanın ilk soruyla bitmemesi gerektiğini belirten Reyhani, geriye dönük sorular sorulmasının önemine dikkat çekti.
"Bu soru kişiye daha önce sorulmuş mu? Bu sorunun sonrasında neler yapılmış? O kişi anlaşılmış mı? Empatik yaklaşılmış mı? Davranışlarının altında yatan nedenler araştırılmış mı? Bu gibi sorgulamalarla devam etmesi gerekiyor ve buna yönelik her cevabın bence yeni bir soru sormayı gerektirdiğine inanıyorum. Ta ki doğru cevaba yakın cevaba ulaşana kadar." dedi.

"Güvenlik tedbirlerinin yanında risk faktörleri belirlenmeli"
Şiddetin önlenmesinde güvenlik tedbirlerinin yanında çocukların risk faktörlerinin de belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Reyhani, ailelerin ve özellikle gençlerin risk durumlarının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bu değerlendirmenin aleni değil, gizli şekilde yapılması gerektiğini belirten Reyhani, okullardaki rehber öğretmenlerin bu alanda önemli görevler üstlenebileceğini ifade etti.
Reyhani, "Risk faktörlerini değerlendirdiğimizde o çocuklara yönelik sosyal ilişkilerini geliştirecek eylemler, aktiviteler, çocukları sadece o risk faktörlerindeki olan çocuklarla değil hep birlikte değerlendirmek gerekiyor. Aktiviteler kurmak gerekiyor. Daha çok sosyal ilişkiler kurmak ve duygularımızı nasıl yöneteceğimizin eğitimini vermek gerekiyor." diye konuştu.
Şiddetin çoğu zaman bir duygudan ortaya çıktığını belirten Reyhani, öfke ile şiddetin birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı.
"Öfke bir duygudur, şiddet bir davranıştır"
Reyhani, "Buradan şu çıkmasın; 'öfkelenmemesi gerekiyor' diye bir durum yok. Öfkelenmesi gerekiyor. Öfke ayrı bir şey, şiddet ayrı bir şey. Öfke ile şiddeti yan yana koyamayız. Öfke bir duygudur. Şiddet bir davranıştır." dedi.
Öfkenin doğru şekilde anlaşılması halinde bunun şiddete değil, farklı davranışlara yönlendirilebileceğini belirten Reyhani, duyguların kontrol edilmesi ve eğitilmesinin şiddetin önlenmesinde önemli olduğunu söyledi.
"Öfkeyi iyi bir şekilde değerlendirirsek, anlayabilirsek davranış olarak şiddete değil de daha farklı eylemlere geçilebilir. Böylelikle şiddeti önlemiş olabiliriz." diyen Reyhani, "Ama duyguyu kontrol edersek, duyguyu eğitebilirsek, duyguyu daha anlamlı bir şekilde karşıdaki kişinin anlayabileceği şekilde yaşatabilirsek, onu anlamlandırabilirsek, bu şekilde eylemlerle güvenlik dışındaki etkinlikler yapılabilir. Özellikle okulda sosyal aktiviteler, duygusal eğitim bunlar yapılabilir." ifadelerini kullandı.
Öfkenin de mutluluk, üzüntü, kırgınlık ve sevgi gibi duygulardan biri olduğunu belirten Reyhani, kişinin öfkesini yok saymak yerine onu tanıması ve yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reyhani, "Ona sahip çıkmamız gerekiyor. Fakat bu öfke davranışta şiddete dönüşmeden, duygusal anlamda içimize nasıl ki mutluluğumuzun, üzüntümüzün geçici olduğunu bildiğimiz gibi bu öfke duygumuzun da geçici olduğunu bilmemiz gerekiyor." dedi.
Öfkenin sonradan pişman olunabilecek davranışlara dönüşmemesi için kişinin neden öfkelendiğini sorgulaması gerektiğini vurgulayan Reyhani, sözlerini şöyle tamamladı:
"Sonradan pişman olacağımız eylemlerden korunmak için o öfke duygusunu sahiplenmek gerek ve niye öfkelendiğimizi, niçin öfkelendiğimizi akıl süzgecimizden geçirerek ona göre davranışımıza yansıtmamız lazım. O davranış şiddet büyük ihtimalle şiddet olmayacak. Çünkü akıl ve mantık süzgecinden geçince çözüm üretmiş olacağız. Her zaman düşünerek, akıl yürüterek, mantık yürüterek, muhakeme yürüterek yapabiliriz. Karşılaştığımız o öfke duygularında 'Ben nasıl düşünsem, nasıl yaparsam hem öfkemi yaşamış olurum, karşımdakine hissettirmiş olurum, hem de ona zarar vermeden bu olayı çözmüş olurum?' Bunu uygulayabilirsek birçok şiddetin önüne geçmiş olabiliriz."




