Bu yıl bayrama girerken, sadece kendi hayatlarımızı değil; etrafımızda olup bitenleri de daha derinden hissediyoruz. Sınırlarımızın hemen ötesinde yaşanan savaşlar, krizler ve belirsizlikler; artık uzak bir haber değil, hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.
Bugün bizler, doğrudan savaşın içinde olmayabiliriz.
Ama savaşın etkisini her alanda yaşıyoruz.
Pazarda, markette, ticarette…
Geleceğe dair planlarımızda, çocuklarımızın hayallerinde…
Özellikle İslam dünyasında yaşanan her gerilim, sadece coğrafyaları değil; kalpleri de etkiliyor. Aynı inancı, aynı tarihi ve aynı kader duygusunu paylaşan toplumlar olarak; yaşanan acıları uzaktan izlemekle kalmıyor, içimizde hissediyoruz.
Ve bu durum, en çok da ekonomide kendini gösteriyor.
Artan maliyetler, daralan imkanlar ve büyüyen kaygılar…
Ama tüm bunlara rağmen, bayram yine geliyor.
Belki eskisi kadar rahat değiliz.
Belki sofralarımız biraz daha sade…
Ama kalplerimiz hâlâ bir araya gelebiliyorsa, işte asıl güç burada saklıdır.
Çünkü bayram; sadece var olanı kutlamak değil,
zor zamanlara rağmen ayakta kalabilmenin adıdır.
Bitlis’in sokaklarında bayram sabahı atılan her adım, aslında bir direncin göstergesidir. Kapısı çalınan her ev, uzatılan her el; “biz hâlâ buradayız” demenin en sade ama en güçlü ifadesidir.
Bizler, zor coğrafyaların insanlarıyız. Ama aynı zamanda güçlü coğrafyaların da mirasçılarıyız.
Tarih boyunca nice sıkıntılardan geçmiş, nice zorlukları aşmış bir milletin parçasıyız. Ve biliyoruz ki; hiçbir karanlık, sonsuza kadar sürmez. Önemli olan; o karanlıkta birbirimizi kaybetmemektir.
Bu bayram, belki de en çok buna ihtiyacımız var:
Birbirimizi hatırlamaya…
Birbirimize sahip çıkmaya…
Ve en önemlisi, umudu kaybetmemeye…
Çünkü umut, şartlara bağlı değildir.
İnsanın içinde taşıdığı en büyük dirençtir.
Bu duygu ile; tüm hemşehrilerimizin ve milletimizin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.
Nice bayramlara…
Daha güçlü, daha huzurlu ve daha umutlu yarınlara…