İnsanların günlük hayatına, sofrasına, geçimine ve geleceğine dokunan ağır bir tablo ortaya çıkar. Bugün toplumun yaklaşık yüzde 80’inin yaşadığı da budur.

Bir zamanlar toplum içerisinde zengin, orta gelirli ve dar gelirli şeklinde ifade edilen ekonomik sınıflar vardı. Orta gelir grubunda yer alan insanların önemli bir bölümü, artan hayat pahalılığı karşısında geçim mücadelesi verir hale geldi. Gelir ile gider arasındaki makas açıldıkça, kendisini orta sınıfta gören vatandaşın ekonomik gücü de her geçen gün biraz daha eriyor.

Açıkçası artık orta sınıf diye bir şey kalmadı. Ya zenginsiniz ya da fakir. Üçüncü bir seçenek kalmadı. Kapitalist ekonomik sistem içerisinde sermayenin ve yüksek gelire sahip kesimlerin ekonomik olarak daha da büyüdüğü, buna karşılık dar ve sabit gelirli vatandaşların daha da küçüldüğü bir süreçten geçiyoruz.

Son günlerde akaryakıtta peş peşe gelen zamlar dar gelirli vatandaşın yükünü daha da ağırlaştırdı. Cumhuriyet tarihinde belki ilk kez akaryakıt 3 haneli rakamları gördü.

Suriye'de Türkçe hak oluyor da Diyarbakır'da Kürtçe bölücülük mü oluyor?
Suriye'de Türkçe hak oluyor da Diyarbakır'da Kürtçe bölücülük mü oluyor?
İçeriği Görüntüle

Peki bu akaryakıttaki artış sadece araç sahiplerini mi ilgilendiriyor? Hayır. Mazot ve benzin fiyatlarında yaşanan her artış, taşımacılıktan tarıma, üretimden ticarete kadar ekonominin neredeyse bütün alanlarına yansıyor.

Tarlada çalışan çiftçiden ürününü pazara götüren üreticiye, şehir içinde hizmet veren esnaftan nakliye sektörüne kadar geniş bir kesim akaryakıt fiyatlarından doğrudan veya dolaylı şekilde etkileniyor.

Elbette akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin yalnızca iç ekonomik gelişmelerle açıklanamayacağı bir gerçektir. İran ile ABD arasındaki savaş, Körfez bölgesindeki gelişmeler, Hürmüz Boğazı'ndaki durum, Kızıldeniz'deki çatışmalar ve Orta Doğu'da enerji üretiminin gerçekleştirildiği bölgelerde yaşanan savaşlar, petrol piyasaları üzerinde doğrudan veya dolaylı baskı oluşturabilir.

Ama değişmeyen hakikat ise bu yaşananların faturası halkın sırtına biniyor olmasıdır. Bir taraftan enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesi için verilen mücadele, diğer taraftan akaryakıtın üç haneli rakamlara yükselmesi ciddi bir tezat oluşturuyor. Çünkü akaryakıt yalnızca pompadaki fiyat değildir. Akaryakıtın fiyatı arttığında tarladaki ürünün maliyeti, nakliyenin bedeli, esnafın gideri ve nihayetinde vatandaşın markette ödediği para da artıyor.

Bugün vatandaşın karşı karşıya olduğu yük yalnızca bir kalemdeki zamdan da ibaret değil. Gıdadan ulaşıma, barınmadan enerjiye, eğitimden diğer temel ihtiyaçlara kadar hayatın hemen her alanında artan maliyetler, vatandaşın bütçesini zorluyor.

Bu sadece bir kesimi ilgilendiren bir durum da değil. Bu fiyatlara karşı çiftçi, esnaf, üretici, köylü zorlanıyor. Sabit gelirle geçinmeye çalışan vatandaş zorlanıyor. Yani çiftçi tarlasını sürmek için mazota ihtiyaç duyuyor. Üretici ürününü taşımak için akaryakıta ihtiyaç duyuyor. Esnaf işini sürdürebilmek için ulaşım ve taşımacılık maliyetlerini karşılamak zorunda kalıyor.

Vatandaş bu yükü daha ne kadar taşıyabilir? Bilemiyorum. Ama vatandaş bu yükün altında eziliyor. Selam ve dua ile…

Muhabir: Cengiz Tontaş