“Bugün yanlış yaptığında sustuğun çocuk, yarın başkasını susturur.”
Bu cümle bir uyarı değil, adeta bir toplumsal teşhisin özetidir.
Mesele yalnızca bir çocuğun yaptığı hataya tepki vermek değildir. Mesele, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi net bir şekilde gösterebilmektir. Çünkü çocuk, sınırları bilmediğinde özgürleşmez; aksine başıboşlaşır. Rehberlik edilmediğinde büyümez; yalnızca büyümüş gibi görünür.
Bugün görmezden gelinen bir saygısızlık, yarın bir öğretmene yönelir.
Bugün “çocuktur” diye geçiştirilen bir şiddet, yarın bir arkadaşın canını yakar.
Bugün tolere edilen bir yalan, yarın bir hayatı karartır.
Bu zincirin ilk halkası evdir.
Aile, çocuğun ilk okuludur. Anne ve baba ise onun ilk öğretmeni. Okul, eksikleri tamamlar ama temeli atmaz. Temel evde atılır. Eğer o temel sağlam değilse, üzerine ne kadar eğitim inşa ederseniz edin, ilk sarsıntıda çatlaklar baş gösterir.
Burada açık konuşmak gerekir:
Disiplin sevgisizlik değildir.
Sınır koymak baskı değildir.
Yanlışa “dur” demek, çocuğun özgürlüğünü kısıtlamak değil; onu hayata hazırlamaktır.
Bugün bazı ebeveynler, çocuklarını kırmamak adına susmayı tercih ediyor. Oysa susmak, görünmez bir onaydır. Çocuk, yapılan yanlışa müdahale edilmediğinde şunu öğrenir: “Demek ki bu kabul edilebilir.” İşte en büyük yanılgı tam da burada başlar.
Çocuklar, söylenenden çok gördüğünü öğrenir. Evde saygı varsa saygılı olur, evde öfke varsa öfkeyi miras alır. Adaletin konuşulmadığı bir evde, çocuk adil olmayı öğrenemez. Sorumluluğun verilmediği bir çocuk, büyüdüğünde sorumluluk alamaz.
Bugün toplumsal olarak yaşadığımız birçok sorunun köküne indiğimizde, karşımıza hep aynı gerçek çıkar: ihmal edilmiş terbiye.
Bir öğretmene el kaldıran çocuk, bir günde o noktaya gelmez.
Bir akranına zorbalık yapan çocuk, bir anda o davranışı öğrenmez.
Her biri, yıllarca süren sessizliklerin, görmezden gelinmiş hataların, ertelenmiş müdahalelerin sonucudur.Bu yüzden mesele bireysel değil, toplumsaldır.
Eğer yarın daha saygılı, daha adil, daha merhametli bir toplum istiyorsak, bugünden evlerimize dönüp şu soruyu sormalıyız:
“Ben çocuğuma sadece sevgiyi mi veriyorum, yoksa doğruyu da öğretiyor muyum?”
Çünkü sevgi tek başına yeterli değildir.
Sevgi yön vermezse, çocuk yönünü kaybeder.
Terbiye, yalnızca güzel davranış öğretmek değildir; gerektiğinde yanlışın karşısında dimdik durabilmektir.
Terbiye, çocuğu susturmak değil; doğruyu konuşmasını öğretmektir.
Ve en önemlisi… terbiye, yarın başkasını susturacak bir çocuk değil, haksızlık karşısında konuşacak bir insan yetiştirmektir.
Unutmayalım:
Bir toplumun gerçek gücü, yetiştirdiği çocukların karakteridir.
Ve karakter, en çok evde yazılır.