<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Bitlis Haber - Bitlis Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.bitlishaber13.net</link>
    <description>Bitlis  haberleri ile ilgili son dakika gelişmeleri, en sıcak haberler ve geçmişten bugüne tüm detayları Bitlis Haber sayfasından takip edebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bitlishaber13.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 04 Aug 2026 17:43:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Güneş'ten Annelere Uyarı: "Sütüm Gelmiyor" Diyerek Emzirmeyi Bırakmayın]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/dr-gunesten-annelere-uyari-sutum-gelmiyor-diyerek-emzirmeyi-birakmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/dr-gunesten-annelere-uyari-sutum-gelmiyor-diyerek-emzirmeyi-birakmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdulhakim Güneş, doğumdan sonraki ilk günlerde süt gelmediği düşüncesiyle mamaya başlanmasının en büyük hatalardan biri olduğunu belirterek, "Bazı annelerde süt 1-2 hafta sonra da gelebilir. Bu nedenle emzirmeden vazgeçmeyin." çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneş, Türkiye'de emzirme oranının yaklaşık yüzde 65 seviyesinde kaldığını belirterek, annelerin yanlış yönlendirmeler ve toplumsal baskılar nedeniyle emzirmeyi erken bırakabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>"1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası" dolayısıyla açıklamalarda bulunan Dr. Güneş, anne sütünün yalnızca bebeğin beslenmesini sağlayan bir gıda olmadığını, aynı zamanda yaşam boyu sağlığı etkileyen doğal bir koruyucu olduğunu söyledi.</p>

<p>Anne sütünün bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayan doğal ve eşsiz bir besin olduğunu vurgulayan Güneş, "Biliyorsunuz, sloganımız 'Anne sütü bir mucizedir.' Anne sütü, bebeğin ihtiyaç duyduğu bütün besinleri ve vitaminleri sağlamaktadır. Her annede bulunur, ücretsizdir. Bu açıdan evrensel olarak tavsiye edilmektedir. Bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişimini destekler, anne ile bebek arasındaki bağı güçlendirir ve bebeğin sonraki dönemlerdeki sağlığı üzerinde de olumlu etkiler bırakır." dedi.</p>

<p><strong>İlk 6 ay su bile gerekmiyor</strong></p>

<p>Anne sütünün yalnızca besleyici değil, aynı zamanda hastalıklara karşı koruyucu özellik taşıdığına dikkat çeken Güneş, "Anne sütü alan bebeklerde diyabet, tansiyon ve obezite gibi hastalıkların daha az görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca anne sütünün içinde canlı enzimler bulunduğu için, özellikle anne sütü aldığı dönemde bebeği hastalıklara karşı korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>İlk 6 ay boyunca anne sütünün tek başına yeterli olduğunun altını çizen Güneş, "İlk 6 ayda anne sütü, bebeğin ihtiyaç duyduğu bütün besinleri, mineralleri, vitaminleri ve su ihtiyacını yüzde 100 karşılamaya yeterlidir. Bu yüzden ilk 6 ay boyunca anne sütü dışında herhangi bir besin veya su vermeye gerek yoktur. Anne sütü canlı bir sıvı olduğu için bebeği hastalıklara karşı korur ve bu koruyucu etkisini sonraki yaşamında da sürdürmeye devam eder." diye konuştu.</p>

<p>Güneş, ilk 6 aydan sonra ise bebeğin ihtiyaçlarının değiştiğini belirterek, bu dönemde ek gıdaya ve suya başlanması gerektiğini kaydetti.</p>

<p><strong>"Toplumsal baskı anne sütünü azaltabiliyor"</strong></p>

<p>Toplumdaki yanlış inanışların emzirmeyi olumsuz etkilediğini dile getiren Güneş, "Emzirme konusunda toplumda maalesef birçok önyargı bulunmaktadır. Özellikle annelere çok fazla baskı yapılabiliyor. Anne de kendisini stres altında hissettiği için anne sütü daha da azalabiliyor." dedi.</p>

<p>Emzirmenin bebeğin ihtiyacına göre yapılması gerektiğini belirten Güneş, "Biz ilk iki haftada anneye sık emzirmesini öneriyoruz. Sonrasında ise bebeğin acıktıkça emzirilmesini tavsiye ediyoruz. Ancak toplumda bebeğin sürekli emzirilmesinin; saat başı, iki saatte bir ya da yarım saatte bir emzirmenin doğru olduğu düşünülüyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Anne sütü yeterli olduğu hâlde birçok annenin yetersizlik duygusuna sürüklendiğini söyleyen Güneş, "Anne sütü yeterli olsa da çocuğun fiziksel, zihinsel gelişimi ve kilo alımı normal olsa bile anneye sürekli sütünün yetersiz olduğu hissi veriliyor. Bu yetersizlik duygusu maalesef annelere sürekli dikte ediliyor." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Anneler ilk günlerde pes etmemeli"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Annelerin hem fiziksel hem de psikolojik olarak desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Güneş, "Annenin sağlıkla ilgili bir sorunu varsa ya da zorlanıyorsa, maalesef bu konuda da yeterince anlayış gösterilmiyor. Oysa annenin dinlenmesi, uykusunu alması ve zihinsel olarak kendini iyi hissetmesi bizim açımızdan çok önemlidir. Maalesef toplum bu konuda annelere karşı yeterince duyarlı ve anlayışlı davranmıyor." dedi.</p>

<p>En önemli mesajının annelerin emzirmeyi bırakmaması olduğunu ifade eden Güneş, "Vermek istediğim en önemli mesaj, annelerin bebeklerini emzirmeye devam etmeleri ve çabuk pes etmemeleridir. Özellikle sezaryen ya da normal doğum sonrasında ilk 1-3 gün içinde süt gelmediğinde anneler, 'Benim sütüm gelmiyor.' diyerek pes edebiliyor veya hazır mama kullanımına yönelebiliyor. Ben bunun çok yanlış bir tutum olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen annenin sütü 1-2 hafta sonra da gelebiliyor. Bu nedenle annelerin sabırlı olmaları ve emzirmeye devam etmeleri gerekiyor." diye konuştu.</p>

<p><strong>Emzirme sorunu yaşayan annelere uzman desteği çağrısı</strong></p>

<p>Emzirmede yaşanan problemlerin büyük bölümünün çözülebileceğini belirten Güneş, "Eğer annenin enfeksiyonu, ateşi, halsizliği varsa ya da yeterince dinlenemiyorsa, öncelikle bu sorunların düzeltilmesi gerekir. Bunlar düzeldikten sonra her annenin sütünün geleceğine inanıyorum. Bazı annelerde göğüsle ilgili farklı sorunlar ya da emzirmeyi zorlaştıran başka durumlar olabiliyor. Böyle durumlarda mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır. Bu konuda deneyimli bir hemşire ya da doktorun desteğiyle emzirme sorunlarının büyük ölçüde çözülebileceğine inanıyorum." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Türkiye'deki emzirme oranlarının artırılması gerektiğini vurgulayan Güneş, "Türkiye'de maalesef emzirme oranları yaklaşık yüzde 65 civarındadır. Bu oranın çok daha yüksek olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü emziremeyen annelerin büyük bir kısmının önünde aslında gerçek ve kalıcı bir engel bulunmuyor. Doğru destek, doğru bilgilendirme ve sabırla annelerin büyük bölümü bebeklerini başarıyla emzirebilir." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/dr-gunesten-annelere-uyari-sutum-gelmiyor-diyerek-emzirmeyi-birakmayin</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/08/b195be70-9751-4628-88a6-54111b224eb6.jpg" type="image/jpeg" length="68051"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneş altında çalışmak cilt kanseri ölümlerini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/gunes-altinda-calismak-cilt-kanseri-olumlerini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/gunes-altinda-calismak-cilt-kanseri-olumlerini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) ortak araştırması, güneş altında uzun süre çalışmanın ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmaya göre, ultraviyole (UV) ışınlarına mesleki maruziyet, melanom dışı cilt kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık üçte birinden sorumlu.</p>

<p><strong>1,6 milyar kişi güneş altında çalışıyor</strong></p>

<p>Araştırmada, açık havada çalışanların giderek artan bir mesleki sağlık riskiyle karşı karşıya olduğu belirtilirken, 2019 yılında 15 yaş ve üzerindeki yaklaşık 1,6 milyar kişinin güneş altında çalıştığı ifade edildi. Bu rakam, dünya genelindeki çalışma çağındaki nüfusun yaklaşık yüzde 28'ine karşılık geliyor.</p>

<p>Aynı yıl 183 ülkede yaklaşık 19 bin kişi, güneş altında çalışmaya bağlı gelişen melanom dışı cilt kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 65'ini erkekler oluşturdu.</p>

<p><strong>Ölümler 20 yılda yüzde 88 arttı</strong></p>

<p>Araştırmaya göre, mesleki güneş ışınına maruz kalmaya bağlı cilt kanseri kaynaklı ölümler 2000 yılında 10 bin 88 olarak kaydedilirken, 2019 yılında bu sayı 18 bin 960'a yükseldi. Böylece son 20 yılda ölümlerde yaklaşık yüzde 88 artış yaşandı.</p>

<p>DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, iş yerinde güneşin ultraviyole ışınlarına karşı korunmasız kalmanın mesleki cilt kanserinin başlıca nedenlerinden biri olduğunu belirterek, çalışanları korumaya yönelik etkili çözümlerin bulunduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Koruyucu önlemler alınmalı</strong></p>

<p>DSÖ ve ILO, hükümetler ile işverenlere açık havada çalışanların korunması için gölgelik alanlar oluşturulması, çalışma saatlerinin güneşin en yoğun olduğu zaman dilimlerinin dışına kaydırılması, çalışanlara eğitim verilmesi ve güneş kremi, geniş kenarlı şapka ile uzun kollu koruyucu kıyafet gibi ekipmanların sağlanması çağrısında bulundu.</p>

<p>Ayrıca ultraviyole indeksinin 3 ve üzerinde olduğu günlerde koruyucu tedbirlerin mutlaka uygulanması gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>Erken teşhis hayati önem taşıyor</strong></p>

<p>Raporda, çalışanların güneş ışınlarının cilt kanserine yol açabileceği konusunda bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, cilt kanserinin erken belirtilerinin tespitine yönelik tarama programlarının ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının önemine de dikkat çekildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/gunes-altinda-calismak-cilt-kanseri-olumlerini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/08/gunes-altinda-calismak-cilt-kanseri-olumlerini-artiriyor.png" type="image/jpeg" length="51889"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tedavi edilmezse ölümcül risk taşıyan bu ameliyat Bitlis’te ilk kez yapıldı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/tedavi-edilmezse-olumcul-risk-tasiyan-bu-ameliyat-bitliste-ilk-kez-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/tedavi-edilmezse-olumcul-risk-tasiyan-bu-ameliyat-bitliste-ilk-kez-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis'in Ahlat ilçesinde yaşayan ve yıllar önce geçirdiği derin toplardamar tıkanıklığının üzerine yeni bir pıhtı oluşan hasta, Bitlis'te ilk kez Tatvan Devlet Hastanesi'nde uygulanan mekanik pıhtı temizleme işlemi sayesinde sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bitlis'in Ahlat ilçesinde yaşayan Ekrem Artuk, bacağında oluşan ileri derecede şişlik ve yaralardan dolayı Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi'ne başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından derin toplardamar tıkanıklığı nedeniyle ameliyata alınan hasta, gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından sağlığına kavuştu.</p>

<h2 draggable="true"><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083832.655" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083832655.jpg" width="1920" /></h2>

<h2 draggable="true"><strong>Bitlis'te ilk kez uygulandı</strong></h2>

<p>Konuya ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulunan Tatvan Devlet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Oğulcan Özdemir, derin toplardamar tıkanıklığının açılmasına yönelik mekanik pıhtı temizleme işleminin, büyük şehirlere nazaran Bitlis'te ilk kez gerçekleştirildiğini söyledi.</p>

<p>Tedavi edilmeyen pıhtının akciğere ulaşması halinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğini belirten Özdemir, hastalığın erken teşhis edilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<h3><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083209.260" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083209260.jpg" width="1920" /></h3>

<h3><strong>Belirtileri nelerdir?</strong></h3>

<p>Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve iki bacak arasında belirgin çap farkı oluşmasının derin toplardamar tıkanıklığının önemli belirtileri arasında yer aldığını ifade eden Özdemir, “İlerleyen zamanlarda eğer tıkanıklık o bölgede kalırsa hastada kalıcı defektlere yol açabiliyor. Özellikle ilerleyen dönemde renk değişiklikleri, bacakta şişlik, son dönemde de yara açılmaları olabiliyor hastalarda. Bu nedenle halkımızın bu konuda bilinçli olması ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması büyük önem taşıyor." dedi.</p>

<h3><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083605.778" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083605778.jpg" width="1920" /></h3>

<h3><strong>İlk iki hafta tedavide kritik önem taşıyor</strong></h3>

<p>Hastanın 5-6 yıl önce de benzer bir damar tıkanıklığı geçirdiğini, mevcut tabloya yeni bir pıhtının eklendiğini belirten Özdemir şunları söyledi:</p>

<p>“Hasta bize geldiğinde bacağı ileri derecede şiş durumdaydı. Kızarıktı. Biz işlem sonrası bacağı rahatlattık. Oradaki pıhtıyı temizledik. Tabii ki bu biraz riskli bir işlem. Çünkü o pıhtıyı temizlerken oradaki pıhtı parçalarının akciğere atma olasılığı var. O yüzden hastanın içine ameliyat öncesinde bir filtre yerleştiriyoruz. Filtre yerleştirdikten sonra mekanik bir şekilde oradan pıhtıyı almaya çalışıyoruz. Riskli bir işlem. O yüzden özellikle hastaların ilk iki hafta içerisinde bu işlemi yapmamız gerekiyor. İki haftadan sonra işlem başarısı belirgin bir şekilde düşüyor. O yüzden hastaların erken dönemde bize başvurmaları çok önemli.”</p>

<h3><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083313.583" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083313583.jpg" width="1920" /></h3>

<h3><strong>Hastalığa neden olan risk faktörleri nelerdir?</strong></h3>

<p>Operasyonun ardından hastanın bacağındaki dolaşımın rahatladığını ve mevcut yaraların zamanla kapanmasını beklediklerini ifade eden Özdemir, hastalığın oluşumunda etkili olan faktörlere de değinerek şöyle konuştu:</p>

<p>“Genellikle bu tür durumlar hareketsizlikten, sigara kullanımından ve kilodan kaynaklanıyor. Özellikle genetik yatkınlığınız varsa, büyük cerrahi ve ortopedik ameliyatlar sonrasında da bu durumlar görülebiliyor. Uzun süreli kara yolu ve uçak yolculuklarında da risk artıyor. Bu gibi durumlarda mutlaka hareket etmek gerekiyor. En azından 2-3 saatte bir ayağa kalkıp yürüyüş yapmak gerekiyor.”</p>

<h3><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083726.594" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083726594.jpg" width="1920" /></h3>

<h3><strong>Tedavi edilmezse bacak kaybına yol açabilir</strong></h3>

<p>Toplardamar tıkanıklığının tedavi edilmemesi durumunda yaraların çoğalması, enfeksiyon kapması ve bacak kaybına kadar gidebilecek ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Özdemir, “Normalde bu tür işlemler büyükşehir hastanelerinde oluyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük merkezlerde olan bir işlem. Bitlis'te ilk defa yapıyoruz bu işlemi. Tabii teknolojimizin gelişmesi, olanaklarımızın artmasıyla, buradaki hekimlerimizin de çoğunluğuyla beraber bu işlemleri gerçekleştirebiliyoruz.” Diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<h3><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083458.876" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083458876.jpg" width="1920" /></h3>

<h3><strong>"Yaklaşık 7 yıldır bu hastalıkla mücadele ediyordum"</strong></h3>

<p>Hasta Ekrem Artuk ise yaklaşık 7 yıldır bu rahatsızlıkla mücadele ettiğini, bugüne kadar iğne ve ilaç tedavisi gördüğünü söyledi. Tatvan Devlet Hastanesi'ne başvurmasının ardından ameliyat kararı verildiğini belirten Artuk, sağlık durumunun iyi olduğunu ifade ederek ameliyatı gerçekleştiren Tatvan Devlet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Oğulcan Özdemir ve ekibine teşekkür etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083703.906" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083703906.jpg" width="1920" /></p>

<p><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083644.116" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083644116.jpg" width="1920" /></p>

<p><img alt="Haber Kapak Şablon 2026 07 30T083857.223" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083857223.jpg" width="1920" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cengiz Tontaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bitlis, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/tedavi-edilmezse-olumcul-risk-tasiyan-bu-ameliyat-bitliste-ilk-kez-yapildi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-30t083246109.jpg" type="image/jpeg" length="20929"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan Hepatit Uyarısı: Tedavi Edilmeyen Siroz Kansere Dönüşebiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-hepatit-uyarisi-tedavi-edilmeyen-siroz-kansere-donusebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-hepatit-uyarisi-tedavi-edilmeyen-siroz-kansere-donusebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevgi Baltacı, hepatit hastalığı hakkında önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hepatitin karaciğerin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirten Baltacı, özellikle Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonlarının uzun yıllar hiçbir belirti göstermeden ilerleyebildiğine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>Tedavi edilmeyen Hepatit B ve Hepatit C’nin siroz ile karaciğer kanseri gibi hayati risk taşıyan hastalıklara yol açabileceğini ifade eden Dr. Baltacı, "Hepatit B ve Hepatit C, tedavi edilmediği takdirde siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle risk grubunda yer alan bireylerin düzenli tarama testlerini yaptırmaları büyük önem taşımaktadır" dedi.</p>

<p></p>

<p>Hepatit türlerinin bulaşma yollarına da değinen Baltacı, Hepatit A’nın çoğunlukla kirli su ve gıdalar yoluyla bulaştığını, Hepatit B ve Hepatit C’nin ise enfekte kan ve vücut sıvılarıyla temas, korunmasız cinsel ilişki ve doğum sırasında anneden bebeğe geçiş yoluyla bulaşabildiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Hepatit A ve Hepatit B’ye karşı etkili aşıların bulunduğunu belirten Baltacı, Hepatit C için ise henüz koruyucu bir aşının geliştirilmediğini ifade etti.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumun bilinçlenmesinin önemine vurgu yapan Dr. Baltacı, "Hepatit; önlenebilir, erken tanıyla kontrol altına alınabilir ve tedavi edilebilir bir viral hastalıktır. Bu nedenle toplum olarak bilinçlenmeli, gerekli durumlarda tarama testlerini yaptırmalı ve aşılarımızı ihmal etmemeliyiz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-hepatit-uyarisi-tedavi-edilmeyen-siroz-kansere-donusebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 20:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/20260729aw756930.jpg" type="image/jpeg" length="64975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı bir ömür için en önemli mineral hangisidir?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/saglikli-bir-omur-icin-en-onemli-mineral-hangisidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/saglikli-bir-omur-icin-en-onemli-mineral-hangisidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman kardiyolog, paylaştığı videoda uzun ve sağlıklı yaşamı etkileyen faktörlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü kardiyolog, YouTube'da paylaştığı videoda yaşam süresini etkileyen etmenleri anlattı. Gıdadaki gizli tehlikelere ve vücuda enjekte edilen toksinlere değinerek, yiyeceklerin taklit ve kimyasal dolu olduğunu aktardı.</p>

<p><em>“Senelerdir konuşuyoruz. Yiyecekler çok önemli. Sağlıklı tohum olmayınca sağlıklı hayat olmuyor. Yiyeceklerimiz sahtekarlıkla, kimyasallarla dolu. Aklınıza ne gelirse… Tüm bunlar hücrelerimizi, genlerimizi bozuyor. O yüzden 'uzun yaşamak' diye hikayelere inanmayacağız. Vücudun ihtiyacı olan malzemeler yeterince sağlanmıyor. <strong>Onun dışında ne kadar toksik kimyasal varsa, botoks, kırışıkların alınması, burun estetiği... Bu bir furya haline geldi.</strong> Yiyeceklerle veya vücuda giren zehirli maddelerle bunların düzelmesine imkan yok” </em>şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Yaşam tarzı değişmeli"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun yaşamın tek bir yöntemle mümkün olmadığını ifade eden uzman, sağlıklı bir ömür için yaşam tarzının gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Toksik maddeler içeren yiyecek ve içeceklerden uzak durulmasının önemine dikkat çekerek, bunların vücutta oksidatif strese neden olabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>İyot vurgusu yaptı</strong></p>

<p>Sağlıklı ve uzun bir yaşam için en önemli mineralin iyot olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Vücuttaki tüm hücrelerin iyoda ihtiyaç duyduğunu ifade ederek, iyotun güçlü bir antioksidan olduğunu ve bazı ağır metallerin vücuttan uzaklaştırılmasına katkı sağlayabileceğini öne sürdü.</p>

<p>Tiroid sağlığının ötesinde, iyotun tüm vücut için önemli olduğunu savunarak, iyot eksikliğinin uzun ve sağlıklı yaşam üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/saglikli-bir-omur-icin-en-onemli-mineral-hangisidir</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/saglikli-bir-omur-icin-en-onemli-mineral-hangisidir.png" type="image/jpeg" length="61596"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu ağrı kesiciye dikkat! Ölümcül olduğu ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/bu-agri-kesiciye-dikkat-olumcul-oldugu-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/bu-agri-kesiciye-dikkat-olumcul-oldugu-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manchester Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, opioid grubu ağrı kesiciler arasında fentanilin ölümcül solunum komplikasyonları açısından en yüksek risk taşıyan ilaçlardan biri olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacılar, özellikle yüksek doz kullanımında ve birden fazla opioidin birlikte alınması durumunda riskin belirgin şekilde arttığına dikkat çekti.</p>

<p><strong>32 binden fazla hastanın verileri incelendi</strong></p>

<p>Araştırma kapsamında İngiltere'nin kuzeybatısındaki hastanelerde tedavi gören 32 bin 909 yetişkin hastanın elektronik sağlık kayıtları analiz edildi. Çalışmada, özellikle kanser dışı ağrıların tedavisinde kullanılan opioid ilaçların yaşamı tehdit eden solunum komplikasyonlarıyla ilişkisi değerlendirildi.</p>

<p>Bilim insanları; hastaların solunum hızı, kandaki oksijen seviyesi ve opioid aşırı dozunda kullanılan nalokson ilacına ihtiyaç duyulup duyulmadığı gibi verileri inceleyerek ilaçların risk düzeylerini karşılaştırdı.</p>

<p><strong>Fentanil en yüksek riskle ilişkilendirildi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın sonuçlarına göre, fentanil kullanan hastalarda kodein kullananlara kıyasla solunum problemleri görülme riski yaklaşık 3 kat daha yüksek bulundu. Morfin kullanan hastalara göre ise solunum baskılanması riskinin yüzde 85 daha fazla olduğu belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar, fentanilin çok güçlü bir opioid olması ve beyne kısa sürede ulaşarak solunumu hızla baskılamasının bu yüksek riskte etkili olabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>Birden fazla opioid kullanımı riski artırıyor</strong></p>

<p>Çalışmada aynı anda birden fazla opioid ağrı kesici kullanan hastalarda ölümcül komplikasyon riskinin yaklaşık 3 kat arttığı tespit edildi. Ayrıca bu kişilerde solunum problemleri görülme riskinin, yalnızca morfin kullanan hastalara göre yaklaşık yüzde 50 daha yüksek olduğu bildirildi.</p>

<p>Bunun yanında oksikodon ve morfin kullanan hastalarda da kodein kullananlara göre daha yüksek risk saptandı.</p>

<p><strong>KOAH hastaları daha dikkatli olmalı</strong></p>

<p>Araştırma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) bulunan kişilerin opioidlerin solunum üzerindeki etkilerine karşı daha hassas olduğunu da ortaya koydu. KOAH hastalarında fentanil kullanımının, kodeine kıyasla solunum problemleri riskini yaklaşık 4 kat artırdığı belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar, kronik akciğer hastalığı bulunan kişilere opioid reçete edilirken daha dikkatli değerlendirme yapılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Doz yükseldikçe risk de artıyor</strong></p>

<p>Çalışmanın başyazarı, Manchester Üniversitesi Kıdemli Klinik Öğretim Üyesi Dr. Meghna Jani, opioidlerin akut ve şiddetli ağrı tedavisinde önemli bir yere sahip olduğunu ancak risk düzeyinin kullanılan ilaca ve doza göre değiştiğini söyledi.</p>

<p>Araştırmada ayrıca, günlük morfin eşdeğeri doz arttıkça komplikasyon riskinin de yükseldiği, gabapentin veya pregabalin gibi ilaçlarla birlikte kullanımın ise ciddi solunum komplikasyonu ihtimalini daha da artırabileceği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/bu-agri-kesiciye-dikkat-olumcul-oldugu-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/bu-agri-kesiciye-dikkat-olumcul-oldugu-ortaya-cikti.png" type="image/jpeg" length="25481"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek yetmezliği hakkında bunları biliyor muydunuz?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/bobrek-yetmezligi-hakkinda-bunlari-biliyor-muydunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/bobrek-yetmezligi-hakkinda-bunlari-biliyor-muydunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek yetmezliği, böbreklerin kandaki atık maddeleri ve fazla sıvıyı yeterince süzememesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunudur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kronik böbrek yetmezliği, yıllar içinde yavaş ilerlediği için erken dönemde belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe ise yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>

<p><strong>Böbrek yetmezliği nedir?</strong></p>

<p>Böbrekler, kandaki zararlı maddeleri süzerek idrar yoluyla vücuttan uzaklaştıran, sıvı ve mineral dengesini sağlayan hayati organlardır. Kronik böbrek yetmezliği ise böbreklerin bu görevlerini zamanla yerine getirememesi sonucu gelişen kalıcı bir hastalıktır.</p>

<p>Hastalık genellikle uzun yıllar boyunca sessiz ilerler. Erken teşhis edilmediğinde böbrek fonksiyonları giderek azalabilir ve ileri evrelerde diyaliz ya da böbrek nakli gerekebilir.</p>

<p><strong>Böbrek yetmezliğinin belirtileri nelerdir?</strong></p>

<p>Kronik böbrek yetmezliğinin en sık görülen belirtileri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sürekli yorgunluk ve halsizlik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mide bulantısı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>İştahsızlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Konsantrasyon bozukluğu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayak, ayak bileği ve göz çevresinde şişlik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gece sık idrara çıkma</p>
 </li>
 <li>
 <p>İdrar miktarında değişiklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas krampları ve kas seğirmeleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ciltte kuruluk ve kaşıntı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nefes darlığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Göğüs ağrısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüksek tansiyon</p>
 </li>
 <li>
 <p>Baş ağrısı</p>
 </li>
</ul>

<p>Belirtiler hastadan hastaya farklılık gösterebilir ve birçok başka hastalıkla karıştırılabilir.</p>

<p><strong>Böbrek yetmezliğinin nedenleri</strong></p>

<p>Uzmanlara göre kronik böbrek yetmezliğinin en yaygın nedenleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Diyabet (şeker hastalığı)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hipertansiyon (yüksek tansiyon)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Glomerülonefrit</p>
 </li>
 <li>
 <p>İnterstisyel nefrit</p>
 </li>
 <li>
 <p>Polikistik böbrek hastalığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Böbrek taşları ve idrar yolu tıkanıklıkları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Prostat hastalıkları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kalp ve damar hastalıkları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Otoimmün hastalıklar (Lupus gibi)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağır metal ve toksinlere maruz kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bazı kanserler ve kemoterapi ilaçları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bilinçsiz ilaç kullanımı</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Böbrek yetmezliği nasıl teşhis edilir?</strong></p>

<p>Böbrek yetmezliğinin tanısı nefroloji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve çeşitli testlerle konulur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanıda kullanılan başlıca yöntemler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kan testleri (Kreatinin, üre ve GFR ölçümü)</p>
 </li>
 <li>
 <p>İdrar tahlili</p>
 </li>
 <li>
 <p>İdrar miktarının değerlendirilmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Böbrek ultrasonu ve diğer görüntüleme yöntemleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gerekli durumlarda böbrek biyopsisi</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu testler sayesinde böbrek fonksiyonlarının ne düzeyde etkilendiği belirlenebilir.</p>

<p><strong>Böbrek yetmezliği nasıl tedavi edilir?</strong></p>

<p>Kronik böbrek hastalığında oluşan böbrek hasarı çoğu zaman geri döndürülemez. Ancak erken teşhis ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir.</p>

<p>Tedavide şu yöntemler uygulanabilir:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Tansiyonun kontrol altına alınması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diyabet tedavisinin düzenlenmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kolesterolün düşürülmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kansızlık (anemi) tedavisi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vücutta sıvı birikimini önleyici ilaçlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Böbrekleri korumaya yönelik düşük proteinli beslenme</p>
 </li>
</ul>

<p>İleri evre böbrek yetmezliğinde ise iki temel tedavi yöntemi uygulanmaktadır.</p>

<p><strong>Diyaliz tedavisi</strong></p>

<p>Böbreklerin görevini yerine getiremediği durumlarda kanın temizlenmesi diyaliz cihazı yardımıyla sağlanır. Hemodiyaliz ve periton diyalizi olmak üzere iki farklı yöntem uygulanabilir.</p>

<p><strong>Böbrek nakli</strong></p>

<p>Son dönem böbrek yetmezliğinde en etkili tedavi seçeneklerinden biri böbrek naklidir. Uygun verici bulunduğunda gerçekleştirilen nakil sayesinde hastalar diyalize ihtiyaç duymadan yaşamlarını sürdürebilir.</p>

<p><strong>Erken teşhis hayati önem taşıyor</strong></p>

<p>Uzmanlar, özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının düzenli böbrek kontrollerini yaptırmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Erken teşhis sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve ciddi komplikasyonların önüne geçilebilir. Düzenli sağlık kontrolleri, sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi ve bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması böbrek sağlığının korunmasında önemli rol oynuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/bobrek-yetmezligi-hakkinda-bunlari-biliyor-muydunuz</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/bobrek-yetmezligi-hakkinda-bunlari-biliyor-muydunuz-1.JPG" type="image/jpeg" length="85448"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay'dan kanser hastalarına emsal karar]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/yargitaydan-kanser-hastalarina-emsal-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/yargitaydan-kanser-hastalarina-emsal-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay, kanser hastalarını yakından ilgilendiren emsal niteliğinde bir karara imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mahkeme, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanması gerektiğine hükmetti. Karar, hastalar ve yakınları tarafından memnuniyetle karşılandı.</p>

<p><strong>Kanser tedavisine erişim temel hak olarak değerlendirildi</strong></p>

<p>Karar, SGK'nın bazı kanser ilaçlarını geri ödeme kapsamına almamasına ilişkin açılan davalar sonucunda verildi. Yargıtay, kararında kanser tedavisine erişimin temel bir hak olduğuna dikkat çekerek, tedavide kullanılan bazı ilaçların geri ödeme kapsamına alınması gerektiğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu kararın, benzer uyuşmazlıklarda emsal niteliği taşıması ve açılacak davalarda yol gösterici olması bekleniyor.</p>

<p><strong>Binlerce hastayı ilgilendiriyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukukçular, kararın kanser tedavisi gören binlerce hastanın ilaçlara erişimini doğrudan etkileyebileceğini ifade ediyor. Kararın uygulanmasıyla birlikte geri ödeme kapsamı dışında kalan bazı tedavilere ulaşımın kolaylaşabileceği belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/yargitaydan-kanser-hastalarina-emsal-karar</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 22:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/yargitaydan-kanser-hastalarina-emsal-karar.webp" type="image/jpeg" length="75657"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sarı nokta hastalığı nedir, belirtileri nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/sari-nokta-hastaligi-nedir-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/sari-nokta-hastaligi-nedir-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mervenur Yılmaz, sarı nokta hastalığının özellikle 50 yaş üstü bireylerde görüldüğünü belirterek, erken teşhis için düzenli göz muayenesinin büyük önem taşıdığını söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mervenur Yılmaz, "sarı nokta hastalığı" hakkında önemli bilgiler verdi. Hastalığın belirtileri, risk faktörleri ve erken teşhisin önemi hakkında açıklamalarda bulunan Yılmaz, özellikle ileri yaş grubundaki bireyleri düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri konusunda uyardı.</p>

<p>Sarı nokta hastalığının, genellikle 50-55 yaş üzerindeki bireylerde görüldüğünü belirten Yılmaz, "Sarı nokta hastalığı, merkezi görmeden sorumlu olan makula tabakasının hasarlanması sonucu gelişen bir göz hastalığıdır." dedi.</p>

<h3><strong>Peki belirtileri nelerdir?</strong></h3>

<p>Hastalığın erken dönemde fark edilmesinin tedavi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Yılmaz, belirtileri şöyle sıraladı:</p>

<p>"Merkezi görmede zorluk, çizgilerin ve yazıların eğik ya da kırık görülmesi, renklerde solukluk ve detayları seçmede güçlük sarı nokta hastalığının en önemli belirtileri arasında yer almaktadır."</p>

<h3><strong>Peki kimler risk faktöründedir?</strong></h3>

<p>Risk faktörlerine de değinen Op. Dr. Mervenur Yılmaz, ileri yaşın yanı sıra obezite, aile öyküsü ile hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların sarı nokta hastalığı riskini artırdığını belirtti.</p>

<p>Erken teşhisin görme kaybının önlenmesinde kritik rol oynadığına dikkat çeken Yılmaz, "Özellikle ileri yaşta olan, obezite sorunu bulunan, ailesinde sarı nokta hastalığı öyküsü olan ve hipertansiyon ile diyabet gibi sistemik hastalıkları bulunan kişilerin düzenli olarak göz doktoruna kontrole gitmeleri büyük önem taşımaktadır." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cengiz Tontaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/sari-nokta-hastaligi-nedir-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/haber-kapak-sablon-2026-07-22t130840930.jpg" type="image/jpeg" length="51808"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan Yaz Sıcaklarında Sağlıklı Beslenme Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlardan-yaz-sicaklarinda-saglikli-beslenme-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmanlardan-yaz-sicaklarinda-saglikli-beslenme-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcaklarında sağlıklı beslenme için uzmanlardan önemli tavsiyeler geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak hava dalgalarının etkili olduğu şu günlerde beslenme uzmanları önemli tavsiyelerde bulunuyor. Yaz aylarında vücuttaki su kaybının artması nedeniyle bol sıvı tüketilmesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar günde en az iki litre su içilmesini tavsiye ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcak havalarda ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması gerektiği belirtiliyor. Yoğurt ayran ve cacık gibi geleneksel Türk mutfağının serinletici gıdaları bu dönemde ideal seçenekler arasında gösteriliyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyetetik uzmanları sıcak havalarda dışarıda bekleyen gıdaların çabuk bozulabileceğini ve gıda zehirlenmesi riskinin arttığını belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlardan-yaz-sicaklarinda-saglikli-beslenme-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/54eefa53-06cd-4907-a240-a9ee66a11bde.jpg" type="image/jpeg" length="35720"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan sıcak hava uyarısı: Kalp krizi riskini artırabilir]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-sicak-hava-uyarisi-kalp-krizi-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-sicak-hava-uyarisi-kalp-krizi-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, özellikle kalp ve damar hastaları için önemli sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, sıcak havalarda kalbin daha fazla çalıştığını belirterek vatandaşlara dikkatli olmaları çağrısında bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ile Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ballı, sıcak havaların kalbin çalışma yükünü artırarak kalp krizi riskini yükseltebildiğini söyledi.</p>

<p>Ballı, 30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda vücudun serin kalabilmek için daha fazla çalıştığını, bu durumun da kalbin daha yoğun şekilde kan pompalamasına neden olduğunu ifade etti. Bu nedenle yaz aylarında kalp krizi vakalarında artış görülebildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Sıcak havalarda sıvı ve elektrolit kaybının hızlandığını belirten Ballı, özellikle kronik kalp ve damar hastalarının yeterli miktarda su tüketmesine özen göstermesi gerektiğini vurguladı. Herhangi bir sağlık engeli bulunmayan kişiler için günlük en az 2,5 litre sıvı tüketiminin faydalı olacağını belirten uzman, suyun temel içecek olması gerektiğini söyledi. Ayran ve maden suyunun elektrolit dengesine katkı sağlayabileceğini ifade eden Ballı, şekerli ve gazlı içecekler ile çay ve kahvenin suyun yerini tutmayacağını dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenme konusunda da uyarılarda bulunan Ballı, ağır ve yağlı öğünlerin kalbin yükünü artırabileceğini, bu nedenle yaz aylarında daha hafif beslenmenin tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Uzman isim, güneş ışınlarının en yoğun olduğu öğle saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamasını, aşırı sıcak havalarda ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmasını önerdi.</p>

<p>Sıcak ve soğuk ortamlar arasındaki ani geçişlerin de kalp ritmini olumsuz etkileyebileceğini belirten Ballı, terliyken bir anda çok soğuk ortamlara girmenin veya soğuk suya atlamanın ritim bozukluklarını tetikleyebileceğini söyledi.</p>

<p>Klima kullanımında da aşırı düşük sıcaklıklardan kaçınılması gerektiğini ifade eden Ballı, ortam sıcaklığının vücudun rahat uyum sağlayabileceği seviyelerde tutulmasının daha sağlıklı olacağını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-sicak-hava-uyarisi-kalp-krizi-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/016c1f7e-4955-48cb-aca0-230558e5fb87.jpg" type="image/jpeg" length="28298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Arı Sokmasına Bağlı Alerjik Reaksiyonlar Ölüme Neden Olabilir]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/ari-sokmasina-bagli-alerjik-reaksiyonlar-olume-neden-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/ari-sokmasina-bagli-alerjik-reaksiyonlar-olume-neden-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Senanur Işık, arı sokmalarına karşı vatandaşları uyararak, bazı arı sokma olaylarının ölüme yol açabileceğine dikkat çekti.
Doç.Dr. Işık, yaz mevsiminde insanların arılarla temas ihtimalinin artmaya başladığını belirterek, arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyonların ölüme sebep olabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların yaklaşık yüzde 2’sinin arılara alerjik olduğunun düşünüldüğünü, arı sokmasına bağlı bildirilen ölüm vakalarının gerçek rakamın çok altında olduğunu kaydeden Işık, "Kırsalda kalp krizine bağlı olduğu düşünülen bazı ölüm olaylarında sebep aslında arı alerjisidir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç.Dr. Işık, şu bilgileri verdi: "Arıcılık faaliyetlerinin yoğun yapıldığı ülkemizde özellikle yazın acil servislere çok sayıda arı alerjisi vakası müracaat etmektedir. Arı sokması sonrası genelde sokulan yerde kaşıntılı hafif bir kızarıklık ve şişme ortaya çıkar. Ağrı kesici ilaç ve buz uygulamaları ile bu reaksiyonlar geriler. Bal arıları soktuktan sonra genelde venom keseleri deride kalır. Deriye en yakın yerinden 10-15 dakika içinde kese sıkılmadan çıkarılmalıdır. Yaban arıları ise birkaç kez sokabilir. Bazı hastalarda ısırılmadan 12-24 saat sonra 20 santimden büyük geniş şişlik kızarıklıklar oluşur. Bunlar genelde 1 hafta içinde gerileyerek kaybolur. Boyun, dil, dudak gibi bölgeler sokulmadıkça tehlike oluşturmazlar. Bu geniş lokal reaksiyonlar ilerideki şiddetli reaksiyonların habercisi değildir."</p>

<p>Doç.Dr. Işık, şu uyarılarda bulundu:<br />
"Asıl korkulan reaksiyonlar solunum ve dolaşım sistemini etkileyen nefes darlığı, boğazda tıkanma hissi, çarpıntı, baş dönmesi, karın ağrısı, şuur kaybı ve baygınlık gibi semptom ve şikayetlere yol açan ağır sistemik reaksiyonlardır. Bu tip reaksiyonlar gelişen hastalar mutlaka alerji uzmanına müracaat etmelidir. Küçük çocuklarda ölüm nadiren rastlanıp genelde kalp, akciğer hastalığı olanlarda reaksiyonlar daha şiddetlidir. Bir kişinin alerjik yatkınlığının olması arı alerjisi için büyük risk faktörü değildir. Tanı deri ve kan testi ile konup, tarama amaçlı olarak bu testler kullanılmaz. Tarama amaçlı testlerde arı alerjisi çıkan insanların yüzde 20'sinden azı arı sokmasına bağlı reaksiyon gösterir. Bunun yanında ölüm vakalarının çoğunda öncesinde bir alerji öyküsü yoktur. Arı sokmasına bağlı ciddi reaksiyon geçiren hastaların sonraki sokmada nasıl reaksiyon vereceği ön görülemez. Üst solunum yolları tıkanıklığı ve dolaşım yetersizliği en sık ölüm nedenleridir. Şiddetli reaksiyon geçiren hastalar yanlarında mutlaka kendinden enjeksiyon yapan adrenalin iğneleri bulundurmalıdır. Reaksiyon ne kadar erken başlarsa o kadar şiddetlidir. Adrenalinin erken yapılması en önemli tedavi yaklaşımıdır."<br />
Dr. Işık, arılara yönelik alerji aşılarının ağır reaksiyonlar geçiren hastalarda en önemli tedavi yaklaşımı olduğunu da aktararak, "Aşılar reaksiyonların ortaya çıkmasını yüzde 95 oranlarında engeller veya belirgin olarak şiddetini hafifletir. Şiddetli alerjik reaksiyonlarda hastaların erken ayağa kaldırılması veya yürüyerek hastaneye gitmeye çalışmaları ciddi tansiyon düşmesi ve ritm bozukluğu ile ölümlere yol açabilir. Hastalar ayağa kaldırılmamalı, solunum yolları açık tutularak ambulans beklenmelidir. Arı aşıları alerji uzmanları tarafından raporlandığında tamamı devlet tarafından ödenmektedir. Genelde 6 ila 16 hafta süresince her hafta yapılan aşılarla çok düşük dozlarda arı zehri enjekte edilerek vücut belli bir dozdan sonra zehre karşı tepkisiz hale gelir. Arı aşıları mutlaka tecrübeli alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Arı aşıları genellikle ayda bir olarak 5 yıl sürer. Kimlerin aşılanması gerektiğine mutlaka alerji uzmanları karar vermelidir" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/ari-sokmasina-bagli-alerjik-reaksiyonlar-olume-neden-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/a-w749289-01.jpg" type="image/jpeg" length="28604"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz tatilinde çocuklarda ishal alarmı: Hangi belirtiler ciddiye alınmalı?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Besinlerin uygun koşullarda saklanmaması, hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi ve ortak kullanım alanları, çocuklarda ishal vakalarının yaz döneminde daha sık görülmesine neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayları çocuklar için deniz, havuz ve açık havada geçirilen keyifli günleri beraberinde getirirken, sıcak havanın etkisiyle mide-bağırsak enfeksiyonlarının görülme sıklığı da artabiliyor.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Fikret İşbilir, ishalin çoğu zaman kendiliğinden düzelebilen bir tablo olsa da özellikle küçük çocuklarda gelişebilecek sıvı kaybının dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Yazın ishal neden daha sık görülüyor?</strong></p>

<p>Yüksek hava sıcaklıklarının, mikroorganizmaların gıdalarda daha hızlı çoğalmasına zemin hazırlayabildiğini söyleyen İşbilir, "Açıkta bekleyen yiyecekler, yeterince temizlenmemiş sebze ve meyveler, güvenilir olmayan içme suları ve hijyenik olmayan havuzlar çocuklarda bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor." dedi.</p>

<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, yaz aylarında yalnızca virüslerin değil, bazı bakterilerin de ishal vakalarında önemli rol oynadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Bazı bakteriler bağırsaklara yerleşerek toksin adı verilen maddeler salgılar. Bu toksinler bağırsakların normal çalışma düzenini bozabilir ve bağırsakların vücuttaki su ile mineralleri dışarı atmasına neden olabilir. Bunun sonucunda çocuklarda kısa sürede yoğun sıvı kaybı gelişebilir. Özellikle Enterotoksijenik Escherichia coli (ETEC) adı verilen bakteri, çocuklarda görülen bakteriyel ishallerin önemli etkenlerinden biridir."</p>

<p><strong>Her belirti aynı hastalığı işaret etmez</strong></p>

<p>İshalin çoğu zaman birkaç gün içinde düzelebilse de bazı belirtilerin daha yakından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Fikret İşbilir, "Ebeveynlerin yalnızca ishalin sayısına değil, çocuğun genel durumuna da dikkat etmesi gerekir. Çocuk oyun oynamak istemiyor, halsiz görünüyorsa veya sıvı tüketemiyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır." dedi.</p>

<p><strong>Ebeveynler evde nelere dikkat etmeli?</strong></p>

<p>İshal döneminde en önemli amacın, çocuğun kaybettiği sıvının yerine konulması olduğunu hatırlatan İşbilir, "Çocuk kusmuyorsa sık aralıklarla su ve yaşına uygun sıvılar verilmelidir. Kusma varsa sıvılar azar azar ancak sık aralıklarla sunulmalıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirmeye mutlaka devam edilmelidir. Gazlı içecekler, şeker oranı yüksek meyve suları ve rastgele hazırlanmış karışımlar ise uygun değildir." diye ekledi.</p>

<p>Beslenmenin tamamen kesilmesinin de doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Uzm. Dr. Fikret İşbilir, çocuğun tolere edebildiği ölçüde yaşına uygun beslenmenin sürdürülmesinin iyileşme sürecine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>

<p><strong>Bu belirtiler varsa beklemeyin</strong></p>

<p>Yaz aylarında görülen ishal vakalarının büyük bölümü destek tedavisiyle düzelirken, bazı belirtilerin acil değerlendirme gerektirebileceğini vurgulayan İşbilir, "Dışkıda kan görülmesi, yüksek ateş, sürekli kusma, ağızdan sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ağız kuruluğu, gözlerde çöküklük, ağlarken gözyaşı olmaması, aşırı uyku hali veya belirgin halsizlik ciddi sıvı kaybının işareti olabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Tatilde basit önlemler büyük fark oluşturuyor</strong></p>

<p>Yaz tatilinde alınacak birkaç basit önlemin, çocukları bağırsak enfeksiyonlarından korumaya yardımcı olabileceğine dikkat çeken İşbilir, "Çocuklara yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı kazandırılması, içme suyu güvenilir olmayan yerlerde ambalajlı su tercih edilmesi, açıkta beklemiş yiyeceklerin tüketilmemesi, sebze ve meyvelerin iyi yıkanması, soğuk zincirin korunması ve havuz hijyenine dikkat edilmesi enfeksiyon riskini azaltabilir." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Rastgele ilaç kullanımı doğru değil</strong></p>

<p>İshal görüldüğünde ailelerin en sık yaptığı hatalardan birinin hekime danışmadan ilaç kullanmak olduğunu belirten Uzm. Dr. Fikret İşbilir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Her ishal antibiyotik gerektirmez. Aynı şekilde ishali durdurmaya yönelik ilaçlar da özellikle çocuklarda hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Tedavi, çocuğun yaşı, genel durumu ve enfeksiyonun nedenine göre planlanmalıdır. Erken dönemde doğru sıvı desteği ve uygun tıbbi değerlendirme, olası komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 18:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/c4625b78-e9b5-4847-8d5a-63e5e3ea2260.jpg" type="image/jpeg" length="41171"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bunu biliyor muydunuz?  Yaz ishalleri çocuklarda hayati risk oluşturabiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/bunu-biliyor-muydunuz-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/bunu-biliyor-muydunuz-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdulhakim Güneş, özellikle küçük çocuklarda gelişen sıvı kaybının hayati tehlikeye yol açabileceğini belirterek, aileleri hijyen, güvenli su tüketimi ve bilinçsiz ilaç kullanımı konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde yükselen hava sıcaklıklarıyla birlikte çocuklarda görülen ishal vakaları da artış gösteriyor. Uzmanlar, sıcak havalarda bozulan gıdalar, hijyenik olmayan sular ve kişisel hijyen eksikliğinin enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırdığına dikkat çekerken, özellikle küçük çocuklarda gelişen sıvı kaybının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Güneş, yaz aylarında artan ishal vakalarının nedenleri, ailelerin yaptığı yanlışlar ve alınması gereken önlemler hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Sıcak hava ve hijyen sorunları ishali artırıyor</p>

<p>Yaz aylarında görülen ishal vakalarının en önemli nedeninin sıcak hava olduğunu belirten Dr. Güneş, sıcaklığın artmasıyla birlikte gıdaların daha hızlı bozulduğunu ve su hijyeninde yaşanan sorunların hastalık riskini artırdığını söyledi.</p>

<p>Dr. Güneş, “Günümüzde yaz aylarında ishal vakalarının artmasının birinci sebebi genellikle sıcaklardır. Sıcakların artmasıyla birlikte gıdaların bozulması veya suların hijyeninin bozulması nedeniyle hastalıklar artabiliyor. Özellikle küçük çocuklar henüz hijyen kurallarını bilmedikleri için ellerini sağa sola değdirebiliyor ve bu şekilde mikropları kapabiliyorlar. Bu durum belli bir noktadan sonra toplum içerisinde de kendiliğinden yayılabiliyor." dedi.</p>

<p><img alt="24F72Ec6 Ce68 4A3E 91Ab 4C8B5E3E1715" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/24f72ec6-ce68-4a3e-91ab-4c8b5e3e1715.jpg" width="1366" />En büyük tehlike sıvı kaybı</p>

<p>İshal olan çocuklarda en önemli riskin sıvı kaybı olduğuna dikkat çeken Güneş, ailelerin bazı belirtileri iyi takip etmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Dr. Güneş, "İshal olan bir çocukta bizim için en önemli konu çocuğun sıvı kaybıdır. Sıvı kaybına bağlı olarak ailelerin anlayabileceği belirtiler arasında aşırı halsizlik, yorgunluk, gözlerini açamama, göz çukurlarında çökme ve dudaklarda kuruluk yer alıyor. Bunun dışında bizim tıbben değerlendirdiğimiz kalp atımının hızlanması, cildin susuz kalmasına bağlı olarak deri turgorunun azalması, tansiyonun düşmesi ve kan şekerinin düşmesi gibi bulgular görüldüğünde mutlaka hastaneye veya acil servise başvurmakta fayda var." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bilinçsiz ilaç kullanımı tedaviyi geciktiriyor</p>

<p>Ailelerin en sık yaptığı hatalardan birinin doktora danışmadan ilaç kullanmak olduğunu dile getiren Dr. Güneş, "Ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri herhangi bir sağlık çalışanına danışmadan ilaç başlamalarıdır. Özellikle antibiyotik başlayabiliyorlar. Bunun dışında daha önce hekimin önerdiği bir ilacı başka bir sebeple verilmiş olmasına rağmen ishale de uygun olduğunu düşünerek verebiliyorlar. Uzun süreli ishalleri de atlayabiliyorlar. Mesela çocuk her gün iki veya üç defa ishal oluyorsa sayı az diyerek hekime veya acile götürmeyebiliyorlar. Sıvıyı takip etmiyorlar, yeterli sıvıyı vermeyebiliyorlar. Maalesef bu şekilde hatalar olabiliyor." diye konuştu.</p>

<p>Korunmanın yolu hijyenden geçiyor</p>

<p>Yaz ishallerinden korunmada hijyen kurallarının büyük önem taşıdığını belirten Dr. Güneş, "Burada en önemli şey hijyendir. Hazırlanan gıdaların dışarıda bekletilmemesi, buzdolabında muhafaza edilmesi ve bozulup bozulmadığının takip edilmesi bence çok önemli. Meyve ve sebzelerin temizliğine dikkat edilmeli. Emekleyen, yürüyen ve henüz hijyen kurallarını bilmeyen çocukların el temizliğine özellikle dikkat edilmesi gerekiyor." diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında su hijyenine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Güneş, "Yaz aylarında Siirt gibi yerlerde zaman zaman suyla ilgili hijyen problemleri yaşanabiliyor. Bu nedenle mümkünse çocuklara hazır içme suyu verilmesini tavsiye ederim." dedi.</p>

<p>"Hayati tehlikeye neden olan ishal değil, sıvı kaybıdır"</p>

<p>İshalin hayati tehlikeye yol açabileceğini belirten Dr. Güneş, asıl riskin sıvı kaybı olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:</p>

<p>"İshal hayati tehlikeye yol açabilir. Ancak bunun sebebi ishalin kendisi değil, sıvı kaybıdır. Günümüzde bu hastaları erken dönemde tespit edip yatırıyoruz. Sıvı yerine konulmaz ve çocuğa gerekli müdahale yapılmazsa maalesef hayati tehlike oluşabiliyor. Nadir de olsa günümüzde hâlâ ishal nedeniyle hayatını kaybeden bebekler olabiliyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/bunu-biliyor-muydunuz-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/b692922c-fcfe-442d-980f-42bd9ab41d02.jpg" type="image/jpeg" length="83107"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite tedavisinde yeni dönem: Asıl soru "Kim gerçekten tedaviye ihtiyaç duyuyor?"]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/obezite-tedavisinde-yeni-donem-asil-soru-kim-gercekten-tedaviye-ihtiyac-duyuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/obezite-tedavisinde-yeni-donem-asil-soru-kim-gercekten-tedaviye-ihtiyac-duyuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezite tedavisinde son yılların en dikkat çeken gelişmelerinden biri olan GLP-1 reseptör agonisti ilaçlar, önemli kilo kaybı sağlamalarının yanı sıra tıp dünyasında yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, tedavi kararının yalnızca fazla kiloya değil, kişinin genel sağlık durumuna göre verilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>The Economist'te yayımlanan değerlendirmeye göre, iştahı azaltan ve mide boşalmasını yavaşlatarak tokluk hissini artıran GLP-1 ilaçları, hastaların vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini kaybetmesine yardımcı olabiliyor. Bunun yanında tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, yağlı karaciğer ve uyku apnesi gibi obeziteyle ilişkili hastalıkların kontrolünde de önemli katkılar sağlıyor.</p>

<p><strong>VKİ tek başına yeterli görülmüyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, yıllardır temel ölçüt olarak kullanılan vücut kitle indeksinin (VKİ) tek başına sağlık risklerini belirlemede yetersiz kaldığını belirtiyor.</p>

<p>Aynı VKİ değerine sahip iki kişiden birinin tamamen sağlıklı olabileceği, diğerinde ise diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı gibi ciddi metabolik sorunların bulunabileceğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle yalnızca kiloya bakılarak ilaç tedavisi başlanmasının doğru bir yaklaşım olmadığı ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Her fazla kilolu kişinin ilaca ihtiyacı olmayabilir</strong></p>

<p>Tıp çevrelerinde giderek güç kazanan görüşe göre, sağlık sorunlarına neden olan ve ilaç ya da cerrahi tedavi gerektiren "hastalığa bağlı obezite" ile doğrudan sağlık riski oluşturmayan fazla kilo birbirinden ayrılmalı.</p>

<p>Uzmanlar, ikinci grupta yer alan kişiler için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişikliklerinin tercih edilmesinin daha uygun olacağını belirtiyor.</p>

<p><strong>Yüksek maliyet de tartışma konusu</strong></p>

<p>GLP-1 ilaçlarının uzun süre kullanılmasının gerekebilmesi ve yüksek maliyetleri de sağlık sistemleri açısından önemli bir gündem oluşturuyor. Artan talebin sağlık bütçeleri ve sigorta sistemleri üzerindeki etkisi, ekonomik sürdürülebilirlik açısından da tartışılıyor.</p>

<p><strong>Kişiselleştirilmiş tedavi öne çıkıyor</strong></p>

<p>Uzmanlar, obezite değerlendirmesinde yalnızca VKİ'nin değil; bel çevresi, vücut yağ oranı ve yağ dağılımı, kan şekeri ve yağ değerleri, eşlik eden hastalıklar, fiziksel uygunluk düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p>Tıp dünyasında giderek yaygınlaşan kişiselleştirilmiş tedavi anlayışına göre, obezite tedavisinde temel soru artık "Nasıl kilo verilir?" değil, "Kim gerçekten tedaviye ihtiyaç duyuyor?" oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/obezite-tedavisinde-yeni-donem-asil-soru-kim-gercekten-tedaviye-ihtiyac-duyuyor</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 19:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/obezite-tedavisinde-yeni-donem-asil-soru-kim-gercekten-tedaviye-ihtiyac-duyuyor.jpg" type="image/jpeg" length="23178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mutasyon nedir? Mutasyona uğrayan virüs daha mı tehlikeli?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/mutasyon-nedir-mutasyona-ugrayan-virus-daha-mi-tehlikeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/mutasyon-nedir-mutasyona-ugrayan-virus-daha-mi-tehlikeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koronavirüs salgınıyla birlikte sıkça gündeme gelen "mutasyon" kavramı, virüsün genetik yapısında meydana gelen kalıcı değişiklikleri ifade ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, mutasyonun tüm virüslerde görülebilen doğal bir süreç olduğunu, her mutasyonun virüsü daha tehlikeli hale getirmediğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Mutasyon nedir?</strong></p>

<p>Mutasyon; bir canlı ya da virüsün DNA veya RNA diziliminde meydana gelen kalıcı genetik değişikliktir. Koronavirüs gibi RNA virüsleri, DNA virüslerine kıyasla daha sık mutasyona uğrar. Bu değişimler sonucunda ortaya çıkan yeni virüs tipleri ise "varyant" olarak adlandırılır.</p>

<p>Virüslerde meydana gelen mutasyonlar rastlantısaldır ve her zaman olumsuz sonuç doğurmaz. Bazı mutasyonlar virüsün bulaşıcılığını artırabilirken, bazıları hastalık yapma gücünü azaltabilir veya herhangi bir değişikliğe neden olmayabilir.</p>

<p><strong>Mutasyona uğrayan koronavirüs daha mı tehlikeli?</strong></p>

<p>Uzmanlara göre, bir virüsün mutasyona uğraması tek başına daha ölümcül veya daha tehlikeli olduğu anlamına gelmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı varyantlar daha hızlı yayılabilir. Ancak bulaşıcılığın artması, ağır hastalık veya ölüm riskinin de arttığı anlamına gelmez. Nitekim bazı mutasyonlar virüsün daha kolay yayılmasına rağmen daha hafif hastalık tablosuna yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle bir varyant değerlendirilirken yalnızca bulaşıcılığı değil, hastaneye yatış, ağır hastalık ve ölüm oranları da dikkate alınır.</p>

<p><strong>Vücut mutasyona farklı tepki verir mi?</strong></p>

<p>Virüsün geçirdiği mutasyonun türüne bağlı olarak bağışıklık sistemi farklı tepkiler verebilir.</p>

<p>Daha önce enfeksiyon geçiren veya aşılanan kişiler, yeni varyantlara karşı tamamen korunamayabilir. Ancak bağışıklık sistemi çoğu zaman ağır hastalık riskini önemli ölçüde azaltmaya devam eder.</p>

<p>Mutasyonun hastalık oluşturma gücü düşükse enfeksiyon daha hafif seyredebilir. Tersine, hastalık yapma kapasitesini artıran bir değişiklik söz konusuysa daha ağır tablolar görülebilir.</p>

<p><strong>Aşılar mutasyona uğramış virüslere karşı etkili mi?</strong></p>

<p>Aşılar, geliştirildikleri dönemde dolaşımda olan virüs tipine göre hazırlanır. Virüs zamanla değiştikçe aşının enfeksiyonu önleme gücü azalabilir.</p>

<p>Bununla birlikte güncel bilimsel çalışmalar, Covid-19 aşılarının yeni varyantlara karşı da özellikle ağır hastalık, yoğun bakım ve ölüm riskini azaltmada önemli ölçüde koruma sağladığını ortaya koymuştur. Gerektiğinde yeni varyantlara uyarlanmış aşılar da geliştirilebilmektedir.</p>

<p><strong>Mutasyonlar kaygı verici mi?</strong></p>

<p>Bilim insanları, mutasyonların virüslerin doğal yaşam döngüsünün bir parçası olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Her yeni mutasyon panik nedeni değildir. Önemli olan, ortaya çıkan varyantın bulaşıcılığı, hastalık yapma gücü ve mevcut bağışıklıktan kaçma kapasitesinin bilimsel olarak değerlendirilmesidir.</p>

<p>Bu nedenle yeni varyantlarla ilgili bilgiler, laboratuvar çalışmaları ve epidemiyolojik veriler ışığında takip edilmektedir.</p>

<p><strong>SARS örneği ne gösteriyor?</strong></p>

<p>2003 yılında görülen SARS salgınında virüs zaman içinde etkisini kaybederek ortadan kalkmıştı. Ancak her virüsün evrim süreci farklıdır.</p>

<p>Koronavirüsün geçirdiği her mutasyonun benzer şekilde sonuçlanacağı söylenemez. Virüsler zaman içinde hem daha hafif hem de daha ağır özellikler kazanabilecek değişiklikler geçirebilir. Bu nedenle bilimsel takip ve araştırmalar büyük önem taşımaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/mutasyon-nedir-mutasyona-ugrayan-virus-daha-mi-tehlikeli</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/mutasyon-nedir-mutasyona-ugrayan-virus-daha-mi-tehlikeli.jpg" type="image/jpeg" length="45965"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Kilo vermede sadece kalori saymak yeterli değil]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-uyardi-kilo-vermede-sadece-kalori-saymak-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-uyardi-kilo-vermede-sadece-kalori-saymak-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, kilo vermede yalnızca alınan ve harcanan kalorilerin hesaplanmasının yeterli olmadığını, besinlerin kalitesi ve vücudun bu kalorileri işleme biçiminin de en az kalori miktarı kadar önemli olduğunu belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır kilo vermenin temel prensibi olarak "harcanandan daha az kalori almak" yaklaşımı benimseniyor. Ancak uzmanlara göre bu yöntem her zaman beklenen sonucu vermiyor. Çünkü insan vücudu tüm kalorileri aynı şekilde değerlendirmiyor.</p>

<p>Tufts Üniversitesi Gıda Tıptır Enstitüsü Direktörü ve kardiyolog Dr. Dariush Mozaffarian, farklı besinlerin beyin, karaciğer, pankreas, kaslar ve yağ dokusu gibi metabolizmayı etkileyen organlarda farklı tepkiler oluşturduğunu söyledi. Mozaffarian'a göre kilo kontrolünde yalnızca kalori miktarı değil, besinlerin niteliği de belirleyici rol oynuyor.</p>

<p>Kalori, karbonhidrat, protein ve yağlardan elde edilen enerji miktarını ifade ediyor. Ancak bu değerin hesaplanma yöntemi son dönemde gündeme gelen bir davayla yeniden tartışılmaya başlandı. Bir protein bar üreticisi, ürün etiketlerinde kalori ve yağ miktarını yanlış gösterdiği iddiasıyla dava edildi. İddialar, gıdaların yakılarak enerji değerinin ölçüldüğü "bomb kalorimetresi" yöntemiyle yapılan analizlere dayanıyordu. Dava daha sonra düşürüldü.</p>

<p>Uzmanlara göre bu yöntem, gıdanın içerdiği tüm potansiyel enerjiyi ölçüyor. Oysa insan vücudu bir yanma odası gibi çalışmadığı için bu enerjinin tamamını kullanamıyor.</p>

<p>Boston Çocuk Hastanesi'nden endokrinoloji uzmanı Dr. David Ludwig "Bir bomb kalorimetresine talaş koyarsanız gram başına yaklaşık dört kalori elde edersiniz. Ancak insanlar talaştan enerji sağlayamaz." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Besin etiketlerinde yer alan kalori değerleri, teorik toplam enerjiden ziyade insan vücudunun kullanabileceği enerji miktarını yansıtıyor. Buna rağmen etiketlerdeki değerler, yuvarlama kuralları nedeniyle yüzde 20'ye kadar farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca gıdanın pişirilme şekli, işlenme düzeyi, sindirilebilirliği, olgunluk seviyesi ve kişinin genetik özelliklerinin de alınan kalorinin vücutta nasıl kullanılacağını etkilediğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmalara göre beyaz ekmek, makarna ve şeker gibi yüksek glisemik indeksli besinler, vücudun kalorileri yağ olarak depolama eğilimini artırabiliyor. Buna karşılık baklagiller, tam tahıllar ve tohumlarda bulunan dirençli nişasta ise daha yavaş sindiriliyor, daha az kalori emilmesine neden oluyor ve uzun süre tokluk sağlayabiliyor.</p>

<p>Ludwig, bu durumu örnekleyerek "100 kalorilik şekerli bir içeceğin kilo kontrolü açısından 200 kalorilik bir avuç kuruyemişten daha avantajlı olduğu düşünülebilir. Ancak pratikte bunun tam tersi görülüyor. Şekerli içecekler yağ depolanmasını artırırken daha kısa sürede yeniden acıkmaya neden oluyor." dedi.</p>

<p>Uzmanlar, besinlerin pişirilme şeklinin de enerji emilimini değiştirdiğine dikkat çekiyor. Pişmiş gıdalardaki kaloriler çiğ gıdalara göre daha kolay emilirken, olgunlaşmamış meyvelerdeki enerji daha düşük oranda kullanılabiliyor. Ayrıca bademin ezme haline getirilmesi gibi basit işlemler bile vücudun aynı besinden aldığı enerji miktarını artırabiliyor.</p>

<p>Öte yandan ultra işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu beslenme düzeninin, dinlenme sırasında harcanan enerji miktarını azaltabileceği belirtiliyor. Bu durum alınan kalorilerin daha büyük bölümünün depolanmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Harvard Tıp Fakültesi'nden obezite uzmanı Dr. Fatıma Cody Stanford ise genetik farklılıkların ve hatta uykusuz geçen tek bir gecenin bile vücudun kalorileri değerlendirme biçimini değiştirebildiğini ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar, kalori hesaplamasının porsiyon kontrolü açısından faydalı bir rehber olabileceğini ancak sağlıklı kilo yönetimi için asıl odak noktasının beslenme kalitesi olması gerektiğini vurguluyor. Buna göre lif açısından zengin, bitki ağırlıklı ve az işlenmiş gıdaların tercih edilmesi; özellikle rafine karbonhidratlar ile ultra işlenmiş ürünlerin sınırlandırılması öneriliyor.</p>

<p>Dr. Ludwig "Kalorilere yalnızca paket üzerindeki sayılar olarak bakmamalıyız. Bu yaklaşım insanları yanıltabilir. Önemli olan sadece kalori miktarı değil, o kalorinin vücutta nasıl işlendiğidir." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-uyardi-kilo-vermede-sadece-kalori-saymak-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/5f5ebb3d-9709-44f6-8310-7601bbc073ba.jpg" type="image/jpeg" length="86824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Göz kaşıma kornea yapısını zamanla zayıflatabilir]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-uyariyor-goz-kasima-kornea-yapisini-zamanla-zayiflatabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-uyariyor-goz-kasima-kornea-yapisini-zamanla-zayiflatabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emre Yılmaz, "Sürekli ve kuvvetli göz kaşıma hareketi, korneada mekanik strese neden olarak zaman içerisinde bu yapının incelmesine ve öne doğru sivrileşmesine yol açabilir. Keratokonus olarak adlandırılan bu hastalıkta kornea normal şeklini kaybetmeye başlar." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık özellikle alerji mevsimlerinde sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Pek çok kişi bu şikâyetleri hafifletmek için farkında olmadan gözlerini ovuşturmayı alışkanlık haline getiriyor. Ancak uzmanlar, uzun süre devam eden şiddetli göz kaşımanın kornea sağlığını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>En sık gençlerde ortaya çıkıyor</strong></p>

<p>Hastalığın özellikle 10 ile 30 yaş arasındaki gelişme çağındaki bireylerde çok daha hızlı ilerlediğini ve bir tehlike oluşturduğunu vurgulayan uzmanlar, gelişme çağında göz dokuları daha esnek olduğu için mekanik bir baskı olan kaşıma ve ovalama eyleminin kornea yapısını çok daha kolay bozabildiğini ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Alerjik göz hastalıkları riski artırabiliyor</strong></p>

<p>Bahar aylarında polenlerin artmasıyla birlikte gözlerde kaşıntı şikâyetlerinn de belirgin şekilde artabildiğine dikkati çeken uzmanlar, alerjik konjonktivit, atopik dermatit, saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıkları bulunan kişilerde göz kaşıma davranışının daha sık görüldüğünü belirtiyor.</p>

<p>Özellikle genç yaş grubunda sık görülen göz kaşıma alışkanlığının, genetik yatkınlığı bulunan bireylerde keratokonus gelişimini tetikleyebileceğini söyleyen Yılmaz, Sürekli ve kuvvetli göz kaşıma hareketi, korneada mekanik strese neden olarak zaman içerisinde bu yapının incelmesine ve öne doğru sivrileşmesine yol açabilir. Keratokonus olarak adlandırılan bu hastalıkta kornea normal şeklini kaybetmeye başlar. Bunun sonucunda düzensiz astigmatizma gelişebilir ve görme kalitesinde belirgin azalma ortaya çıkabilir. Hastalık ilerledikçe gözlüklerle elde edilen görme düzeyi de yetersiz kalabilir." diye konuştu.</p>

<p>Yılmaz, "Her gözünü kaşıyan kişide keratokonus gelişeceği söylenemez. Ancak genetik yatkınlığı bulunan bireylerde sürekli göz ovuşturmak, hastalığın ortaya çıkmasını veya ilerlemesini kolaylaştırabilen önemli çevresel faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir." şeklinde konuştu.</p>

<p>Göz kaşıntısının basit bir alışkanlık gibi görülmemesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, son olarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Özellikle alerjik hastalığı bulunan çocuklarda ve gençlerde bu davranışın önlenmesi, düzenli göz kontrollerinin ihmal edilmemesi ve gerekli durumlarda kornea değerlendirmesinin yapılması, keratokonusun erken dönemde saptanabilmesi açısından önem taşımaktadır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-uyariyor-goz-kasima-kornea-yapisini-zamanla-zayiflatabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 20:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/cbfd66dd-b037-413e-a5a8-40777544c5f6.jpg" type="image/jpeg" length="59074"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kayısı ve çekirdeğinin sırrı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/kayisi-ve-cekirdeginin-sirri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/kayisi-ve-cekirdeginin-sirri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden kayısı, sindirim sistemini destekleyen yapısıyla öne çıkıyor. Halk arasında uzun yıllardır dile getirilen "Kayısı bağırsakları çalıştırır, çekirdeği ise ishali keser" söylemi ise merak konusu olmaya devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek lif oranı ve doğal olarak içerdiği sorbitol sayesinde kayısı, bağırsak hareketlerini artırarak sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlıyor. Bu nedenle özellikle kuru kayısı ve taze kayısı, kabızlık sorunu yaşayan kişiler tarafından sıkça tercih ediliyor.</p>

<p>Uzmanlar, kayısının fazla tüketilmesi halinde ise bazı kişilerde dışkının yumuşamasına ve ishale yol açabileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Çekirdeğiyle ilgili inanış yaygın</strong></p>

<p>Halk arasında yaygın olan "Kayısı bağırsakları çalıştırır, çekirdeği ise ishali keser" inanışı nesilden nesile aktarılıyor. Ancak uzmanlar, kayısı çekirdeğinin ishali durdurduğuna dair iddiaların bilimsel olarak kesin şekilde kanıtlanmadığını ifade ediyor.</p>

<p><img alt="Kayısı Ve Çekirdeğinin Sırrı 1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/kayisi-ve-cekirdeginin-sirri-1.webp" width="1280" /></p>

<p><strong>Acı kayısı çekirdeğine dikkat</strong></p>

<p>Özellikle acı kayısı çekirdeğinin bilinçsiz ve fazla tüketilmesi sağlık açısından risk oluşturabiliyor. İçerdiği <strong>amigdalin</strong> maddesi nedeniyle aşırı tüketimin zararlı olabileceğine dikkat çeken uzmanlar, kayısı çekirdeğinin sağlık amacıyla kontrolsüz şekilde tüketilmemesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Uzmanlardan dengeli tüketim önerisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenme uzmanları, sindirim sisteminin sağlıklı çalışması için mevsiminde yetişen meyvelerin dengeli ve yeterli miktarda tüketilmesini öneriyor.</p>

<p>Kayısının sindirim sistemi üzerindeki olumlu etkilerinin bilimsel olarak desteklendiği belirtilirken, çekirdeğinin ishali durdurduğuna yönelik inanışın ise bilimsel açıdan kesin olarak doğrulanmadığı ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Tahir Tanrıkulu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/kayisi-ve-cekirdeginin-sirri</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/kayisi-ve-cekirdeginin-sirri.webp" type="image/jpeg" length="25954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan Kanser Tedavisi Görenlere Yaz Uyarısı: Bu 10 Kurala Dikkat]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-kanser-tedavisi-gorenlere-yaz-uyarisi-bu-10-kurala-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-kanser-tedavisi-gorenlere-yaz-uyarisi-bu-10-kurala-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanser tedavisi görenlerin yaz aylarında dikkat etmesi gerekenlere ilişkin uyarılarda bulunan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu, sağlıklı beslenme, bol su tüketimi, güneşten ve enfeksiyondan korunma gibi önlemlerin hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti kanser tedavisinde bazı yan etkilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor. Özellikle kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler alan hastalarda sıvı kaybı, güneş hassasiyeti, enfeksiyonlar ve sıcak havaya bağlı bazı sağlık sorunları daha sık görülebiliyor.</p>

<p>Doğru önlemler alındığında tedavi sürecini yaz döneminde de güvenli şekilde sürdürmenin mümkün olduğunu belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu "Kanser tedavisi gören hastalar için güvenli bir yaz mevsiminin temelinde bilinçli davranmak ve hekim önerilerine uyum göstermek yatmaktadır. Yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, güvenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve enfeksiyonlardan korunma gibi basit önlemler hem tedavi sürecinin daha rahat geçmesini sağlar hem de yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır." dedi.</p>

<p>Yazın kanser tedavisi gören görenlere önemli uyarılarda bulunan Erdemoğlu, dikkat edilmesi gereken 10 kuralı şu şekilde aktardı:</p>

<p><strong>Güneşten korunun</strong></p>

<p>Tedavi gören hastaların yaz aylarında yaptığı en önemli hatalardan biri uzun süre güneş altında kalmaktır. Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler çok hızlı güneş yanığı gelişmesine, cilt lekelerine ve tahrişe yol açabilir. Güneşten korunmanın yalnızca krem kullanmak anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Gölge alanların tercih edilmesi, uygun kıyafet, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılması, güneşin en yoğun olduğu saatlerden kaçınılması da en az güneş kremi kadar önemlidir. Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında doğrudan güneşe maruz kalınmamalı, en az SPF 50 koruma sağlayan, geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) güneş kremleri tercih edilmelidir.</p>

<p><strong>Sıvı tüketimini artırın</strong></p>

<p>Yaz döneminde onkoloji kliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri yetersiz sıvı tüketimidir. Hastaların önemli bir kısmı su içmek için, susama hissinin yeterli olduğunu düşünse de özellikle ileri yaş hastalarda susama mekanizması her zaman güvenilir değildir. Sıvı kaybı sadece halsizlik ve baş dönmesine değil, aynı zamanda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin artmasına da neden olabilir. Ayrıca bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle gün boyunca susamayı beklemeden, düzenli aralıklarla su içilmelidir. Böbrek, kalp hastalığı vb özel bir durum yoksa günde 2–2,5 litre sıvı tüketimi hedeflenmelidir. Ancak bu miktar kişinin kilosuna, aldığı tedaviye ve mevcut sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p><strong>SPF 50’yi tercih edin</strong></p>

<p>Son yıllarda güneş kremlerinin içeriğiyle ilgili çeşitli tartışmalar gündeme gelmektedir. Hastaların bu konuda sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden ziyade bilimsel verilere güvenmeleri önemlidir. Günümüzde onaylı güneş kremlerinin kanser tedavileriyle veya hormon tedavileriyle klinik açıdan anlamlı bir etkileşim gösterdiğine dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Özellikle mineral filtre içeren, çinko oksit veya titanyum dioksit bazlı ürünler hassas cilde sahip hastalarda iyi bir seçenek olabilir.</p>

<p><strong>Beslenmenize özen gösterin</strong></p>

<p>Tedavi sürecinde yeterli ve dengeli beslenmek bağışıklık sisteminin desteklenmesine katkı sağlar. Hafif, dengeli ve güvenilir gıdaların tercih edilmesi gerekir. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli protein içeren öğünler ve düzenli sıvı alımı tedavi sürecini destekler.</p>

<p><strong>Açıkta olan gıdalardan kaçının</strong></p>

<p>Ancak açıkta satılan yiyecekler, iyi yıkanmamış sebzeler, çiğ et ve çiğ deniz ürünleri enfeksiyon riski nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle beyaz küre sayısı düşük olan hastalarda basit bir gıda kaynaklı enfeksiyon bile ciddi sonuçlar doğurabilir. Yaz aylarında uzun süre dışarıda beklemiş süt ürünleri, mayonezli yiyecekler ve açık büfe ürünleri de risk oluşturabilir.</p>

<p><strong>Sıcak çarpmasına dikkat edin</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser tedavisi gören hastaların çoğunun farkında olmadığı önemli bir risk de sıcak çarpmasıdır. Sıcak çarpması ile kemoterapi yan etkileri bazen birbirine karışabilir. Ancak yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, aşırı terleme veya tam tersine terleyememe, ciddi baş dönmesi, çarpıntı ve bayılma hissi gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa sıcak çarpması mutlaka akılda tutulmalıdır. Özellikle ileri yaş hastalar, eşlik eden kalp-damar hastalığı bulunanlar, böbrek fonksiyonları sınırlı olanlar ve performans durumu düşük hastalar sıcak havalardan daha fazla etkilenmektedir.</p>

<p><strong>Enfeksiyonlardan korunun</strong></p>

<p>Kemoterapi bağışıklık sistemini baskılayabildiği için enfeksiyonlara karşı daha dikkatli olunmalıdır. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçınılmalı, el hijyenine özen gösterilmeli, hasta kişilerle yakın temasta bulunulmamalı ve ateş gelişmesi halinde mutlaka hekime başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>Aktif kalmaya çalışın</strong></p>

<p>Fiziksel aktivite tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Günümüzde mümkün olduğu kadar aktif kalmanın hem yaşam kalitesini hem de fiziksel dayanıklılığı artırdığı bilinmektedir. Yaz aylarında yürüyüş, hafif tempolu bisiklet, yüzme ve esneme egzersizleri uygun seçenekler arasında yer alır. Ancak egzersizlerin günün serin saatlerinde yapılması, yeterli sıvı alınması ve aşırı efordan kaçınılması gerekir. Hastaların kendilerini zorlamadan, vücutlarının verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket etmeleri önemlidir.</p>

<p><strong>Tatili tedavi programına göre planlayın</strong></p>

<p>Tedavi alan hastaların yaz tatiline çıkmasında çoğu zaman bir sakınca yoktur. Ancak seyahat planları tedavi takvimine göre yapılmalı, gidilecek bölgede sağlık hizmetlerine erişim imkanı araştırılmalı ve kullanılan ilaçlar düzenli şekilde taşınmalıdır. Deniz genellikle uygun koşullarda tercih edilebilirken, hijyeninden emin olunmayan havuzlarda enfeksiyon riski göz önünde bulundurulmalıdır. Yakın zamanda cerrahi geçirmiş, kateter taşıyan veya ciddi bağışıklık baskılanması olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır.</p>

<p><strong>Estetik işlemleri erteleyin</strong></p>

<p>Estetik uygulamalar konusunda kemoterapi sürecinde dikkatli olunmalıdır. Botoks, dolgu, mezoterapi ve benzeri işlemler bazı hastalarda uygun olsa da aktif tedavi sırasında enfeksiyon, gecikmiş yara iyileşmesi ve beklenmeyen cilt reaksiyonları açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik girişimler mutlaka hastayı takip eden onkoloji uzmanı ile görüşülerek planlanmalıdır. Özellikle beyaz küre veya trombosit değerlerinin düşük olduğu dönemlerde bu tür işlemlerden kaçınılmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-kanser-tedavisi-gorenlere-yaz-uyarisi-bu-10-kurala-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/07/e79deefe-2808-4051-89ef-7253777f5fe3.jpg" type="image/jpeg" length="98989"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
