<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Bitlis Haber - Bitlis Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.bitlishaber13.net</link>
    <description>Bitlis  haberleri ile ilgili son dakika gelişmeleri, en sıcak haberler ve geçmişten bugüne tüm detayları Bitlis Haber sayfasından takip edebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bitlishaber13.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 20 Jun 2026 12:47:41 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan Uyarı: Kalp Krizlerinin Yüzde 20'si 40 Yaş Altında Görülüyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-uyari-kalp-krizlerinin-yuzde-20si-40-yas-altinda-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-uyari-kalp-krizlerinin-yuzde-20si-40-yas-altinda-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp krizi denildiğinde akla genellikle ileri yaşlar gelse de uzmanlar, gençlerin de ciddi risk altında olduğuna dikkat çekiyor. Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 20'sinin 40 yaşın altındaki bireylerde görüldüğünü belirterek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının erken yaşta kazanılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 20’sinin 40 yaş altı bireylerde görüldüğüne değinen Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, Gençlerde kalp krizi riskini azaltmanın temelinde, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin yer aldığını vurguladı.</p>

<p>Koylan, “Genç yaşta görülen kalp krizlerindeki risk faktörleri, bazı yönleriyle ileri yaş grubundan farklılık gösterebiliyor. Diyabet, hipertansiyon, obezite, tütün ürünleri ve yasaklı madde kullanımı, genetik yatkınlık, steroid kullanımı, enerji içeceği ve yüksek doz kafein tüketimi gençlerde kalp krizi riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor.” dedi.</p>

<p>Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılmasının ve ailedeki kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesinin önemli olduğunu aktaran Koylan, "Kalp sağlığını korumak için; fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmek, elektronik sigara dahil tüm tütün ürünleri ve zararlı maddelerden uzak durmak, dengeli beslenmek, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, kaliteli uyku düzenine sahip olmak ve stresi etkili şekilde yönetebilmek şart.” diye ekledi.</p>

<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan,, gençlerde kalp krizi riskini artıran 8 faktörü şöyle anlattı:</p>

<p><strong>Anabolik steroid kullanımı</strong></p>

<p>"Kas kütlesini artırmak ve fiziksel performansı geliştirmek amacıyla kullanılan anabolik steroidler, özellikle gençlerde kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkilere yol açabilir. Bu maddeler tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak genç yaşta kalp krizi görülme olasılığını yükseltebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Enerji içeceği ve yüksek doz kafein tüketimi</strong></p>

<p>Enerji içecekleri ve aşırı kafein tüketimi, kalp hızında ve kan basıncında ani yükselmelere neden olabilir. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde ritim bozuklukları ve kalp-damar sorunları açısından risk oluşturabilir.</p>

<p><strong>Madde kullanımı</strong></p>

<p>Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımı, kalp-damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu maddeler kalp ritmini bozabilir, tansiyonda ani yükselmelere yol açabilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilir. 2021 yılında yapılan bir çalışmada, eğlence amaçlı madde kullanımı ile aterosklerotik kardiyovasküler hastalığın erken gelişimi arasındaki ilişki incelendi. Araştırma sonuçları, erken yaşta aterosklerotik kalp-damar hastalığı bulunan kişiler arasında madde kullanımının daha yaygın olduğunu ortaya koydu.</p>

<p><strong>Sigara, nargile ve elektronik sigara</strong></p>

<p>Sigara kullanımı; kalp hastalığı ve felç nedeniyle erken ölüm riskini sigara içmeyenlere kıyasla yaklaşık üç kat artırabilir. Özellikle 15 yaşından önce sigaraya başlayan kişiler daha yüksek risk altında olabilir. Benzer tehlikeler nargile ve elektronik sigara kullanımı için de geçerli sayılabilir. Bununla birlikte araştırmalar, sigaranın 40 yaşına kadar bırakılması halinde erken ölüm riskindeki artışın yaklaşık yüzde 90 oranında azaltılabileceğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Genetik</strong></p>

<p>Bazı kişiler kalp hastalıklarına yatkınlık oluşturan genetik özellikleri ailelerinden miras alabilir. Özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal hastalıklar, kolesterol düzeylerinin erken yaşlarda yükselmesine neden olabilir. Bu durum damar sertliğinin daha erken gelişmesine yol açabilir ve genç yaşta koroner kalp hastalığı ile kalp krizi riskini artırabilir.</p>

<p><strong>Diyabet</strong></p>

<p>Diyabet, genç yaşta kalp krizi riskini artırabilen önemli sağlık sorunlarından biri. Diyabeti olan kişilerde hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi ek risk faktörleri daha sık görülebilir. Bu durum kalp-damar hastalıklarının gelişimini hızlandırabilir ve kalp krizi olasılığını artırabilir. Yapılan tahminlere göre genç nüfustaki diyabetli birey sayısı her 10 yılda yüzde 20’den fazla artıyor.</p>

<p><strong>Hipertansiyon</strong></p>

<p>Yüksek tansiyon da gençlerde giderek daha sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı hipertansiyon gelişimine zemin hazırlıyor. Kontrol altına alınmayan yüksek tansiyon ise damar yapısında hasara yol açabilir ve kalp hastalığı ile felç riskini artırabilir. Yapılan çalışmalar her 7 gençten birinde hipertansiyon görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Aşırı kilo ve obezite</strong></p>

<p>Aşırı kilo ve obezite, kalp-damar sistemi üzerinde önemli olumsuz etkilere neden olabilir. Fazla kilo; yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar, gençler de dahil olmak üzere fazla kilolu bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olabileceğine işaret ediyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmandan-uyari-kalp-krizlerinin-yuzde-20si-40-yas-altinda-goruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 19:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/11e2b72e-ad05-4a33-be5f-a45a4d6e4f8b.jpg" type="image/jpeg" length="99644"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Abacı uyardı: Erken ergenlik, obezite ve diyabet vakalarında artış yaşanıyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-abaci-uyardi-erken-ergenlik-obezite-ve-diyabet-vakalarinda-artis-yasaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-abaci-uyardi-erken-ergenlik-obezite-ve-diyabet-vakalarinda-artis-yasaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Abacı, çocuklarda erken ergenlik, obezite ve tip 1 diyabet vakalarında son yıllarda artış görüldüğünü belirterek, ekran kullanımının sınırlandırılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen endokrin hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ayhan Abacı, en sık başvuru nedenlerinin başında boy kısalığının geldiğini belirtti.</p>

<p><strong>"Erken ergenlik vakalarında artış var"</strong></p>

<p>Son yıllarda erken ergenlik vakalarında artış gözlendiğini belirten Abacı, "Pandemi döneminde erken adet görme nedeniyle başvuran kız çocuklarının sayısında artış olduğunu gördük. Daha sonra yapılan deneysel çalışmalarda mavi ışığa maruz kalma süresi arttıkça ergenliğin daha erken başladığı ortaya konuldu." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tablet, telefon ve diğer dijital cihazların kullanım süresinin artmasının erken ergenliği tetikleyebileceğini kaydeden Abacı, çevresel faktörlerin ve endokrin bozucu maddelerin de bu süreçte etkili olduğunu söyledi.</p>

<p>Kız çocuklarında 8 yaşından, erkek çocuklarında ise 9 yaşından önce ergenlik belirtilerinin görülmesi halinde ailelerin mutlaka uzman desteği alması gerektiğini vurgulayan Abacı, "Tüylenme, ter kokusu ve kızlarda meme gelişimi gibi belirtiler dikkate alınmalıdır." diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Obezite giderek yaygınlaşıyor"</strong></p>

<p>Çocukluk çağı obezitesinin de önemli bir sorun haline geldiğini belirten Abacı, paketli ve şekerli gıdaların yaygın tüketiminin obeziteyi artırdığını söyledi.</p>

<p>Abacı, "Çocukların fiziksel aktiviteye yönlendirilmesi gerekiyor. Haftada en az 5 gün, 45 dakikalık fiziksel aktivite öneriyoruz. Telefon, tablet ve televizyon karşısında geçirilen süre mümkün olduğunca azaltılmalı." dedi.</p>

<p><strong>"Tip 1 diyabette erken tanı hayat kurtarıyor"</strong></p>

<p>Çocuklarda tip 1 diyabet sıklığının da arttığını belirten Abacı, hastalığın en önemli belirtilerinin aşırı su içme ve sık idrara çıkma olduğunu ifade etti.</p>

<p>Abacı, "Bazı çocuklar diyabetik ketoasidoz ve koma tablosuyla hastaneye başvurabiliyor. Çok su içme, sık tuvalete gitme, hızlı nefes alıp verme, karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Erken teşhis büyük önem taşıyor"</strong></p>

<p>Boy kısalığı, obezite ve diyabet gibi hastalıklarda erken teşhisin tedavi başarısını artırdığını vurgulayan Abacı, ailelerin çocuklarının büyüme ve gelişim süreçlerini yakından takip etmeleri gerektiğini belirtti.</p>

<p>Abacı, "Erken teşhis sayesinde hem boy kısalığında hem de diyabet ve obezite gibi hastalıklarda daha başarılı sonuçlar elde etmek mümkün oluyor." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-abaci-uyardi-erken-ergenlik-obezite-ve-diyabet-vakalarinda-artis-yasaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/indir-2.png" type="image/jpeg" length="76285"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Büşra Eskifuruncu: Çocukları Sigaradan Korumanın Yolu Aileden Geçiyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/dr-busra-eskifuruncu-cocuklari-sigaradan-korumanin-yolu-aileden-geciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/dr-busra-eskifuruncu-cocuklari-sigaradan-korumanin-yolu-aileden-geciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigara kullanım yaşının giderek daha küçük yaşlara indiğine dikkat çeken Sigara Bırakma Polikliniği'nden Dr. Büşra Eskifuruncu, çocukların sigaradan korunmasında en büyük sorumluluğun ailelere düştüğünü söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sigaranın insan sağlığı üzerindeki etkileri, bağımlılık süreci ve sigarayı bırakma yöntemleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Eskifuruncu, önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>"8-9 yaşlarında sigara kullanan çocuklarla karşılaşıyoruz"</strong></p>

<p>Ülkede sigara kullanımının yaygın bir davranış haline geldiğini belirten Eskifuruncu "Ülkemizde maalesef hem çocuklarda hem gençlerde, hem de kadın ve erkeklerde sigara kullanımı oldukça yaygın hale gelmiş durumda. Çünkü girilen ortamlarda kabul görme isteği nedeniyle sigaraya başlayan vatandaşlarımızın sayısı oldukça fazla." dedi.</p>

<p>Siirt'te sigara kullanım yaşının giderek düştüğünü ifade eden Eskifuruncu, "Şu an Siirt özeline baktığımızda bile 8-9 yaşlarında sigara kullanan çocuklarla ne yazık ki karşılaşabiliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Çocuklarımız için rol modeliz"</strong></p>

<p>Ebeveynlerin davranışlarının çocuklar üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Eskifuruncu "Ben sigara içiyorum ama çocuğumun yanında içmiyorum, onu pasif içici konumuna getirmiyorum.' diye düşünsek bile ne yazık ki çocuklarımızın rol modeli olduğumuz için onların da erken yaşlarda sigaraya başlamasına sebebiyet verebiliyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Çocukların okulda, sokakta ve televizyonlarda sigara içen kişileri gördükçe buna maruz kaldığını belirten Eskifuruncu, bunun sigaranın özendiriciliğini artırdığını kaydetti.</p>

<p><strong>"Sigara vücuttaki tüm sistemleri etkiliyor"</strong></p>

<p>Sigaranın insan sağlığı üzerindeki zararlarına değinen Eskifuruncu "Sigaranın vücuda verdiği zararlara baktığımızda, vücuttaki tüm sistemleri etkileyen bir maddeden bahsediyoruz. Çünkü içerisinde çok sayıda kimyasal madde bulunuyor. Asla ağzımıza sokmayacağımız deterjanlar, temizleyiciler ve çeşitli kimyasalları barındırıyor." dedi.</p>

<p>Eskifuruncu "Saç telimizden ayak tırnağımıza kadar vücudumuzun her bölümünü etkileyebilen ve birçok hastalığa neden olabilen bir üründür." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Bağımlılık nasıl gelişiyor?</strong></p>

<p>Sigara bağımlılığının beynin ödül mekanizmasıyla ilişkili olduğunu belirten Eskifuruncu, bağımlılığın dopamin salgılanmasıyla başladığını söyledi.</p>

<p>Eskifuruncu "Bu his o kadar hoşumuza gider ki bunu tekrar tekrar yaşamak isteriz. Bu yüzden normalde günde 2-3 sigarayla başlayan bir kişi, ilerleyen zamanlarda bunu kontrol edemez hale gelir. Bu hazzı sürekli yaşayabilmek için sigara sayısını artırmaya başlar ve zamanla durum kontrolden çıkar. Sonuç olarak kişi bağımlı hale gelir." dedi.</p>

<p><strong>Sigarayı bırakmak mümkün</strong></p>

<p>Sigara bırakma sürecinde farklı tedavi yöntemlerinin uygulandığını belirten Eskifuruncu "Sigarayı bırakma yöntemleri; ilaç tedavileri, nikotin bantları, nikotin sakızları, gerektiğinde nikotin spreyleri ve psikososyal destek şeklinde değişiklik gösterebiliyor." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürecin hem sağlık çalışanlarının hem de vatandaşların ortak çabasıyla başarıya ulaşabileceğini belirten Eskifuruncu "Bu sürecin bir kısmı bize, bir kısmı ise vatandaşa düşüyor. Her iki taraf da düzenli ve kararlı bir şekilde süreci yürütürse, uzun vadede sigarayı bırakan kişi sayısında önemli başarılar elde edebiliyoruz." dedi.</p>

<p>2025 yılı verilerine de değinen Eskifuruncu "Yaklaşık 600 hastamızdan 94'ünün en az 6 ay boyunca sigara kullanmadığını, yaptığımız karbonmonoksit ölçümleri sayesinde tespit edebiliyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Elektronik sigara da en az sigara kadar zararlı"</strong></p>

<p>Elektronik sigaranın özellikle gençler arasında yaygınlaştığına dikkat çeken Eskifuruncu "Elektronik sigara; renkli ambalajları, farklı aromaları ve çeşitli tatları nedeniyle gençlerimizin gözünde daha cazip bir hale gelmiş durumda." dedi.</p>

<p>"Kokmuyor, dışarıya sadece buhar veriyor, elim ve kıyafetim kokmuyor.' düşüncesiyle daha çekici görülüyor. Ancak elektronik sigara da en az sigara kadar zararlıdır ve kesinlikle masum değildir." ifadelerini kullanan Eskifuruncu, vatandaşların bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Pasif içicilik uyarısı</strong></p>

<p>Sigara içilen ortamlarda bulunan kişilerin de sigaradan etkilendiğini belirten Eskifuruncu "Pasif içicilik ve üçüncü el sigara maruziyeti nedeniyle kendimizi bu ortamlardan korumamız gerekiyor." dedi.</p>

<p>Sigara dumanının kıyafetlere ve vücuda sindiğini ifade eden Eskifuruncu, bu etkilerden tamamen kurtulmanın kolay olmadığını belirtti.</p>

<p><strong>"Kurallara uyulmayan yerleri bildirmeliyiz"</strong></p>

<p>Eskifuruncu "Girdiğimiz bir mekânda sigara kurallarına uyulmadığını, yasak olmasına rağmen sigara içilmesine izin verildiğini görüyorsak o işletmeleri uyarmaktan ve gerektiğinde şikâyet etmekten çekinmemeliyiz." dedi.</p>

<p>Toplu taşıma araçlarında ve sigara içilmesinin yasak olduğu alanlarda da aynı hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini belirten Eskifuruncu, vatandaşların önce kendilerini, ardından toplumu korumaları gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/dr-busra-eskifuruncu-cocuklari-sigaradan-korumanin-yolu-aileden-geciyor</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/2ae5d8cb-14ad-4de9-b5a0-33aa16f86a7e.jpg" type="image/jpeg" length="13811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak hava araçları vuruyor: En çok klima sistemleri etkileniyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/sicak-hava-araclari-vuruyor-en-cok-klima-sistemleri-etkileniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/sicak-hava-araclari-vuruyor-en-cok-klima-sistemleri-etkileniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, araçlarda klima ve elektrik sistemlerinde arızalara neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, özellikle yüksek sıcaklıkların klima kompresörleri, radyatörler ve elektrik aksamı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtiyor.</p>

<p><strong>sıcak hava araç sistemlerini zorluyor</strong></p>

<p>İzmir, Türkiye’de oto elektrik ve klima ustası İbrahim Çiloğlu, yaz aylarında araçlarda iklim kaynaklı arızaların daha sık görüldüğünü söyledi. Çiloğlu, far ampulü patlaması, şarj sorunları ve klima arızalarının sıcak havalarda arttığını ifade etti.</p>

<p><strong>Klima sistemlerinde en sık görülen sorunlar</strong></p>

<p>Çiloğlu, özellikle ön radyatörlerde çürüme kaynaklı gaz kaçaklarının sık yaşandığını belirterek, bazı durumlarda klima kompresörlerinin de arıza yapabildiğini kaydetti. Radyatör değişimiyle sorunun çözülebildiğini ancak bazı arızaların daha kapsamlı müdahale gerektirdiğini söyledi.</p>

<p><strong>Akü ömrü araç durumuna göre değişiyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araçlarda akü ömrünün kaliteye ve elektrik tesisatının durumuna bağlı olduğunu belirten Çiloğlu, yorgun veya sorunlu araçlarda akülerin daha hızlı bozulduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Klima bakımı ihmal edilmemeli</strong></p>

<p>Klima sistemlerinin düzenli kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan uzman, polen filtresi değişimi ve gaz kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Yüksek hızda klima açma uyarısı</strong></p>

<p>Sıcak havalarda yüksek hızda seyir halinde klimayı aniden açmanın kompresöre zarar verebileceğini belirten Çiloğlu, bu durumun sistemde ani yük oluşturduğunu ve arızaya yol açabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/sicak-hava-araclari-vuruyor-en-cok-klima-sistemleri-etkileniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/sicak-hava-araclari-vuruyor-en-cok-klima-sistemleri-etkileniyor.webp" type="image/jpeg" length="91640"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erzurum Şehir Hastanesi'nde ilk kez biyonik kulak ameliyatı yapıldı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/erzurum-sehir-hastanesinde-ilk-kez-biyonik-kulak-ameliyati-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/erzurum-sehir-hastanesinde-ilk-kez-biyonik-kulak-ameliyati-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum Şehir Hastanesi’nde doğuştan ya da sonradan işitme kaybı yaşayan çocuklara yönelik biyonik kulak ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>3 yaşındaki bir çocuğa yapılan operasyonun hastane tarihinde ilk olduğu bildirildi.</p>

<p><strong>4 yaş altı çocuklara uygulanıyor</strong></p>

<p>Kulak Burun Boğaz uzmanı Dr. Hakan Taşkıran ve ekibi tarafından yapılan ameliyatların, 4 yaşından gün almamış işitme kaybı olan çocuklara uygulandığı belirtildi. Ameliyatla birlikte çocukların ilerleyen süreçte sesleri duymaya başlayacağı ifade edildi.</p>

<p><strong>Bir ay sonra işitme süreci başlayacak</strong></p>

<p>Ameliyat edilen çocukların yaklaşık bir ay sonra sargılarının açılacağı ve dış kulaklık (cihaz) takılarak sesleri duymaya başlayacağı aktarıldı. Sürecin düzenli kontrollerle takip edileceği kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Erzurum Şehir Hastanesi'nde Ilk Kez Biyonik Kulak Ameliyatı Yapıldı" class="detail-photo img-fluid" height="861" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/erzurum-sehir-hastanesinde-ilk-kez-biyonik-kulak-ameliyati-yapildi.jpg" width="999" /></p>

<p><strong>“Artık başka şehre gitmeye gerek yok”</strong></p>

<p>KBB Uzmanı Dr. Hakan Taşkıran, Erzurum’da bu ameliyatların yapılmaya başlanmasıyla birlikte hastaların başka şehirlere gitmesine gerek kalmadığını söyledi. Hastane yönetimi de yapılan operasyonun bölge için önemli bir sağlık kazanımı olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Aileden ve hastaneden teşekkür</strong></p>

<p>Ameliyat edilen çocuğun ailesi hizmetten memnun olduklarını belirtirken, hastane yönetimi de operasyonu gerçekleştiren ekibe teşekkür ederek bu tür başarılı müdahalelerin devam edeceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/erzurum-sehir-hastanesinde-ilk-kez-biyonik-kulak-ameliyati-yapildi</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/erzurum-sehir-hastanesinde-ilk-kez-biyonik-kulak-ameliyati-yapildi.jpg" type="image/jpeg" length="66143"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Klostrofobi nedir? Klostrofobi belirtileri nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/klostrofobi-nedir-klostrofobi-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/klostrofobi-nedir-klostrofobi-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanlarda görülen birçok farklı fobi (korku) bulunmaktadır. Bunlardan en sık rastlananlar arasında ise klostrofobi bulunmaktadır. Klostrofobi, halk arasında kapalı alanda kalma korkusu olarak bilinir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Klostrofobi, kişinin kapalı veya dar alanlarda bulunmaktan yoğun korku ve kaygı duymasıyla ortaya çıkan bir anksiyete bozukluğu olarak tanımlanır. Asansörler, penceresiz odalar, tüneller ve kalabalık kapalı alanlar bu korkuyu tetikleyebilir. Bazı kişilerde dar kıyafetler bile benzer bir rahatsızlık hissi oluşturabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Belirtiler nelerdir</strong></p>

<p>Klostrofobi hem psikolojik hem de fiziksel belirtilerle kendini gösterebilir. Psikolojik belirtiler arasında panik hali, boğulma korkusu, kontrolü kaybetme hissi ve yoğun sıkışma duygusu yer alır. Fiziksel belirtiler ise nefes darlığı, çarpıntı, terleme, titreme, göğüs sıkışması ve bayılma hissi şeklinde ortaya çıkabilir.</p>

<p><strong>Hangi ortamlarda tetiklenir</strong></p>

<p>Kapalı alan korkusu genellikle asansörler, uçaklar, metro ve tüneller, kilitli odalar, havalandırması yetersiz dar alanlar, araç içleri ve soyunma kabinleri gibi yerlerde daha belirgin hale gelir. Bu ortamlarda kişi bulunduğu yerden çıkamayacağı düşüncesiyle yoğun kaygı yaşayabilir.</p>

<p><strong>Nedenleri nelerdir</strong></p>

<p>Uzmanlara göre klostrofobi genetik yatkınlıkla ilişkili olabilir. Ailede benzer kaygı bozukluklarının bulunması riski artırabilir. Çocukluk döneminde yaşanan travmalar, kapalı alanda kalma deneyimleri veya boğulma tehlikesi gibi olaylar da bu korkunun gelişmesinde etkili olabilir.</p>

<p><strong>Tedavi süreci nasıl ilerler</strong></p>

<p>Klostrofobinin tedavisinde psikoterapi ve bazı durumlarda hipnoterapi yöntemleri kullanılmaktadır. Uzmanlar, korkunun kaynağının belirlenmesiyle birlikte kişinin kaygılarını kontrol etmeyi öğrenmesini hedefler. Gerektiğinde kademeli maruz bırakma ve bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemlerle kişinin kapalı alanlara karşı tepkisinin azaltılması sağlanabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cengiz Tontaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/klostrofobi-nedir-klostrofobi-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/klostrofobi-nedir-klostrofobi-belirtileri-nelerdir.JPG" type="image/jpeg" length="33419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her gün tükettiğiniz yoğurdun bu faydalarını biliyor muydunuz?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/her-gun-tukettiginiz-yogurdun-bu-faydalarini-biliyor-muydunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/her-gun-tukettiginiz-yogurdun-bu-faydalarini-biliyor-muydunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğurt, bağırsak sağlığından kilo kontrolüne kadar birçok faydasıyla öne çıkıyor. Ancak uzmanlara göre her yoğurt aynı derecede sağlıklı değil. Araştırmalar, özellikle canlı kültür içeren sade yoğurtların ve kefirin sağlık açısından daha avantajlı olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hangi Yoğurt Türleri Sağlığa Daha Faydalı? Uzmanlar Açıklıyor</strong></p>

<p>Yoğurt uzun yıllardır sağlıklı beslenmenin önemli parçalarından biri olarak görülüyor. Ancak uzmanlar, sağlık yararlarından söz ederken yüksek şeker içeren ve çeşitli tatlandırıcılarla zenginleştirilmiş hazır yoğurtları değil, doğal ve sade ürünleri işaret ediyor.</p>

<p>Araştırmalara göre sade yoğurt, süzme yoğurt ve kefir gibi fermente süt ürünleri, daha düşük vücut ağırlığı ve daha iyi genel sağlık göstergeleriyle ilişkilendiriliyor. Bilim insanlarının sağlık etkilerini inceleyen çalışmalarında da genellikle canlı ve aktif kültürler içeren yoğurtlar değerlendiriliyor.</p>

<p>Uzmanlar, tüketicilerin yoğurt satın alırken ambalaj üzerindeki içerik bilgilerini dikkatle incelemesi gerektiğini belirtiyor. Canlı ve aktif kültürler içeren, ilave şeker oranı düşük olan ve yeterli protein sağlayan ürünler ön plana çıkıyor. Bitki bazlı alternatiflerde ise kalsiyum, D vitamini ve iyot gibi besin öğeleriyle zenginleştirilmiş seçeneklerin tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<h3>Yoğurt Enflamasyonu Azaltabilir Mi?</h3>

<p>Bazı bilimsel çalışmalar, canlı kültür içeren yoğurtların vücuttaki enflamasyon göstergelerinin azalmasına katkı sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Wisconsin-Madison Üniversitesi Gıda Bilimi Profesörü Bradley Bolling tarafından yürütülen araştırmalarda olumlu sonuçlar elde edildi. Ancak uzmanlar, bu etkinin hangi bileşenden kaynaklandığının henüz netleşmediğini vurguluyor.</p>

<p>Lancaster Üniversitesi'nden biyomedikal uzmanı Dr. Rachael Rigby de yoğurt tüketiminin sağlık üzerindeki uzun vadeli etkilerini araştırdı. Rigby'nin çalışmaları, laktozu fermente eden bakteriler içeren yoğurtların düzenli tüketiminin meme kanseri riski üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğine işaret ediyor. Ancak araştırmacılar, kesin sonuçlara ulaşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Tip 2 Diyabet Riskini Azaltabilir</h3>

<p>Yoğurt tüketimi ile tip 2 diyabet arasındaki ilişki de bilim dünyasının dikkatini çekiyor. 2017 yılında yayımlanan ve 13 farklı çalışmayı inceleyen bir araştırma, düzenli yoğurt tüketen kişilerde tip 2 diyabet gelişme riskinin daha düşük olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>2022 yılında yapılan başka bir inceleme ise günlük tüketilen her 50 gram yoğurdun, tip 2 diyabet riskinde yaklaşık yüzde 7'lik bir azalma ile ilişkili olabileceğini öne sürdü. Araştırmacılar, bu etkinin yoğurtta bulunan bazı yağ asitlerinden kaynaklanabileceğini değerlendiriyor. Çalışmalarda özellikle düşük yağlı yoğurtların daha fazla fayda sağlayabileceği belirtiliyor.</p>

<h3>Kilo Kontrolüne Katkı Sağlayabilir</h3>

<p>Yoğurdun kilo verme üzerindeki etkisi uzun süredir araştırılıyor. Çok sayıda çalışma, düzenli yoğurt tüketiminin daha düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ve daha düşük kilo ile bağlantılı olduğunu gösteriyor.</p>

<p>2015 yılında yayımlanan kapsamlı bir araştırma da düzenli yoğurt tüketen bireylerde kilo ve VKİ değerlerinin daha düşük olduğunu ortaya koydu. Ancak uzmanlar, yoğurdun tek başına mucizevi bir çözüm olmadığını, dengeli beslenme ve fiziksel aktiviteyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>

<h3>Yoğurt Alırken Nelere Dikkat Edilmeli?</h3>

<p>Uzmanlar, marketten yoğurt satın alırken şu kriterlerin göz önünde bulundurulmasını öneriyor:</p>

<ul>
 <li>Canlı ve aktif kültürler içermesi</li>
 <li>İlave şeker miktarının düşük olması</li>
 <li>Yeterli protein sağlaması</li>
 <li>Kalsiyum açısından zengin olması</li>
 <li>Bitki bazlı ürünlerde D vitamini ve iyot takviyesi bulunması</li>
 <li>Doymuş yağ oranının kontrol edilmesi</li>
</ul>

<p>Tatlandırılmış yoğurtların tamamen kaçınılması gereken ürünler olmadığı belirtilirken, bunların bir sağlık ürünü yerine tatlı veya atıştırmalık olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Uzmanlara göre sağlık açısından en güvenilir tercih, sade ve şekersiz yoğurtlar olmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cengiz Tontaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/her-gun-tukettiginiz-yogurdun-bu-faydalarini-biliyor-muydunuz</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 18:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/i-m-g-20260613-183841.jpg" type="image/jpeg" length="92257"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Safra kesesi taşlarının bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden seyredebileceğini belirten uzmanlar, bazı hastalarda ise şiddetli ağrı, bulantı ve sindirim sorunlarına neden olabildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yağlı yiyeceklerden sonra ortaya çıkan sağ üst karın ağrısının safra taşı belirtisi olabileceğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Safra kesesi taşları sessiz seyredebildiği gibi çeşitli şikâyetlerle de ortaya çıkabiliyor!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi.</p>

<p>Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Tedavide amaç sadece taşı değil, taşın yol açabileceği hayati tehlikeleri de ortadan kaldırmak!</strong></p>

<p>Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, şunları söyledi:</p>

<p>“Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.”</p>

<p><strong>Üç santimin üzerindeki safra kesesi taşları kanser riskini artırabiliyor!</strong></p>

<p>Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.</p>

<p>Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Riskli safra kesesi taşları mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiriyor!</strong></p>

<p>Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yani hastada şikâyete sebep olan semptomatik taşlar varsa, safra kanalına düşme ihtimali daha yüksek olan milimetrik boyutlu taşlar varsa, kanser gelişmesine zemin hazırlayan özellikle üç santimden büyük boyutlu taşlar varsa, porselen kese dediğimiz safra kesesi duvarında kireçlenme durumu varsa, hastada aynı zamanda diyabet hastalığı da varsa, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/ebf6f251-2bb6-48cb-9c33-79d20a3735ad.jpg" type="image/jpeg" length="19153"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözlerde sarı nokta hastalığına dikkat!]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/gozlerde-sari-nokta-hastaligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/gozlerde-sari-nokta-hastaligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Türkiye'de de benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor.</p>

<p>Tıp literatüründe "Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu" olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirtti.</p>

<p>Şahin, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>Günlük yaşamı önemli ölçüde etkiliyor</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının, gözün arka kısmında bulunan retina tabakasının merkezindeki makula bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık olduğunu söyleyen Şahin, "Sarı nokta denmesinin sebebi ise bu bölgede yüksek ışık maruziyetine karşı korunma sağlanması amacıyla bolca lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentler oluşması. Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu oluyor. Bu bölgenin zarar görmesi sonucunda merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor. Belirtiler önce tek gözde oluşabilirken hastalık ilerleyip her iki gözü de tuttuğunda günlük yaşam önemli şekilde etkileniyor." diye ekledi.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe merkezi görme kaybının belirginleşmesi nedeniyle hastalarda önemli sorunlar yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Şahin, “Bu tabloda hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma (yemek yapma, televizyon izleme vb.) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye belirtti.</p>

<p><strong>Görme yetisinde hızla azalma yaşanabiliyor</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Şahin, hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip geliştiğini anlatarak şöyle devam etti:</p>

<p>“Kuru tipte retina altında zamanla biriken ve drusen adı verilen birikintiler ile buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerinde de coğrafik atrofi olarak adlandırılan ve retina hücrelerinde belirgin kayıp ve bunun sonucunda görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir.</p>

<p>Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan formudur. Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p><strong>Sigara kullanımı riski yaklaşık 2 kat artırıyor!</strong></p>

<p>İlerleyen yaşın, sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörünü oluşturduğunu ifade eden Şahin, "Görülme sıklığı özellikle 55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar sarı nokta hastalığının gelişme riskini anlamlı ölçüde artıran risk faktörleri arasında yer alıyor. Güncel çalışmalar sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor." dedi.</p>

<p>Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonların da önemli risk faktörleri olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Özlem Şahin, “Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Bu sorunları göz ardı etmeyin</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının erken evrede genellikle belirti vermediğini veya belirtilerin çok hafif seyrettiğini kaydeden Şahin, bu nedenle hastaların, sorunlarının yaşlılığa bağlı olduğunu düşündüğünü aktardı.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başladığına işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, aşağıda yer alan belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekti:</p>

<p>"Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi</p>

<p>Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karşıya bakarken silik noktaların oluşması</p>

<p>Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük</p>

<p>Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması</p>

<p>Işığa karşı hassasiyet artışı</p>

<p>Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi"</p>

<p><strong>Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojilerden faydalanıldığını belirten Şahin, b sayede retina tabakasındaki değişikliklerin ayrıntılı şekilde incelenebildiğini söyledi.</p>

<p>Tedavinin temel hedefi ise mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, hastalığın tipi ve evresinin uygulanacak tedaviyi belirlediğini anlatarak, “Kuru tip sarı nokta hastalığında vitamin ve mineral takviyeleri uygun hastalarda hastalığın ilerleme riskini yaklaşık yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzelerden zengin beslenme, omega-3 yağ asitlerinin tüketimi, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile sigaranın bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p>Son yıllarda ileri evre kuru tip hastaları için göz içi iğne tedavisinin de geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Özlem Şahin, belirli aralıklarla göze uygulanan bu yöntemin hastalığın retina üzerindeki hasarının ilerleme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabildiğini söyledi.</p>

<p>Görme düzeyleri korunabiliyor</p>

<p>Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde ise göz içine enjeksiyonla uygulanan ilaçların önemli bir yer tuttuğunu aktaran Şahin, "Bu tedaviyle, retina altındaki anormal damar oluşumunun ve sıvı sızıntısının kontrol altına alınması hedefleniyor. Enjeksiyon tedavisi sayesinde hastaların görme düzeyleri korunabiliyor, hatta bazı hastalarda görme yeteneğinde iyileşme sağlanabiliyor. Son zamanlarda bu iğne tedavilerinin sıklığının azalmasında önemli gelişmeler yaşanmakla beraber, yılda 10-12’ye varan iğne sayıları görme keskinliğinin korunmasında önemli rol oynamaktadır.” diye belirtti.</p>

<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor</strong></p>

<p>Genetik kökeni ağır bastığından sarı nokta hastalığını önlemenin her zaman mümkün olmasa da riski azaltmaya ve ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı önlemler bulunduğuna işaret eden. Prof. Dr. Özlem Şahin, bu önlemleri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Özellikle sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak önem taşımaktadır. Ayrıca dengeli beslenme (yeşil yapraklı sebzeler, balıkta bulunan omega-3 yağları), kan basıncı/şeker/kolesterol kontrolü gibi sağlıklı yaşam tarzı faktörleri hastalığın gelişimini yavaşlatmaktadır. Uzun süreli güneş ışığına maruziyeti azaltmak için güneş gözlüğü kullanmak da retina sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/gozlerde-sari-nokta-hastaligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/f3187265-b569-4f10-a9e4-fac5cf956f39.jpg" type="image/jpeg" length="66633"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Durak: Erken teşhisle kanser yayılmadan tedavi edilebiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/genel-cerrahi-uzmani-dr-durak-erken-teshisle-kanser-yayilmadan-tedavi-edilebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/genel-cerrahi-uzmani-dr-durak-erken-teshisle-kanser-yayilmadan-tedavi-edilebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanserde erken teşhisin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, düzenli tarama programları ve rutin kontroller sayesinde hastalığın yayılmadan tedavi edilebildiğini belirti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanserle mücadelede erken teşhis, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Uzmanlar, hastalığın erken evrede tespit edilmesi halinde hem tedavi sürecinin daha kolay ilerlediğini hem de hastalığın vücuda yayılmadan kontrol altına alınabildiğini belirtiyor. Bu durumun, hastalara daha az cerrahi müdahale ile tedavi imkânı sunduğu ve yaşam şansını önemli ölçüde artırdığı ifade ediliyor.</p>

<p></p>

<p>İLKHA muhabirine konuşan Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, kanserde erken teşhisin tedavi başarısını ve yaşam şansını artırdığını belirtti.</p>

<p>Durak, "kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun." çağrısında bulundu.</p>

<p><strong>"Kanserde erken teşhis tedavi şansını artırıyor"</strong></p>

<p>Kanser hastalığı çok kronik ve bütün vücuda yayılabilen bir hastalık olduğunu belirten Durak, "Bu nedenle kanserde erken teşhisin en önemli nedeni, kanseri vücuda yayılmadan erken bir şekilde tedavi edebilme şansını yakalamaktır. Eğer kanser erken dönemde yakalanabilirse, hastalar endoskopik ve cerrahi yöntemlerle ufak bir işlemle tedavi edilebilir. Daha ileri dönemlerde başka organlar yakalandığı zaman hem uzun bir süreç olacak hem de yaşam şansı daha azalmış olacaktır. Bu nedenle erken teşhis, erken tedavi için önemlidir. Daha az tedavi ve cerrahi ile hastalar için erken teşhis çok önemlidir." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/07617329-d644-4ff3-ae2f-e5d0fb4fd3c4.jpg" /></p>

<p><strong>"Kanser taramalarını ihmal etmeyin"</strong></p>

<p>Kanser çok geniş bir hastalık olduğunu vurgulayan Durak, "Her bölgenin kendine göre kanserleri vardır. Örneğin meme kanserinde 40 yaşından sonra ultrason ve doktor muayenesi ile hastaların bir taramadan geçmesi gerekir. Ülkemizde tarama programı olarak özellikle kalın bağırsak kanserlerinde mevcut olan bir tarama programı vardır. 50 yaşından sonra 10 yılda bir kolonoskopi ile belirli aralıklarla gizli kan denilen tetkitle bakılması, taranması gerekmektedir." diye belirtti.</p>

<p><strong>"Sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklar kanser olma riski altındadır"</strong></p>

<p>Kanserde en önemli risk grupları, ailesinde kanser olan bireyler olduğunu aktaran Durak, "Kanserin yüzde 30'a yakın genetik yatkınlığı bulunmaktadır. Bu nedenle ailesinde kanser hastası olan varsa, bu kişiler de özellikle akraba olanlar birinci derece daha erken tarama programlarına alınmaktadır. Sigara ve alkol gibi kötü alışkanlığı olanlar da kanser olma riski altındadır." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun"</strong></p>

<p>Kanserde toplumsal farkındalık konusunda hem doktorlara hem de medyaya iş düştüğünü ifade eden Durak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Belirli gün ve haftalarda kanser ile ilgili farkındalık günleri var. Bu günlerde seminerlerle vatandaşlara kanser ile ilgili bilgilendirmeler yapıyoruz. Hastaların anlayacağı dilde sempozyum ve seminerlerle hastalığın farkına vardırmaya çalışıyoruz. Sosyal platformlarda bilgilendirici yayınlar yapılması, ara sıra sosyal medyada farkındalığı artırıcı yayınlar yapılması erken teşhis ve tedavi için çok önemlidir. Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun. Rutin tetkikleri yaptırmaktan korkmayın. Erken yakalayalım, erken tedavi edelim." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/genel-cerrahi-uzmani-dr-durak-erken-teshisle-kanser-yayilmadan-tedavi-edilebiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/8fa80d4b-a00e-4f45-9574-37c84f652195.jpg" type="image/jpeg" length="20075"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneşin görünmeyen tehlikesi: Deri kanseri]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/gunesin-gorunmeyen-tehlikesi-deri-kanseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/gunesin-gorunmeyen-tehlikesi-deri-kanseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneş ışınlarının etkisini iyice artırdığı yaz mevsiminde, cilt sağlığının korunması için önemli uyarılarda bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Ceren Gül, deri kanserinde tedavi başarısının erken teşhis ile büyük ölçüde arttığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen kanser türleri arasında ilk sıralarda yer alan deri kanseri, küresel ölçekte ve Türkiye'de halk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.</p>

<p>Deri kanserinin her bireyde görülebileceğini ancak bazı kişilerin genetik ve çevresel faktörler nedeniyle daha yüksek risk taşıdığını belirten Dr. Gül, "Özellikle açık tenli, renkli gözlü bireylerde, vücudunda 50'den fazla beni bulunan kişilerde, uzun süre güneşe maruz kalanlarda, sık güneş yanığı öyküsü olanlarda ve ailesinde deri kanseri hikayesi bulunan bireylerde risk daha yüksektir." dedi.</p>

<p><strong>Belirtilere dikkat</strong></p>

<p>Deri kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için düzenli cilt kontrolünün hayati önem taşıdığının altını çizen Gül, “Cildimizde oluşan yeni benler, mevcut benlerde büyüme, şekil ve renk değişikliği, düzensiz kenar oluşumu, iyileşmeyen yaralar ve uzun süre geçmeyen kırmızı lekeler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması büyük önem taşımaktadır." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Düzenli kontrol yaptırın</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın toplum sağlığını korumak amacıyla güneşten korunma, erken tanı ve düzenli deri muayenesinin önemine dikkat çektiğini dile getiren Gül, İl Sağlık Müdürlüğü aracılığı ile belirli dönemlerde ücretsiz deri taramaları, farkındalık çalışmaları düzenlenerek vatandaşların erken tanı imkanlarından faydalanmasının desteklendiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Güneş koruyucu kullanın</strong></p>

<p>Deri kanseriyle mücadelenin bireysel önlemlerle ve doğru koruma yöntemleriyle başladığını hatırlatan Gül, vatandaşlara şu şekilde önerilerde bulundu:</p>

<p>"Deri kanseriyle mücadele etmek bizim elimizde. Yaz, kış güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmeyin. Güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde uzun süre dışarıda kalmaktan kaçının. Solaryum kullanımından uzak durun. Ayda bir kez kendi kendinize deri muayenesi yapmayı, yılda en az bir kez dermatoloji uzmanına başvurarak cilt kontrolünden geçmeyi unutmayın. Unutmayalım, erken tanı hayat kurtarır." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/gunesin-gorunmeyen-tehlikesi-deri-kanseri</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/7db1ef35-d0c8-40aa-bbc1-7d4899f85d04.jpg" type="image/jpeg" length="39598"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyen Yaşar'dan kronik hastalara sıcak hava uyarısı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/diyetisyen-yasardan-kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/diyetisyen-yasardan-kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi Diyetisyeni Zekiye Betül Yaşar, yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının özellikle kronik hastalığı bulunan bireyleri olumsuz etkilediğini kaydetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Artan hava sıcaklıklarının vücutta terleme, damarların genişlemesi ve mineral kayıplarına neden olduğunu belirtti.</p>

<p>Su tüketilmesinin önemine değinen Betül Yaşar, "Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte vücut, kendi ısısını korumaya çalışır. Bu süreçte terleme meydana gelir, damarlar genişler ve mineral kayıpları oluşur. Özellikle kronik hastalığı bulunan, tansiyon ve diyabet hastası olan bireylerde bu durum bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Yapılan en önemli hatalardan biri yetersiz sıvı alımıdır. Harareti kestiği düşüncesiyle çay ve kahve tüketimi yaygındır. Ancak çay ve kahve tüketildiğinde vücuttan ekstra su atılır. Biz bunu istemiyoruz. Bu nedenle günlük sadece su olarak 12-15 bardak su tüketilmesini öneriyoruz." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Aşırı çay ve kahve tüketimi, su kaybını arttırıyor"</strong></p>

<p>Betül Yaşar "Bunun dışında aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerin tüketilmesi, aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerin tercih edilmesi, mineral kaybını karşılamak amacıyla gereğinden fazla maden suyu içilmesi ve tuzlu ayran tüketilmesi, kronik hastaların yaptığı yaygın hatalar arasında yer almaktadır. Günlük sıvı alımı bizim için oldukça önemlidir. Sadece su olarak günde 12-15 bardak içilmesi gerekmektedir. Aşırı çay ve kahve tüketimini, vücuttan su kaybını artırdığı için önermiyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Diyabet hastalarına meyve tüketimi uyarısı</strong></p>

<p>Akdeniz diyetinin önemine değinen Betül Yaşar, "Mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesi, haşlama ve ızgara gibi sağlıklı pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi, çiğ sebzelerin mutlaka beslenmeye dahil edilmesi ve yoğurt gibi serinletici gıdaların tüketilmesi bizim için önemlidir. Yaz aylarında meyve çeşitliliği oldukça fazladır. Bu durum özellikle diyabet hastaları için risk oluşturabilmektedir. Hafif olduğu düşüncesiyle meyveden zengin öğünler oluşturulması, glisemik indeksi yüksek meyveler nedeniyle kan şekerinin olumsuz etkilenmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle meyvelerin miktarına dikkat edilmeli, süt, yoğurt, badem ve ceviz gibi besinlerle birlikte tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen aslında mevsim sebze ve meyvelerin, miktarlarına dikkat edildiği sürece güvenle tüketilebilir. Su tüketimi bizim için oldukça önemlidir." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı"</strong></p>

<p>Hafif proteinli besinlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Betül Yaşar, "Kaçınılması gereken noktalardan biri ise yöremizde yaygın olarak tüketilen kırmızı etin aşırı miktarda tüketilmesidir. Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı, bunun yerine daha hafif protein kaynakları olan balık, tavuk ve hindi tercih edilmelidir. Ayrıca kızartma gibi ağır pişirme yöntemleri yerine haşlama, fırınlama ve ızgara yöntemleri tercih edilmelidir." dedi.</p>

<p><strong>"Kronik hastalar sıcaklardan daha fazla etkileniyor"</strong></p>

<p>Yeterli sıvı alımının önemine dikkat çeken Betül Yaşar, "Hastalar doktorlarının verdiği ilaç tedavisine düzenli olarak devam etmelidir. Diyetisyene başvuran hastaların da diyetisyenlerinin önerilerine dikkat etmeleri büyük önem taşımaktadır. Sıvı alımı yine oldukça önemlidir. Bu nedenle yeterli sıvı tüketilmeli ve mevsim sebze ve meyvelerinin ağırlıklı olduğu Akdeniz diyetini herkese öneriyoruz. Herkese geçmiş olsun, kronik hastalar sıcaktan çok etkileniyorlar. Lütfen beslenmelerine dikkat etsinler." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/diyetisyen-yasardan-kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/0086fd25-229f-4373-802a-7be0395d4f0a.jpg" type="image/jpeg" length="28983"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında en çok görülen hastalıklar ve korunma yolları]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/yaz-aylarinda-en-cok-gorulen-hastaliklar-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/yaz-aylarinda-en-cok-gorulen-hastaliklar-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte sıcak çarpması, sıvı kaybı, gıda kaynaklı enfeksiyonlar ve kene kaynaklı hastalıklar daha sık görülmeye başladı. Uzmanlar özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran yüksek sıcaklıklar ve nem oranları, insan sağlığını tehdit eden birçok hastalığın görülme sıklığını artırıyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin de etkisiyle sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun süreli yaşandığını, buna bağlı olarak sağlık risklerinin her geçen yıl büyüdüğünü belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aşırı sıcaklar, günümüzde hava olaylarına bağlı ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz mevsiminde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının başında sıcak çarpması, güneş çarpması, susuz kalma (dehidrasyon), gıda zehirlenmeleri, bağırsak enfeksiyonları ve cilt rahatsızlıkları geliyor. Özellikle yüksek sıcaklık altında çalışan kişilerde ve uzun süre güneş altında kalan vatandaşlarda vücudun ısı dengesinin bozulması sonucu ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, sıcak çarpmasının tedavi edilmediği durumlarda kalıcı hasar hatta ölümle sonuçlanabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Sıcak hava yalnızca vücudun sıvı kaybetmesine neden olmuyor; aynı zamanda kalp, böbrek ve solunum sistemi üzerinde de ek yük oluşturuyor. Bilimsel araştırmalar, aşırı sıcakların kalp-damar hastalıkları, diyabet, astım ve böbrek rahatsızlıkları gibi kronik hastalıkların seyrini kötüleştirebildiğini ortaya koyuyor. Yüksek sıcaklık ve nem, vücudun kendini soğutma mekanizmasını zorlayarak bayılma, tansiyon düşüklüğü, bilinç bulanıklığı ve sıcak bitkinliğine yol açabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre risk grubunda bulunan kişilerin sayısı oldukça fazla. Yaşlılar, bebekler, küçük çocuklar, hamileler, kronik hastalığı bulunan bireyler, açık alanda çalışan işçiler, sporcular ve düzenli ilaç kullanan kişiler sıcak havalardan daha fazla etkileniyor. Sağlık Bakanlığı da yaptığı açıklamalarda özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların aşırı sıcak günlerde daha dikkatli olması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Yaz aylarında artış gösteren bir diğer sağlık riski ise gıda kaynaklı enfeksiyonlar olarak öne çıkıyor. Yüksek sıcaklıklar nedeniyle açıkta bekletilen yiyeceklerde bakteri üremesi hızlanırken, uygun koşullarda saklanmayan gıdalar zehirlenmelere neden olabiliyor. Uzmanlar özellikle et, süt ve deniz ürünlerinin muhafaza koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun yanı sıra kırsal bölgelerde yaz döneminde kene temasına bağlı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakalarında da artış görülebiliyor.</p>

<p>Sağlık uzmanları, sıcak havalarda korunmanın en etkili yolunun düzenli sıvı tüketimi olduğunu belirtiyor. Türkiye Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcak günlerde günlük su tüketiminin en az 2,5 ila 3 litre seviyesine çıkarılmasını öneriyor. Ayrıca çay, kahve ve şekerli gazlı içeceklerin aşırı tüketiminden kaçınılması, su, ayran ve mineral desteği sağlayan içeceklerin tercih edilmesi tavsiye ediliyor.</p>

<p>Uzmanlar, günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamasını öneriyor. Açık renkli ve hafif kıyafetler tercih edilmesi, şapka kullanılması, güneş koruyucu ürünlerden yararlanılması ve gölgede kalınması da alınabilecek temel önlemler arasında yer alıyor. Fiziksel aktivitelerin sabah erken veya akşam saatlerine kaydırılması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Yetkililer, sıcak çarpmasının belirtileri arasında yüksek ateş, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, mide bulantısı, kusma ve nefes darlığının bulunduğunu hatırlatıyor. Bu belirtilerin görülmesi halinde kişinin hızla serin bir ortama alınması ve gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre yaz mevsiminde alınacak basit tedbirler, sıcak havaların yol açabileceği ciddi sağlık sorunlarının büyük bölümünü önleyebiliyor. Özellikle risk grubunda bulunan vatandaşların hava durumu uyarılarını takip etmeleri, sıvı tüketimini artırmaları ve aşırı sıcak saatlerde dış ortamdan uzak durmaları hayati önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/yaz-aylarinda-en-cok-gorulen-hastaliklar-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/a077dde4-c968-4f73-83e1-fbe6fff01fc5.jpg" type="image/jpeg" length="91868"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Migrene karşı klima uyarısı: Daha uzun ve daha şiddetli ağrılara neden olabiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/migrene-karsi-klima-uyarisi-daha-uzun-ve-daha-siddetli-agrilara-neden-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/migrene-karsi-klima-uyarisi-daha-uzun-ve-daha-siddetli-agrilara-neden-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ani sıcaklık değişimleri, düşük nem oranı ve doğrudan soğuk hava akımının, baş ağrısı ataklarını artırabildiğini belirten uzmanlar, yaz sıcaklarıyla birlikte klima kullanımının, migren hastaları için önemli bir tetikleyici haline geldiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Celal Şalçini, Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı kapsamında, yaz aylarında klima kullanımının migren ve şiddetli baş ağrılarını nasıl tetiklediği ve bu riskleri azaltmak için alınması gereken yaşam tarzı ve çevresel önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Klima kullanımı, yaz aylarında migren hastaları için gizli bir tehdit oluşturuyor!</strong></p>

<p>Haziran ayının, dünya genelinde Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı olarak kabul edildiğini hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte klima kullanımı migren hastaları için gizli bir tehdit haline geliyor.” dedi.</p>

<p>Klimaların yarattığı ani sıcaklık değişimleri, ortamdaki nem oranının hızla düşmesi ve cihazın üflediği doğrudan soğuk hava akımının, beyindeki kan damarlarını ve sinir uçlarını uyararak migren ataklarını doğrudan tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “Özellikle dışarıdaki aşırı sıcaktan klimalı buz gibi bir odaya geçiş yapmak, hassas bir sinir sistemine sahip olan migren hastalarında koruyucu mekanizmaları çökerterek şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlıyor. Cihaz filtrelerinde biriken toz ve alerjenlerin ortama salınması da bu süreci hızlandıran bir diğer önemli faktör olarak öne çıkıyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Klima kaynaklı migren atakları, ağrı kesicilere daha dirençli ve daha uzun süreli olabilir!</strong></p>

<p>Klima kullanımına bağlı olarak gelişen migren ataklarının, klinik olarak diğer tetikleyicilerle başlayan ataklardan temel bir belirti farkı göstermediğini ifade eden Dr. Şalçini, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ancak ağrının şiddeti ve eşlik eden bazı konfor kayıpları açısından ayrışabiliyor. Soğuk hava akımına doğrudan maruz kalmak, baş ağrısının yanı sıra boyun ve omuz kaslarında ani kasılmalara (miyofasiyal ağrı) yol açtığı için hastalar ağrıyı çok daha yoğun ve yıpratıcı hissedebiliyor. Ayrıca kuru havanın etkisiyle sinüs kanallarının tıkanması veya kuruması, migren ağrısına sinüzit benzeri baskılayıcı bir yüz ağrısını da ekleyebiliyor. Bu ek kas ve sinüs yükü nedeniyle, klima kaynaklı ataklar bazen standart ağrı kesicilere daha dirençli olabiliyor ve hastanın normal atak süresini aşarak daha uzun süre yaşam kalitesini düşürebiliyor.”</p>

<p><strong>Migren hastaları için en kritik kural, sıcaklık farkının 6-7 dereceyi aşmaması!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında klimadan tamamen uzak durmanı zor olabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Migren hastalarının atakları önlemek için cihaz yönetimine azami dikkat göstermesi hayati önem taşıyor.” dedi.</p>

<p>En kritik kuralın, iç mekan ile dış mekan arasındaki sıcaklık farkının 6-7 dereceden fazla olmaması ve oda sıcaklığının ideal olarak 22 ila 24 derece arasında sabit tutulması olduğunu vurgulayan Dr. Şalçini, “Klimanın kanatları, soğuk havayı doğrudan kişinin üzerine değil, tavana veya boş duvara üfleyecek şekilde ayarlanmalı. Nem seviyesinin aşırı düşmesini engellemek için ise ortamdaki bağıl nem oranının yüzde 40 ila 50 arasında kalmasına dikkat edilmeli. Ayrıca, dışarıdan eve gelindiğinde klima hemen en soğuk dereceye getirilmemeli, vücudun ısı değişimine uyum sağlaması için kademeli bir geçiş yapılmalı.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Klima rüzgârını doğrudan üzerinize almayın!</strong></p>

<p>Klimaların ortamdaki havayı kurutucu etkisini dengelemek amacıyla, migren hastalarının odada hava nemlendirici (soğuk buhar) cihazı bulundurmasını öneren Dr. Şalçini, “Havada uçuşan toz ve alerjenlerin tetikleyici etkisini en aza indirmek için ise klimalarla birlikte yüksek verimli partikül filtreli (HEPA) hava temizleyiciler kullanılmalı.” dedi.</p>

<p>Alınabilecek diğer önlemlere de değinen Dr. Şalçini, “Fiziksel bir önlem olarak, klimaların önüne takılan ve hava akımının doğrudan kişiye gelmesini engelleyen şeffaf klima rüzgar yönlendirici aparatlar oldukça etkili bir çözüm sunuyor. Cihazsal çözümlerin yanı sıra, klima çalışırken odada bir bardak su bulundurmak veya hafifçe aralanmış bir pencereyle doğal hava sirkülasyonu sağlamak da havanın kalitesini korumaya yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Yaz aylarında migrene karşı en etkili yöntem yeterli su tüketimi!</strong></p>

<p>Migren ve şiddetli baş ağrısı için yaz aylarında sadece klimalara odaklanmanın yeterli olmadığını dile getiren Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Genel bir yaşam tarzı yönetimi gerekiyor. Sıcak havalarda vücudun susuz kalması (dehidrasyon) en büyük migren düşmanı olduğundan, gün içinde klima altında oturulsa bile en az 2,5-3 litre su tüketilmesi şarttır. Klimalı alanlardan çıkarken doğrudan güneş ışığına maruz kalmamak adına mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü ve şapka kullanılmalı, ani ısı şoklarına karşı çantada hafif bir şal veya hırka bulundurulmalıdır. Son olarak, yaz aylarında değişen uyku düzeni ve parlak güneş ışığı da atağı tetikleyebileceğinden, uyku saatlerini sabit tutmak ve tetikleyici gıdalardan uzak durmak bu dönemi konforlu atlatmanın anahtarıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/migrene-karsi-klima-uyarisi-daha-uzun-ve-daha-siddetli-agrilara-neden-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/70cfdec5-76e1-45d9-8d99-313ad40e8702.jpg" type="image/jpeg" length="45623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Enfeksiyon Uzmanı Dr. Uçar: Menenjit tedavi edilmezse ölümcül olabilir]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/enfeksiyon-uzmani-dr-ucar-menenjit-tedavi-edilmezse-olumcul-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/enfeksiyon-uzmani-dr-ucar-menenjit-tedavi-edilmezse-olumcul-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Furkan Uçar, menenjitin damlacık yoluyla bulaşan ve tedavi edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabilen ciddi bir hastalık olduğunu belirterek, aileleri aşılama konusunda duyarlı olmaya çağırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İLKHA'ya açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Furkan Uçar, menenjitin beyin ve omuriliği çevreleyen zarların inflamasyonu, aynı zamanda beyin-omurilik sıvısının inflamasyonu olarak da kabul edildiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Menenjitin beyin ve omuriliği çevreleyen zarların inflamasyonu olduğunu belirten Uçar "Menenjit, damlacık yoluyla bulaşır. Enfekte bireylerin öksürmesi, hapşırması; bireylerin çatal, bardak ve bıçak gibi ortak kişisel eşyaları kullanması yoluyla sekresyonlarla menenjit bulaşabilir. Mortal, ölümcül bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde yüzde 50 ölüm oranına sahip olabilir." dedi.</p>

<h3><strong>"En riskli grup bir yaş altı çocuklar"</strong></h3>

<p>Hastalığın özellikle bir yaş altındaki çocuklar ile elli yaş üzerindeki bireylerde daha sık görüldüğünü kaydeden Uçar, yenidoğan döneminin büyük risk taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>Uçar, "En riskli yaş grupları bir yaş altı çocuklar ile elli yaş üzerindeki bireylerdir. Özellikle ilk üç ayda, yenidoğan döneminde bağışıklık sistemi tam gelişmediği için menenjit vakalarına daha sık rastlanmaktadır. Belirtileri arasında ateş, baş ağrısı, bilinç bozukluğu ve ense sertliği yer almaktadır. Özellikle yeni doğanlarda ve bebeklerde fontanellerde dolgunluk, emme ve beslenme bozuklukları gibi şikayetlerle gelebilir. Grip gibi düşünüp bu durumların ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. Çünkü menenjit, tedavi edilmediği takdirde ölümcül bir hastalıktır, dikkat edilmesi gerekiyor." diye konuştu.</p>

<h3><strong>"Menenjitten korunmada en önemli unsur aşı"</strong></h3>

<p>Menenjitten korunmada aşının büyük önem taşıdığını vurgulayan Uçar "Menenjitten korunmada en önemli unsur aşıdır. Devletin belirlediği rutin aşılama programında menenjitin en sık üç etkeninden ikisi, yani pnömokok ve influenza aşıları yapılmaktadır. Meningokok aşısı ise ücretli olarak yapılmaktadır. Ancak bu hastalık açısından özellikle meningokok aşısının da yaptırılması önerilmektedir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/bfd08fb8-cce5-49ec-8438-e4a6afa4d4d5.jpg" /></p>

<p><strong>Dr. Furkan Uçar</strong></p>

<p><strong>"Temas sırasında mutlaka maske takılmasını öneriyoruz"</strong></p>

<p>Menenjit hastalarıyla temas halinde maske kullanımının önemine işaret eden Uçar, temaslı kişilerin de hekime başvurması gerektiğini ifade ederek, "Bunun dışında, menenjit riski taşıyan ya da menenjit tanısı konulan hastalarla temas sırasında mutlaka maske takılmasını öneriyoruz. Bu hastalarla temas eden kişilerin de korunma ilaçlarının kullanımı açısından hekime başvurmasını öneriyoruz. Bu hastalıkta da sıkı el hijyenini öneriyoruz. Ailelerin çocuklarının aşılarını mutlaka yaptırmalı, son dönemlerde aşı reddi ile ilgili geri bildirimler alıyoruz ama bu hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümcül giden bir hastalıktır. Devletimizin rutin aşılama programında yer alan aşıların mutlaka yaptırılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra çocuk ya da yetişkin enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının önerisi doğrultusunda meningokok aşısının da yaptırılması tavsiye edilmektedir. Ayrıca el hijyenine dikkat edilmesi ve şüpheli durumlarda maske kullanılması öneriyoruz. Yakında bir menenjit öyküsü varsa bu durumlarda da hekime başvurmayı, gerekirse o kişilere de koruma amaçlı tedavi vermeyi planlıyoruz." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/enfeksiyon-uzmani-dr-ucar-menenjit-tedavi-edilmezse-olumcul-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/f92baff4-368a-4717-9299-73994ae03720.jpg" type="image/jpeg" length="98287"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban Bayramı'nda sağlıklı beslenme uyarısı: Et ve tatlıda ölçü şart]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi-et-ve-tatlida-olcu-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi-et-ve-tatlida-olcu-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi diyetisyenlerinden Eda Soyer, Kurban Bayramı'nda et, tatlı ve şeker tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek vatandaşlara önemli beslenme tavsiyelerinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Soyer, Kurban Bayramı süresince sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. Bayram sofralarının vazgeçilmezi olan et, tatlı ve şeker tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini ifade eden Soyer, bilinçsiz tüketimin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurban Bayramı'nda özellikle kırmızı et tüketiminin arttığını belirten Soyer "Kurban Bayramı'nda bayram sofralarının vazgeçilmezi olan et, tatlı ve şeker tüketiminde ölçülü olmak sağlığımızı korumak açısından büyük önem taşır. Bilinçsiz ve aşırı tüketim, mide, bağırsak sorunları, tansiyon gibi kalp damar rahatsızlıklarına neden olabilir. Yeni kesilen kurban eti hemen tüketilmemelidir. Ölüm sertliği dediğimiz süreç nedeniyle buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmelidir. Böylece hem daha lezzetli hem de daha kolay sindirilebilir hale gelir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Bayram sabahında hafif kahvaltı tercih edilmeli"</strong></p>

<p>Etlerin saklama koşullarının da hijyen açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Soyer "Bayram sabahında hafif bir kahvaltı tercih edilmeli. Ağır kızartmalardan kaçınmak, gün içindeki et ve tatlı tüketimini dengelemeye yardımcı olur. Etleri büyük parçalar halinde değil, birer yemeklik porsiyonlar halinde hazırlayıp uygun koşullarda muhafaza etmeliyiz. Buzdolabında 2-3 gün, eksi 18 derece derin dondurucuda ise yaklaşık 6 ay muhafaza edilebilir. Etler oda sıcaklığında değil buzdolabında çözdürülmelidir. Çözdürülen et tekrar dondurulmamalıdır." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Kızartma yerine haşlama ve fırınlama tercih edilmeli"</strong></p>

<p>Öğünlerin dengeli hazırlanması gerektiğini dile getiren Soyer "Et pişirirken kızartma yerine daha sağlıklı olan fırında ya da haşlama şeklinde tercih etmeliyiz. Kaliteli protein ve mineral açısından değerli olsa da doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle özellikle kalp, tansiyon, diyabet gibi kronik hastalığı olan bireylerin porsiyon kontrolüne dikkat etmesini öneriyoruz. Öğünlerimizi dengelemek adına etin yanında mutlaka bol salata, sebze yemekleri ve tam tahıllı ürünler tercih edilebilir." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Günde 2-2,5 litre su tüketilmeli"</strong></p>

<p>Bayram ziyaretlerinde tatlı tercihine de dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Soyer "Bayram ziyaretlerinde ise şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyve veya daha küçük porsiyonlu alternatifler tercih edebiliriz. Artan protein ve şeker tüketiminden dolayı vücudumuzun su ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle günlük 2-2,5 litre su tüketmeyi ihmal etmeyelim. Hafif tempolu yürüyüşlerle sindirimimizi desteklemeliyiz. Hepinize sağlıklı ve keyifli bayramlar diliyorum." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi-et-ve-tatlida-olcu-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/a16a4d42-152a-454b-8be9-133dbc07ff41.png" type="image/jpeg" length="40920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyabetin en büyük risklerinden biri: Görme kaybı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/diyabetin-en-buyuk-risklerinden-biri-gorme-kaybi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/diyabetin-en-buyuk-risklerinden-biri-gorme-kaybi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şeyda Atabay, diyabetin göz sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, hastalığın görme kaybına kadar ilerleyebilen ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet gözler üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir ve çeşitli göz sorunlarına ve potansiyel komplikasyonlara yol açabilir. Bu göz sorunları genellikle toplu olarak diyabetik göz hastalıkları olarak adlandırılır. Başlıca diyabetik göz hastalıkları şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Diyabetik Retinopati:</strong> Diyabetik retinopati, gözün arka kısmındaki ışığa duyarlı doku olan retinadaki kan damarlarını etkileyen yaygın ve potansiyel olarak ciddi bir göz rahatsızlığıdır. İki ana diyabetik retinopati türü vardır:</p>

<p><strong>Proliferatif olmayan diyabetik retinopati (NPDR</strong>): Bu diyabetik retinopatinin erken evresidir. Zayıflamış kan damarları, mikroanevrizmalar ve retinada küçük şişlik alanları içerir. Bu aşamada görme etkilenmeyebilir.</p>

<p><strong>Proliferatif diyabetik retinopati (PDR):</strong> Bu ileri aşamada, retinada anormal şekilde yeni kan damarları büyür. Bu damarlar gözün içine kanayarak ciddi görme kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Diyabetik Maküler Ödem (DMÖ):</strong> DMÖ, retinanın keskin ve ayrıntılı görmeden sorumlu merkezi kısmı olan makulada sıvı biriktiğinde ortaya çıkar. Şişme ve iltihaplanma görme bozukluğuna veya kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Katarakt:</strong> Diyabetli kişilerde diyabeti olmayanlara göre daha erken yaşta katarakt görülme olasılığı daha yüksektir. Katarakt göz merceğini bulanıklaştırır ve görme bozukluğuna yol açabilir.</p>

<p><strong>Glokom:</strong> Glokom, optik sinir hasarı ve görme kaybıyla sonuçlanabilen bir grup göz rahatsızlığıdır. Diyabetli kişilerde açık açılı glokom gelişme riski yüksektir.</p>

<p><strong>Retina Dekolmanı:</strong> Diyabet, retinanın alttaki dokudan uzaklaşarak görme kaybına yol açtığı retina dekolmanı gelişme riskini artırabilir.</p>

<p><strong>Diyabetik Göz Sorunlarını Önleme ve Yönetme:</strong></p>

<p><strong>Düzenli Göz Muayeneleri:</strong> Yıllık göz muayeneleri, diyabetik göz sorunlarını daha yönetilebilir oldukları erken dönemde tespit etmek için çok önemlidir.</p>

<p><strong>Kan Şekeri Kontrolü:</strong> Kan şekeri seviyelerinin sıkı kontrol altında tutulması diyabetik göz hastalıklarının riskini ve ilerlemesini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Kan Basıncı Kontrolü:</strong> Yüksek kan basıncı diyabetik göz sorunlarını daha da kötüleştirebilir, bu nedenle kan basıncını kontrol etmek önemlidir.</p>

<p><strong>İlaçlar ve Tedaviler:</strong> Diyabetik göz hastalıkları için, spesifik duruma ve ciddiyetine bağlı olarak lazer tedavisi, enjeksiyonlar ve ameliyat dahil olmak üzere çeşitli tedaviler mevcuttur.</p>

<p><strong>Sağlıklı Yaşam Tarzı:</strong> Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve sigara içmemeyi içeren sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesi, diyabetik göz sorunları ve diyabetle ilgili diğer komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olabilir</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/diyabetin-en-buyuk-risklerinden-biri-gorme-kaybi</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/1b465848-cbeb-4cb7-a8f8-c4041d6f73bf.jpg" type="image/jpeg" length="15847"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ’den Hantavirüs Açıklaması: Küresel Risk Düşük]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/dsoden-hantavirus-aciklamasi-kuresel-risk-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/dsoden-hantavirus-aciklamasi-kuresel-risk-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, gemide görülen hantavirüs vakalarının küresel nüfus için düşük risk taşıdığını açıkladı. Ebola salgınına da dikkat çekildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini belirterek, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ghebreyesus, 1976'dan bu yana KDC'de 17 defa Ebola salgını yaşandığını anımsatarak, "Ebola salgını, hastalık salgınlarının insan sağlığı için sürekli bir tehdit oluşturduğunu ve küresel sağlık güvenliğini sürekli olarak güçlendirmek için işbirliği ve dayanışmanın önemini hatırlatıyor." dedi.</p>

<p>Hollanda bandıralı MV Hondius gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineleyen Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını kaydetti.</p>

<p>Ghebreyesus, "Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın hala MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini aktaran Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini bildirdi.</p>

<p>Ghebreyesus, "DSÖ, (hantavirüs) bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi." dedi.</p>

<p>Bu vakalardan 8'inin Andes virüsü olduğunun laboratuvarda doğrulandığını, 2'sinin ise muhtemel vaka olduğunu belirten Ghebreyesus, 2 Mayıs'tan bu yana başka ölüm bildirilmediğini vurguladı.</p>

<p>Ghebreyesus, "6 haftaya kadar uzayan kuluçka süresi nedeniyle yolcular ülkelerine döndüklerinde, özel tesislerde veya evlerinde karantinaya alınıp test yapıldıklarında önümüzdeki günlerde daha fazla vaka bildirilebilir. Bu, salgının genişlediği anlamına gelmez."açıklamasını yaptı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/dsoden-hantavirus-aciklamasi-kuresel-risk-dusuk</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 21:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/90e92127-36cf-4f9d-bb1b-ae07fa7af5eb.jpg" type="image/jpeg" length="78091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Şimşek: Toplumsal stres arttıkça sabır eşiğimiz düşüyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-simsek-toplumsal-stres-arttikca-sabir-esigimiz-dusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-simsek-toplumsal-stres-arttikca-sabir-esigimiz-dusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde günlük hayatta gözle görülür biçimde artan öfke ve tahammülsüzlüğün, bireysel değil toplumsal bir gerilimin yansıması olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gündelik yaşamın temposu hızlanırken ekonomik, sosyal ve çevresel belirsizlikler bireylerin psikolojik dayanıklılığını zorluyor.</p>

<p>Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde günlük hayatta gözle görülür biçimde artan öfke ve tahammülsüzlüğün, bireysel değil toplumsal bir gerilimin yansıması olduğunu belirtti. Trafikte, toplu taşımada ve iş yaşamında küçük aksaklıkların dahi yoğun tepkilere yol açtığını ifade eden Şimşek, “Bu tablo, toplum genelinde stres düzeyinin yükseldiğini gösteriyor” dedi.</p>

<p><strong>“Küçük olaylara büyük tepkiler veriyoruz”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Şimşek, gündelik yaşamda karşılaşılan basit gecikmeler ya da iletişim aksaklıklarının bile sert tepkilere dönüşebildiğine dikkat çekerek, “Bir araç sıkıştırması, kısa bir bekleme süresi ya da iş yerinde yaşanan küçük bir yanlış anlaşılma, geçmişe kıyasla daha yoğun öfke tepkileri doğurabiliyor. Çünkü bireyler zaten yüksek bir stres yüküyle güne başlıyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Sürekli uyarana maruz kalıyoruz”</p>

<p>Bu durumun, birikimli stresin küçük tetikleyicilerle açığa çıkması şeklinde ilerlediğini ifade eden Şimşek, toplumsal gerginliğin psikolojik nedenlerine değindi. Şimşek, yoğun stres, zaman baskısı, ekonomik kaygılar ve dijital dünyadan gelen sürekli uyaranların bireylerin ruhsal dayanıklılığını zorladığını belirterek, “Uzun süreli stres altında kalan bireylerde sabır eşiği düşer. Beyin tehdit algısına daha açık hale gelir ve duygusal tepkiler daha hızlı, daha kontrolsüz biçimde ortaya çıkar. Bu da en küçük sorunu bile büyütebilen bir psikolojik zemin oluşturur.” diye ekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürekli bildirimler, haber akışları ve hızlı yaşam temposunun zihinsel yorgunluğu artırdığını vurgulayan Şimşek, dinlenme ve zihinsel duraklama alanlarının giderek azaldığını ifade etti.</p>

<p><strong>“Öfke bulaşıcıdır”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Şimşek, toplumsal öfkenin bireyler arasında hızla yayılabildiğine de dikkat çekerek, “Öfke duygusu bulaşıcıdır. Trafikte bir kişinin agresif davranışı zincirleme bir tepkiyi tetikleyebilir. İş yerinde yaşanan sert bir iletişim dili, ekip içinde genel bir gerginliğe yol açabilir. Bu nedenle bireysel tepkiler aslında toplumsal iklimi de şekillendirir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“Durup düşünme becerisi güçlendirilmeli”</strong></p>

<p>Gerilimin azaltılmasında sağlıklı iletişim ve öfke yönetiminin kritik rol oynadığını belirten Şimşek, çözümün farkındalıktan geçtiğini vurguladı.</p>

<p>Şimşek, “Duygularımızı fark etmek, tetiklendiğimiz anlarda birkaç saniye durup düşünmek ve otomatik tepki yerine bilinçli tepki vermek öğrenilebilir bir beceridir. Empatik iletişim dili geliştirmek, karşı tarafın niyetini sorgulamadan önce anlamaya çalışmak çatışmaları önemli ölçüde azaltır.” dedi.</p>

<p>Bireysel düzeyde yapılan küçük değişikliklerin toplumsal ilişkilere de olumlu yansıdığını belirten Şimşek, “Sabır ve anlayış yalnızca kişisel erdemler değil, aynı zamanda toplumsal huzurun yapı taşlarıdır” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-simsek-toplumsal-stres-arttikca-sabir-esigimiz-dusuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 19:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/b508f905-d2ee-4269-90f2-eef0dc356696.jpg" type="image/jpeg" length="26482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs paniğe neden olmamalı: Türkiye’de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/hantavirus-panige-neden-olmamali-turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/hantavirus-panige-neden-olmamali-turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde dünya genelinde gündeme gelen hantavirüs vakaları toplumda endişe oluştururken, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, virüsün yeni ortaya çıkan bir hastalık olmadığını ve şu an için küresel çapta panik yaratacak bir tablo bulunmadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kruvaziyer gemisi bağlantılı vakalar sonrası hantavirüsün yeniden dikkat çektiğini söyleyen Prof. Dr. Çetinkaya, bir gemide ortaya çıkarak dünyayı paniğe sürükleyen hantavirüsün ilk kez Kore Savaşı sırasında dikkat çektiğini hatırlattı.</p>

<p>Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Virüs ismini Kore’de bulunan Hantan Nehri’nden alıyor. O dönemde nehir çevresindeki kemirgenlerle temas eden askerlerde sık görülmesi nedeniyle tanımlandı. Yani hantavirüs, sanıldığı gibi yeni ortaya çıkan bir virüs değil; yaklaşık 70 yıldır biliniyor.” dedi.</p>

<p>Türkiye'deki vakalara işaret eden Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu yeni karşılaştığımız bir virüs değil ve doğrulanmış yaygın bir salgın söz konusu değil. Ancak küresel hareketlilik nedeniyle sağlık otoriteleri doğal olarak dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor." diye ekledi.</p>

<p><strong>En sık bulaş yolu kemirgen teması</strong></p>

<p>Virüsün çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla bulaştığını vurgulayan Prof. Dr. Çetinkaya, “Fare ve benzeri kemirgenlerin idrarı, dışkısı ya da salyasıyla temas sonrası bulaşabiliyor. Özellikle uzun süre kapalı kalmış depo, ahır, kulübe gibi alanların temizliği sırasında risk artıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplumda en çok merak edilen konunun insandan insana bulaşma olduğunu belirten Prof. Dr. Çetinkaya, “Hantavirüs türlerinin büyük bölümünde rutin sosyal temasla bulaşma beklenmez. Ancak Güney Amerika tipi olarak bilinen bazı türlerde insandan insana bulaş görülebiliyor. Son günlerde bir gemide görülen ve ölümlerle sonuçlanan vakalarda da bu tip etkili oldu.” dedi.</p>

<p><strong>İki farklı tipi bulunuyor</strong></p>

<p>Hastalığın iki ana tipi olduğunu paylaşan Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Avrupa ve Doğu Asya tipi daha çok böbrekleri etkiliyor ve böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Amerika tipi ise daha ağır seyrederek akciğer, kalp ve böbrek yetmezliğiyle birlikte kanamalı ateş tablosuna yol açabiliyor." diyerek böbrek tutulumunun tedavi edilebildiğini de vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Çetinkaya, “Bazı hastalarda gelişen böbrek yetmezliği birkaç diyaliz uygulamasıyla kontrol altına alınabiliyor.” diye ekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Grip belirtileriyle karışabiliyor</strong></p>

<p>Hantavirüs belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Eklem ağrısı, yüksek ateş, halsizlik, öksürük ve bazı vakalarda ishal görülebiliyor. Ancak hantavirüste peteşiyal döküntüler dediğimiz cilt bulguları dikkat çekebiliyor. Bunun yanı sıra kola renginde idrar görülmesi böbrek tutulumu açısından önemli bir işaret olabiliyor. Özellikle düşmeyen ateş önemli belirtilerden biri.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Türkiye’de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor</strong></p>

<p>Türkiye’de de hantavirüs vakalarının görüldüğünü belirten Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Son 17 yılda toplam 336 vaka bildirildi ve 16 kişi yaşamını kaybetti.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Panik oluşturacak bir durum yok</strong></p>

<p>Hastalığın tedavisinde kullanılan etkili seçenekler bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Hepatit C tedavisinde kullandığımız bazı antiviral ilaçların hantavirüs kaynaklı ölüm oranlarını ciddi şekilde azalttığını biliyoruz. Şu anda dünya genelinde panik yaratacak bir durum söz konusu değil. Hastalığın yayılmasıyla ilgili aşırı endişe duymaya gerek yok.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/hantavirus-panige-neden-olmamali-turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/f0476a31-36ab-4217-b7e5-561c07abc8ee.jpg" type="image/jpeg" length="38753"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
