<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Bitlis Haber - Bitlis Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.bitlishaber13.net</link>
    <description>Bitlis  haberleri ile ilgili son dakika gelişmeleri, en sıcak haberler ve geçmişten bugüne tüm detayları Bitlis Haber sayfasından takip edebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bitlishaber13.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 05:04:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Safra kesesi taşlarının bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden seyredebileceğini belirten uzmanlar, bazı hastalarda ise şiddetli ağrı, bulantı ve sindirim sorunlarına neden olabildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yağlı yiyeceklerden sonra ortaya çıkan sağ üst karın ağrısının safra taşı belirtisi olabileceğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Safra kesesi taşları sessiz seyredebildiği gibi çeşitli şikâyetlerle de ortaya çıkabiliyor!</p>

<p>Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi.</p>

<p>Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Tedavide amaç sadece taşı değil, taşın yol açabileceği hayati tehlikeleri de ortadan kaldırmak!</strong></p>

<p>Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, şunları söyledi:</p>

<p>“Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.”</p>

<p><strong>Üç santimin üzerindeki safra kesesi taşları kanser riskini artırabiliyor!</strong></p>

<p>Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.</p>

<p>Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Riskli safra kesesi taşları mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiriyor!</strong></p>

<p>Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yani hastada şikâyete sebep olan semptomatik taşlar varsa, safra kanalına düşme ihtimali daha yüksek olan milimetrik boyutlu taşlar varsa, kanser gelişmesine zemin hazırlayan özellikle üç santimden büyük boyutlu taşlar varsa, porselen kese dediğimiz safra kesesi duvarında kireçlenme durumu varsa, hastada aynı zamanda diyabet hastalığı da varsa, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/ebf6f251-2bb6-48cb-9c33-79d20a3735ad.jpg" type="image/jpeg" length="48239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözlerde sarı nokta hastalığına dikkat!]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/gozlerde-sari-nokta-hastaligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/gozlerde-sari-nokta-hastaligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Türkiye'de de benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor.</p>

<p>Tıp literatüründe "Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu" olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirtti.</p>

<p>Şahin, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>Günlük yaşamı önemli ölçüde etkiliyor</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının, gözün arka kısmında bulunan retina tabakasının merkezindeki makula bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık olduğunu söyleyen Şahin, "Sarı nokta denmesinin sebebi ise bu bölgede yüksek ışık maruziyetine karşı korunma sağlanması amacıyla bolca lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentler oluşması. Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu oluyor. Bu bölgenin zarar görmesi sonucunda merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor. Belirtiler önce tek gözde oluşabilirken hastalık ilerleyip her iki gözü de tuttuğunda günlük yaşam önemli şekilde etkileniyor." diye ekledi.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe merkezi görme kaybının belirginleşmesi nedeniyle hastalarda önemli sorunlar yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Şahin, “Bu tabloda hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma (yemek yapma, televizyon izleme vb.) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye belirtti.</p>

<p><strong>Görme yetisinde hızla azalma yaşanabiliyor</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Şahin, hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip geliştiğini anlatarak şöyle devam etti:</p>

<p>“Kuru tipte retina altında zamanla biriken ve drusen adı verilen birikintiler ile buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerinde de coğrafik atrofi olarak adlandırılan ve retina hücrelerinde belirgin kayıp ve bunun sonucunda görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir.</p>

<p>Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan formudur. Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p><strong>Sigara kullanımı riski yaklaşık 2 kat artırıyor!</strong></p>

<p>İlerleyen yaşın, sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörünü oluşturduğunu ifade eden Şahin, "Görülme sıklığı özellikle 55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar sarı nokta hastalığının gelişme riskini anlamlı ölçüde artıran risk faktörleri arasında yer alıyor. Güncel çalışmalar sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor." dedi.</p>

<p>Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonların da önemli risk faktörleri olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Özlem Şahin, “Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Bu sorunları göz ardı etmeyin</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının erken evrede genellikle belirti vermediğini veya belirtilerin çok hafif seyrettiğini kaydeden Şahin, bu nedenle hastaların, sorunlarının yaşlılığa bağlı olduğunu düşündüğünü aktardı.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başladığına işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, aşağıda yer alan belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekti:</p>

<p>"Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi</p>

<p>Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması</p>

<p>Karşıya bakarken silik noktaların oluşması</p>

<p>Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük</p>

<p>Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması</p>

<p>Işığa karşı hassasiyet artışı</p>

<p>Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi"</p>

<p><strong>Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor</strong></p>

<p>Sarı nokta hastalığının tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojilerden faydalanıldığını belirten Şahin, b sayede retina tabakasındaki değişikliklerin ayrıntılı şekilde incelenebildiğini söyledi.</p>

<p>Tedavinin temel hedefi ise mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, hastalığın tipi ve evresinin uygulanacak tedaviyi belirlediğini anlatarak, “Kuru tip sarı nokta hastalığında vitamin ve mineral takviyeleri uygun hastalarda hastalığın ilerleme riskini yaklaşık yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzelerden zengin beslenme, omega-3 yağ asitlerinin tüketimi, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile sigaranın bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşımaktadır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda ileri evre kuru tip hastaları için göz içi iğne tedavisinin de geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Özlem Şahin, belirli aralıklarla göze uygulanan bu yöntemin hastalığın retina üzerindeki hasarının ilerleme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabildiğini söyledi.</p>

<p>Görme düzeyleri korunabiliyor</p>

<p>Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde ise göz içine enjeksiyonla uygulanan ilaçların önemli bir yer tuttuğunu aktaran Şahin, "Bu tedaviyle, retina altındaki anormal damar oluşumunun ve sıvı sızıntısının kontrol altına alınması hedefleniyor. Enjeksiyon tedavisi sayesinde hastaların görme düzeyleri korunabiliyor, hatta bazı hastalarda görme yeteneğinde iyileşme sağlanabiliyor. Son zamanlarda bu iğne tedavilerinin sıklığının azalmasında önemli gelişmeler yaşanmakla beraber, yılda 10-12’ye varan iğne sayıları görme keskinliğinin korunmasında önemli rol oynamaktadır.” diye belirtti.</p>

<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor</strong></p>

<p>Genetik kökeni ağır bastığından sarı nokta hastalığını önlemenin her zaman mümkün olmasa da riski azaltmaya ve ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı önlemler bulunduğuna işaret eden. Prof. Dr. Özlem Şahin, bu önlemleri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Özellikle sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak önem taşımaktadır. Ayrıca dengeli beslenme (yeşil yapraklı sebzeler, balıkta bulunan omega-3 yağları), kan basıncı/şeker/kolesterol kontrolü gibi sağlıklı yaşam tarzı faktörleri hastalığın gelişimini yavaşlatmaktadır. Uzun süreli güneş ışığına maruziyeti azaltmak için güneş gözlüğü kullanmak da retina sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/gozlerde-sari-nokta-hastaligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/f3187265-b569-4f10-a9e4-fac5cf956f39.jpg" type="image/jpeg" length="36055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Durak: Erken teşhisle kanser yayılmadan tedavi edilebiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/genel-cerrahi-uzmani-dr-durak-erken-teshisle-kanser-yayilmadan-tedavi-edilebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/genel-cerrahi-uzmani-dr-durak-erken-teshisle-kanser-yayilmadan-tedavi-edilebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanserde erken teşhisin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, düzenli tarama programları ve rutin kontroller sayesinde hastalığın yayılmadan tedavi edilebildiğini belirti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanserle mücadelede erken teşhis, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Uzmanlar, hastalığın erken evrede tespit edilmesi halinde hem tedavi sürecinin daha kolay ilerlediğini hem de hastalığın vücuda yayılmadan kontrol altına alınabildiğini belirtiyor. Bu durumun, hastalara daha az cerrahi müdahale ile tedavi imkânı sunduğu ve yaşam şansını önemli ölçüde artırdığı ifade ediliyor.</p>

<p></p>

<p>İLKHA muhabirine konuşan Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, kanserde erken teşhisin tedavi başarısını ve yaşam şansını artırdığını belirtti.</p>

<p>Durak, "kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun." çağrısında bulundu.</p>

<p><strong>"Kanserde erken teşhis tedavi şansını artırıyor"</strong></p>

<p>Kanser hastalığı çok kronik ve bütün vücuda yayılabilen bir hastalık olduğunu belirten Durak, "Bu nedenle kanserde erken teşhisin en önemli nedeni, kanseri vücuda yayılmadan erken bir şekilde tedavi edebilme şansını yakalamaktır. Eğer kanser erken dönemde yakalanabilirse, hastalar endoskopik ve cerrahi yöntemlerle ufak bir işlemle tedavi edilebilir. Daha ileri dönemlerde başka organlar yakalandığı zaman hem uzun bir süreç olacak hem de yaşam şansı daha azalmış olacaktır. Bu nedenle erken teşhis, erken tedavi için önemlidir. Daha az tedavi ve cerrahi ile hastalar için erken teşhis çok önemlidir." dedi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/07617329-d644-4ff3-ae2f-e5d0fb4fd3c4.jpg" /></p>

<p><strong>"Kanser taramalarını ihmal etmeyin"</strong></p>

<p>Kanser çok geniş bir hastalık olduğunu vurgulayan Durak, "Her bölgenin kendine göre kanserleri vardır. Örneğin meme kanserinde 40 yaşından sonra ultrason ve doktor muayenesi ile hastaların bir taramadan geçmesi gerekir. Ülkemizde tarama programı olarak özellikle kalın bağırsak kanserlerinde mevcut olan bir tarama programı vardır. 50 yaşından sonra 10 yılda bir kolonoskopi ile belirli aralıklarla gizli kan denilen tetkitle bakılması, taranması gerekmektedir." diye belirtti.</p>

<p><strong>"Sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklar kanser olma riski altındadır"</strong></p>

<p>Kanserde en önemli risk grupları, ailesinde kanser olan bireyler olduğunu aktaran Durak, "Kanserin yüzde 30'a yakın genetik yatkınlığı bulunmaktadır. Bu nedenle ailesinde kanser hastası olan varsa, bu kişiler de özellikle akraba olanlar birinci derece daha erken tarama programlarına alınmaktadır. Sigara ve alkol gibi kötü alışkanlığı olanlar da kanser olma riski altındadır." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun"</strong></p>

<p>Kanserde toplumsal farkındalık konusunda hem doktorlara hem de medyaya iş düştüğünü ifade eden Durak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Belirli gün ve haftalarda kanser ile ilgili farkındalık günleri var. Bu günlerde seminerlerle vatandaşlara kanser ile ilgili bilgilendirmeler yapıyoruz. Hastaların anlayacağı dilde sempozyum ve seminerlerle hastalığın farkına vardırmaya çalışıyoruz. Sosyal platformlarda bilgilendirici yayınlar yapılması, ara sıra sosyal medyada farkındalığı artırıcı yayınlar yapılması erken teşhis ve tedavi için çok önemlidir. Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun. Rutin tetkikleri yaptırmaktan korkmayın. Erken yakalayalım, erken tedavi edelim." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/genel-cerrahi-uzmani-dr-durak-erken-teshisle-kanser-yayilmadan-tedavi-edilebiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/8fa80d4b-a00e-4f45-9574-37c84f652195.jpg" type="image/jpeg" length="35070"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneşin görünmeyen tehlikesi: Deri kanseri]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/gunesin-gorunmeyen-tehlikesi-deri-kanseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/gunesin-gorunmeyen-tehlikesi-deri-kanseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneş ışınlarının etkisini iyice artırdığı yaz mevsiminde, cilt sağlığının korunması için önemli uyarılarda bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Ceren Gül, deri kanserinde tedavi başarısının erken teşhis ile büyük ölçüde arttığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen kanser türleri arasında ilk sıralarda yer alan deri kanseri, küresel ölçekte ve Türkiye'de halk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Deri kanserinin her bireyde görülebileceğini ancak bazı kişilerin genetik ve çevresel faktörler nedeniyle daha yüksek risk taşıdığını belirten Dr. Gül, "Özellikle açık tenli, renkli gözlü bireylerde, vücudunda 50'den fazla beni bulunan kişilerde, uzun süre güneşe maruz kalanlarda, sık güneş yanığı öyküsü olanlarda ve ailesinde deri kanseri hikayesi bulunan bireylerde risk daha yüksektir." dedi.</p>

<p><strong>Belirtilere dikkat</strong></p>

<p>Deri kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için düzenli cilt kontrolünün hayati önem taşıdığının altını çizen Gül, “Cildimizde oluşan yeni benler, mevcut benlerde büyüme, şekil ve renk değişikliği, düzensiz kenar oluşumu, iyileşmeyen yaralar ve uzun süre geçmeyen kırmızı lekeler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması büyük önem taşımaktadır." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Düzenli kontrol yaptırın</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın toplum sağlığını korumak amacıyla güneşten korunma, erken tanı ve düzenli deri muayenesinin önemine dikkat çektiğini dile getiren Gül, İl Sağlık Müdürlüğü aracılığı ile belirli dönemlerde ücretsiz deri taramaları, farkındalık çalışmaları düzenlenerek vatandaşların erken tanı imkanlarından faydalanmasının desteklendiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Güneş koruyucu kullanın</strong></p>

<p>Deri kanseriyle mücadelenin bireysel önlemlerle ve doğru koruma yöntemleriyle başladığını hatırlatan Gül, vatandaşlara şu şekilde önerilerde bulundu:</p>

<p>"Deri kanseriyle mücadele etmek bizim elimizde. Yaz, kış güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmeyin. Güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde uzun süre dışarıda kalmaktan kaçının. Solaryum kullanımından uzak durun. Ayda bir kez kendi kendinize deri muayenesi yapmayı, yılda en az bir kez dermatoloji uzmanına başvurarak cilt kontrolünden geçmeyi unutmayın. Unutmayalım, erken tanı hayat kurtarır." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/gunesin-gorunmeyen-tehlikesi-deri-kanseri</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/7db1ef35-d0c8-40aa-bbc1-7d4899f85d04.jpg" type="image/jpeg" length="16812"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyen Yaşar'dan kronik hastalara sıcak hava uyarısı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/diyetisyen-yasardan-kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/diyetisyen-yasardan-kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi Diyetisyeni Zekiye Betül Yaşar, yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının özellikle kronik hastalığı bulunan bireyleri olumsuz etkilediğini kaydetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Artan hava sıcaklıklarının vücutta terleme, damarların genişlemesi ve mineral kayıplarına neden olduğunu belirtti.</p>

<p>Su tüketilmesinin önemine değinen Betül Yaşar, "Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte vücut, kendi ısısını korumaya çalışır. Bu süreçte terleme meydana gelir, damarlar genişler ve mineral kayıpları oluşur. Özellikle kronik hastalığı bulunan, tansiyon ve diyabet hastası olan bireylerde bu durum bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Yapılan en önemli hatalardan biri yetersiz sıvı alımıdır. Harareti kestiği düşüncesiyle çay ve kahve tüketimi yaygındır. Ancak çay ve kahve tüketildiğinde vücuttan ekstra su atılır. Biz bunu istemiyoruz. Bu nedenle günlük sadece su olarak 12-15 bardak su tüketilmesini öneriyoruz." dedi.</p>

<p><strong>"Aşırı çay ve kahve tüketimi, su kaybını arttırıyor"</strong></p>

<p>Betül Yaşar "Bunun dışında aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerin tüketilmesi, aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerin tercih edilmesi, mineral kaybını karşılamak amacıyla gereğinden fazla maden suyu içilmesi ve tuzlu ayran tüketilmesi, kronik hastaların yaptığı yaygın hatalar arasında yer almaktadır. Günlük sıvı alımı bizim için oldukça önemlidir. Sadece su olarak günde 12-15 bardak içilmesi gerekmektedir. Aşırı çay ve kahve tüketimini, vücuttan su kaybını artırdığı için önermiyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Diyabet hastalarına meyve tüketimi uyarısı</strong></p>

<p>Akdeniz diyetinin önemine değinen Betül Yaşar, "Mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesi, haşlama ve ızgara gibi sağlıklı pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi, çiğ sebzelerin mutlaka beslenmeye dahil edilmesi ve yoğurt gibi serinletici gıdaların tüketilmesi bizim için önemlidir. Yaz aylarında meyve çeşitliliği oldukça fazladır. Bu durum özellikle diyabet hastaları için risk oluşturabilmektedir. Hafif olduğu düşüncesiyle meyveden zengin öğünler oluşturulması, glisemik indeksi yüksek meyveler nedeniyle kan şekerinin olumsuz etkilenmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle meyvelerin miktarına dikkat edilmeli, süt, yoğurt, badem ve ceviz gibi besinlerle birlikte tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen aslında mevsim sebze ve meyvelerin, miktarlarına dikkat edildiği sürece güvenle tüketilebilir. Su tüketimi bizim için oldukça önemlidir." diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı"</strong></p>

<p>Hafif proteinli besinlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Betül Yaşar, "Kaçınılması gereken noktalardan biri ise yöremizde yaygın olarak tüketilen kırmızı etin aşırı miktarda tüketilmesidir. Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı, bunun yerine daha hafif protein kaynakları olan balık, tavuk ve hindi tercih edilmelidir. Ayrıca kızartma gibi ağır pişirme yöntemleri yerine haşlama, fırınlama ve ızgara yöntemleri tercih edilmelidir." dedi.</p>

<p><strong>"Kronik hastalar sıcaklardan daha fazla etkileniyor"</strong></p>

<p>Yeterli sıvı alımının önemine dikkat çeken Betül Yaşar, "Hastalar doktorlarının verdiği ilaç tedavisine düzenli olarak devam etmelidir. Diyetisyene başvuran hastaların da diyetisyenlerinin önerilerine dikkat etmeleri büyük önem taşımaktadır. Sıvı alımı yine oldukça önemlidir. Bu nedenle yeterli sıvı tüketilmeli ve mevsim sebze ve meyvelerinin ağırlıklı olduğu Akdeniz diyetini herkese öneriyoruz. Herkese geçmiş olsun, kronik hastalar sıcaktan çok etkileniyorlar. Lütfen beslenmelerine dikkat etsinler." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/diyetisyen-yasardan-kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/0086fd25-229f-4373-802a-7be0395d4f0a.jpg" type="image/jpeg" length="46303"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında en çok görülen hastalıklar ve korunma yolları]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/yaz-aylarinda-en-cok-gorulen-hastaliklar-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/yaz-aylarinda-en-cok-gorulen-hastaliklar-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte sıcak çarpması, sıvı kaybı, gıda kaynaklı enfeksiyonlar ve kene kaynaklı hastalıklar daha sık görülmeye başladı. Uzmanlar özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran yüksek sıcaklıklar ve nem oranları, insan sağlığını tehdit eden birçok hastalığın görülme sıklığını artırıyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin de etkisiyle sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun süreli yaşandığını, buna bağlı olarak sağlık risklerinin her geçen yıl büyüdüğünü belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aşırı sıcaklar, günümüzde hava olaylarına bağlı ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz mevsiminde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının başında sıcak çarpması, güneş çarpması, susuz kalma (dehidrasyon), gıda zehirlenmeleri, bağırsak enfeksiyonları ve cilt rahatsızlıkları geliyor. Özellikle yüksek sıcaklık altında çalışan kişilerde ve uzun süre güneş altında kalan vatandaşlarda vücudun ısı dengesinin bozulması sonucu ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, sıcak çarpmasının tedavi edilmediği durumlarda kalıcı hasar hatta ölümle sonuçlanabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Sıcak hava yalnızca vücudun sıvı kaybetmesine neden olmuyor; aynı zamanda kalp, böbrek ve solunum sistemi üzerinde de ek yük oluşturuyor. Bilimsel araştırmalar, aşırı sıcakların kalp-damar hastalıkları, diyabet, astım ve böbrek rahatsızlıkları gibi kronik hastalıkların seyrini kötüleştirebildiğini ortaya koyuyor. Yüksek sıcaklık ve nem, vücudun kendini soğutma mekanizmasını zorlayarak bayılma, tansiyon düşüklüğü, bilinç bulanıklığı ve sıcak bitkinliğine yol açabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre risk grubunda bulunan kişilerin sayısı oldukça fazla. Yaşlılar, bebekler, küçük çocuklar, hamileler, kronik hastalığı bulunan bireyler, açık alanda çalışan işçiler, sporcular ve düzenli ilaç kullanan kişiler sıcak havalardan daha fazla etkileniyor. Sağlık Bakanlığı da yaptığı açıklamalarda özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların aşırı sıcak günlerde daha dikkatli olması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Yaz aylarında artış gösteren bir diğer sağlık riski ise gıda kaynaklı enfeksiyonlar olarak öne çıkıyor. Yüksek sıcaklıklar nedeniyle açıkta bekletilen yiyeceklerde bakteri üremesi hızlanırken, uygun koşullarda saklanmayan gıdalar zehirlenmelere neden olabiliyor. Uzmanlar özellikle et, süt ve deniz ürünlerinin muhafaza koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun yanı sıra kırsal bölgelerde yaz döneminde kene temasına bağlı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakalarında da artış görülebiliyor.</p>

<p>Sağlık uzmanları, sıcak havalarda korunmanın en etkili yolunun düzenli sıvı tüketimi olduğunu belirtiyor. Türkiye Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcak günlerde günlük su tüketiminin en az 2,5 ila 3 litre seviyesine çıkarılmasını öneriyor. Ayrıca çay, kahve ve şekerli gazlı içeceklerin aşırı tüketiminden kaçınılması, su, ayran ve mineral desteği sağlayan içeceklerin tercih edilmesi tavsiye ediliyor.</p>

<p>Uzmanlar, günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamasını öneriyor. Açık renkli ve hafif kıyafetler tercih edilmesi, şapka kullanılması, güneş koruyucu ürünlerden yararlanılması ve gölgede kalınması da alınabilecek temel önlemler arasında yer alıyor. Fiziksel aktivitelerin sabah erken veya akşam saatlerine kaydırılması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Yetkililer, sıcak çarpmasının belirtileri arasında yüksek ateş, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, mide bulantısı, kusma ve nefes darlığının bulunduğunu hatırlatıyor. Bu belirtilerin görülmesi halinde kişinin hızla serin bir ortama alınması ve gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre yaz mevsiminde alınacak basit tedbirler, sıcak havaların yol açabileceği ciddi sağlık sorunlarının büyük bölümünü önleyebiliyor. Özellikle risk grubunda bulunan vatandaşların hava durumu uyarılarını takip etmeleri, sıvı tüketimini artırmaları ve aşırı sıcak saatlerde dış ortamdan uzak durmaları hayati önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/yaz-aylarinda-en-cok-gorulen-hastaliklar-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/a077dde4-c968-4f73-83e1-fbe6fff01fc5.jpg" type="image/jpeg" length="80198"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Migrene karşı klima uyarısı: Daha uzun ve daha şiddetli ağrılara neden olabiliyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/migrene-karsi-klima-uyarisi-daha-uzun-ve-daha-siddetli-agrilara-neden-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/migrene-karsi-klima-uyarisi-daha-uzun-ve-daha-siddetli-agrilara-neden-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ani sıcaklık değişimleri, düşük nem oranı ve doğrudan soğuk hava akımının, baş ağrısı ataklarını artırabildiğini belirten uzmanlar, yaz sıcaklarıyla birlikte klima kullanımının, migren hastaları için önemli bir tetikleyici haline geldiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Celal Şalçini, Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı kapsamında, yaz aylarında klima kullanımının migren ve şiddetli baş ağrılarını nasıl tetiklediği ve bu riskleri azaltmak için alınması gereken yaşam tarzı ve çevresel önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Klima kullanımı, yaz aylarında migren hastaları için gizli bir tehdit oluşturuyor!</strong></p>

<p>Haziran ayının, dünya genelinde Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı olarak kabul edildiğini hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte klima kullanımı migren hastaları için gizli bir tehdit haline geliyor.” dedi.</p>

<p>Klimaların yarattığı ani sıcaklık değişimleri, ortamdaki nem oranının hızla düşmesi ve cihazın üflediği doğrudan soğuk hava akımının, beyindeki kan damarlarını ve sinir uçlarını uyararak migren ataklarını doğrudan tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “Özellikle dışarıdaki aşırı sıcaktan klimalı buz gibi bir odaya geçiş yapmak, hassas bir sinir sistemine sahip olan migren hastalarında koruyucu mekanizmaları çökerterek şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlıyor. Cihaz filtrelerinde biriken toz ve alerjenlerin ortama salınması da bu süreci hızlandıran bir diğer önemli faktör olarak öne çıkıyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Klima kaynaklı migren atakları, ağrı kesicilere daha dirençli ve daha uzun süreli olabilir!</strong></p>

<p>Klima kullanımına bağlı olarak gelişen migren ataklarının, klinik olarak diğer tetikleyicilerle başlayan ataklardan temel bir belirti farkı göstermediğini ifade eden Dr. Şalçini, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ancak ağrının şiddeti ve eşlik eden bazı konfor kayıpları açısından ayrışabiliyor. Soğuk hava akımına doğrudan maruz kalmak, baş ağrısının yanı sıra boyun ve omuz kaslarında ani kasılmalara (miyofasiyal ağrı) yol açtığı için hastalar ağrıyı çok daha yoğun ve yıpratıcı hissedebiliyor. Ayrıca kuru havanın etkisiyle sinüs kanallarının tıkanması veya kuruması, migren ağrısına sinüzit benzeri baskılayıcı bir yüz ağrısını da ekleyebiliyor. Bu ek kas ve sinüs yükü nedeniyle, klima kaynaklı ataklar bazen standart ağrı kesicilere daha dirençli olabiliyor ve hastanın normal atak süresini aşarak daha uzun süre yaşam kalitesini düşürebiliyor.”</p>

<p><strong>Migren hastaları için en kritik kural, sıcaklık farkının 6-7 dereceyi aşmaması!</strong></p>

<p>Yaz aylarında klimadan tamamen uzak durmanı zor olabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Migren hastalarının atakları önlemek için cihaz yönetimine azami dikkat göstermesi hayati önem taşıyor.” dedi.</p>

<p>En kritik kuralın, iç mekan ile dış mekan arasındaki sıcaklık farkının 6-7 dereceden fazla olmaması ve oda sıcaklığının ideal olarak 22 ila 24 derece arasında sabit tutulması olduğunu vurgulayan Dr. Şalçini, “Klimanın kanatları, soğuk havayı doğrudan kişinin üzerine değil, tavana veya boş duvara üfleyecek şekilde ayarlanmalı. Nem seviyesinin aşırı düşmesini engellemek için ise ortamdaki bağıl nem oranının yüzde 40 ila 50 arasında kalmasına dikkat edilmeli. Ayrıca, dışarıdan eve gelindiğinde klima hemen en soğuk dereceye getirilmemeli, vücudun ısı değişimine uyum sağlaması için kademeli bir geçiş yapılmalı.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Klima rüzgârını doğrudan üzerinize almayın!</strong></p>

<p>Klimaların ortamdaki havayı kurutucu etkisini dengelemek amacıyla, migren hastalarının odada hava nemlendirici (soğuk buhar) cihazı bulundurmasını öneren Dr. Şalçini, “Havada uçuşan toz ve alerjenlerin tetikleyici etkisini en aza indirmek için ise klimalarla birlikte yüksek verimli partikül filtreli (HEPA) hava temizleyiciler kullanılmalı.” dedi.</p>

<p>Alınabilecek diğer önlemlere de değinen Dr. Şalçini, “Fiziksel bir önlem olarak, klimaların önüne takılan ve hava akımının doğrudan kişiye gelmesini engelleyen şeffaf klima rüzgar yönlendirici aparatlar oldukça etkili bir çözüm sunuyor. Cihazsal çözümlerin yanı sıra, klima çalışırken odada bir bardak su bulundurmak veya hafifçe aralanmış bir pencereyle doğal hava sirkülasyonu sağlamak da havanın kalitesini korumaya yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Yaz aylarında migrene karşı en etkili yöntem yeterli su tüketimi!</strong></p>

<p>Migren ve şiddetli baş ağrısı için yaz aylarında sadece klimalara odaklanmanın yeterli olmadığını dile getiren Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Genel bir yaşam tarzı yönetimi gerekiyor. Sıcak havalarda vücudun susuz kalması (dehidrasyon) en büyük migren düşmanı olduğundan, gün içinde klima altında oturulsa bile en az 2,5-3 litre su tüketilmesi şarttır. Klimalı alanlardan çıkarken doğrudan güneş ışığına maruz kalmamak adına mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü ve şapka kullanılmalı, ani ısı şoklarına karşı çantada hafif bir şal veya hırka bulundurulmalıdır. Son olarak, yaz aylarında değişen uyku düzeni ve parlak güneş ışığı da atağı tetikleyebileceğinden, uyku saatlerini sabit tutmak ve tetikleyici gıdalardan uzak durmak bu dönemi konforlu atlatmanın anahtarıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/migrene-karsi-klima-uyarisi-daha-uzun-ve-daha-siddetli-agrilara-neden-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/06/70cfdec5-76e1-45d9-8d99-313ad40e8702.jpg" type="image/jpeg" length="46141"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Enfeksiyon Uzmanı Dr. Uçar: Menenjit tedavi edilmezse ölümcül olabilir]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/enfeksiyon-uzmani-dr-ucar-menenjit-tedavi-edilmezse-olumcul-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/enfeksiyon-uzmani-dr-ucar-menenjit-tedavi-edilmezse-olumcul-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Furkan Uçar, menenjitin damlacık yoluyla bulaşan ve tedavi edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabilen ciddi bir hastalık olduğunu belirterek, aileleri aşılama konusunda duyarlı olmaya çağırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İLKHA'ya açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Furkan Uçar, menenjitin beyin ve omuriliği çevreleyen zarların inflamasyonu, aynı zamanda beyin-omurilik sıvısının inflamasyonu olarak da kabul edildiğini kaydetti.</p>

<p>Menenjitin beyin ve omuriliği çevreleyen zarların inflamasyonu olduğunu belirten Uçar "Menenjit, damlacık yoluyla bulaşır. Enfekte bireylerin öksürmesi, hapşırması; bireylerin çatal, bardak ve bıçak gibi ortak kişisel eşyaları kullanması yoluyla sekresyonlarla menenjit bulaşabilir. Mortal, ölümcül bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde yüzde 50 ölüm oranına sahip olabilir." dedi.</p>

<h3><strong>"En riskli grup bir yaş altı çocuklar"</strong></h3>

<p>Hastalığın özellikle bir yaş altındaki çocuklar ile elli yaş üzerindeki bireylerde daha sık görüldüğünü kaydeden Uçar, yenidoğan döneminin büyük risk taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>Uçar, "En riskli yaş grupları bir yaş altı çocuklar ile elli yaş üzerindeki bireylerdir. Özellikle ilk üç ayda, yenidoğan döneminde bağışıklık sistemi tam gelişmediği için menenjit vakalarına daha sık rastlanmaktadır. Belirtileri arasında ateş, baş ağrısı, bilinç bozukluğu ve ense sertliği yer almaktadır. Özellikle yeni doğanlarda ve bebeklerde fontanellerde dolgunluk, emme ve beslenme bozuklukları gibi şikayetlerle gelebilir. Grip gibi düşünüp bu durumların ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. Çünkü menenjit, tedavi edilmediği takdirde ölümcül bir hastalıktır, dikkat edilmesi gerekiyor." diye konuştu.</p>

<h3><strong>"Menenjitten korunmada en önemli unsur aşı"</strong></h3>

<p>Menenjitten korunmada aşının büyük önem taşıdığını vurgulayan Uçar "Menenjitten korunmada en önemli unsur aşıdır. Devletin belirlediği rutin aşılama programında menenjitin en sık üç etkeninden ikisi, yani pnömokok ve influenza aşıları yapılmaktadır. Meningokok aşısı ise ücretli olarak yapılmaktadır. Ancak bu hastalık açısından özellikle meningokok aşısının da yaptırılması önerilmektedir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/bfd08fb8-cce5-49ec-8438-e4a6afa4d4d5.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dr. Furkan Uçar</strong></p>

<p><strong>"Temas sırasında mutlaka maske takılmasını öneriyoruz"</strong></p>

<p>Menenjit hastalarıyla temas halinde maske kullanımının önemine işaret eden Uçar, temaslı kişilerin de hekime başvurması gerektiğini ifade ederek, "Bunun dışında, menenjit riski taşıyan ya da menenjit tanısı konulan hastalarla temas sırasında mutlaka maske takılmasını öneriyoruz. Bu hastalarla temas eden kişilerin de korunma ilaçlarının kullanımı açısından hekime başvurmasını öneriyoruz. Bu hastalıkta da sıkı el hijyenini öneriyoruz. Ailelerin çocuklarının aşılarını mutlaka yaptırmalı, son dönemlerde aşı reddi ile ilgili geri bildirimler alıyoruz ama bu hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümcül giden bir hastalıktır. Devletimizin rutin aşılama programında yer alan aşıların mutlaka yaptırılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra çocuk ya da yetişkin enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının önerisi doğrultusunda meningokok aşısının da yaptırılması tavsiye edilmektedir. Ayrıca el hijyenine dikkat edilmesi ve şüpheli durumlarda maske kullanılması öneriyoruz. Yakında bir menenjit öyküsü varsa bu durumlarda da hekime başvurmayı, gerekirse o kişilere de koruma amaçlı tedavi vermeyi planlıyoruz." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/enfeksiyon-uzmani-dr-ucar-menenjit-tedavi-edilmezse-olumcul-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/f92baff4-368a-4717-9299-73994ae03720.jpg" type="image/jpeg" length="23939"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban Bayramı'nda sağlıklı beslenme uyarısı: Et ve tatlıda ölçü şart]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi-et-ve-tatlida-olcu-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi-et-ve-tatlida-olcu-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi diyetisyenlerinden Eda Soyer, Kurban Bayramı'nda et, tatlı ve şeker tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek vatandaşlara önemli beslenme tavsiyelerinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Soyer, Kurban Bayramı süresince sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. Bayram sofralarının vazgeçilmezi olan et, tatlı ve şeker tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini ifade eden Soyer, bilinçsiz tüketimin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Kurban Bayramı'nda özellikle kırmızı et tüketiminin arttığını belirten Soyer "Kurban Bayramı'nda bayram sofralarının vazgeçilmezi olan et, tatlı ve şeker tüketiminde ölçülü olmak sağlığımızı korumak açısından büyük önem taşır. Bilinçsiz ve aşırı tüketim, mide, bağırsak sorunları, tansiyon gibi kalp damar rahatsızlıklarına neden olabilir. Yeni kesilen kurban eti hemen tüketilmemelidir. Ölüm sertliği dediğimiz süreç nedeniyle buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmelidir. Böylece hem daha lezzetli hem de daha kolay sindirilebilir hale gelir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Bayram sabahında hafif kahvaltı tercih edilmeli"</strong></p>

<p>Etlerin saklama koşullarının da hijyen açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Soyer "Bayram sabahında hafif bir kahvaltı tercih edilmeli. Ağır kızartmalardan kaçınmak, gün içindeki et ve tatlı tüketimini dengelemeye yardımcı olur. Etleri büyük parçalar halinde değil, birer yemeklik porsiyonlar halinde hazırlayıp uygun koşullarda muhafaza etmeliyiz. Buzdolabında 2-3 gün, eksi 18 derece derin dondurucuda ise yaklaşık 6 ay muhafaza edilebilir. Etler oda sıcaklığında değil buzdolabında çözdürülmelidir. Çözdürülen et tekrar dondurulmamalıdır." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Kızartma yerine haşlama ve fırınlama tercih edilmeli"</strong></p>

<p>Öğünlerin dengeli hazırlanması gerektiğini dile getiren Soyer "Et pişirirken kızartma yerine daha sağlıklı olan fırında ya da haşlama şeklinde tercih etmeliyiz. Kaliteli protein ve mineral açısından değerli olsa da doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle özellikle kalp, tansiyon, diyabet gibi kronik hastalığı olan bireylerin porsiyon kontrolüne dikkat etmesini öneriyoruz. Öğünlerimizi dengelemek adına etin yanında mutlaka bol salata, sebze yemekleri ve tam tahıllı ürünler tercih edilebilir." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Günde 2-2,5 litre su tüketilmeli"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayram ziyaretlerinde tatlı tercihine de dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Soyer "Bayram ziyaretlerinde ise şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyve veya daha küçük porsiyonlu alternatifler tercih edebiliriz. Artan protein ve şeker tüketiminden dolayı vücudumuzun su ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle günlük 2-2,5 litre su tüketmeyi ihmal etmeyelim. Hafif tempolu yürüyüşlerle sindirimimizi desteklemeliyiz. Hepinize sağlıklı ve keyifli bayramlar diliyorum." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-uyarisi-et-ve-tatlida-olcu-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/a16a4d42-152a-454b-8be9-133dbc07ff41.png" type="image/jpeg" length="58525"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyabetin en büyük risklerinden biri: Görme kaybı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/diyabetin-en-buyuk-risklerinden-biri-gorme-kaybi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/diyabetin-en-buyuk-risklerinden-biri-gorme-kaybi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şeyda Atabay, diyabetin göz sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, hastalığın görme kaybına kadar ilerleyebilen ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet gözler üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir ve çeşitli göz sorunlarına ve potansiyel komplikasyonlara yol açabilir. Bu göz sorunları genellikle toplu olarak diyabetik göz hastalıkları olarak adlandırılır. Başlıca diyabetik göz hastalıkları şunlardır:</p>

<p><strong>Diyabetik Retinopati:</strong> Diyabetik retinopati, gözün arka kısmındaki ışığa duyarlı doku olan retinadaki kan damarlarını etkileyen yaygın ve potansiyel olarak ciddi bir göz rahatsızlığıdır. İki ana diyabetik retinopati türü vardır:</p>

<p><strong>Proliferatif olmayan diyabetik retinopati (NPDR</strong>): Bu diyabetik retinopatinin erken evresidir. Zayıflamış kan damarları, mikroanevrizmalar ve retinada küçük şişlik alanları içerir. Bu aşamada görme etkilenmeyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Proliferatif diyabetik retinopati (PDR):</strong> Bu ileri aşamada, retinada anormal şekilde yeni kan damarları büyür. Bu damarlar gözün içine kanayarak ciddi görme kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Diyabetik Maküler Ödem (DMÖ):</strong> DMÖ, retinanın keskin ve ayrıntılı görmeden sorumlu merkezi kısmı olan makulada sıvı biriktiğinde ortaya çıkar. Şişme ve iltihaplanma görme bozukluğuna veya kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Katarakt:</strong> Diyabetli kişilerde diyabeti olmayanlara göre daha erken yaşta katarakt görülme olasılığı daha yüksektir. Katarakt göz merceğini bulanıklaştırır ve görme bozukluğuna yol açabilir.</p>

<p><strong>Glokom:</strong> Glokom, optik sinir hasarı ve görme kaybıyla sonuçlanabilen bir grup göz rahatsızlığıdır. Diyabetli kişilerde açık açılı glokom gelişme riski yüksektir.</p>

<p><strong>Retina Dekolmanı:</strong> Diyabet, retinanın alttaki dokudan uzaklaşarak görme kaybına yol açtığı retina dekolmanı gelişme riskini artırabilir.</p>

<p><strong>Diyabetik Göz Sorunlarını Önleme ve Yönetme:</strong></p>

<p><strong>Düzenli Göz Muayeneleri:</strong> Yıllık göz muayeneleri, diyabetik göz sorunlarını daha yönetilebilir oldukları erken dönemde tespit etmek için çok önemlidir.</p>

<p><strong>Kan Şekeri Kontrolü:</strong> Kan şekeri seviyelerinin sıkı kontrol altında tutulması diyabetik göz hastalıklarının riskini ve ilerlemesini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Kan Basıncı Kontrolü:</strong> Yüksek kan basıncı diyabetik göz sorunlarını daha da kötüleştirebilir, bu nedenle kan basıncını kontrol etmek önemlidir.</p>

<p><strong>İlaçlar ve Tedaviler:</strong> Diyabetik göz hastalıkları için, spesifik duruma ve ciddiyetine bağlı olarak lazer tedavisi, enjeksiyonlar ve ameliyat dahil olmak üzere çeşitli tedaviler mevcuttur.</p>

<p><strong>Sağlıklı Yaşam Tarzı:</strong> Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve sigara içmemeyi içeren sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesi, diyabetik göz sorunları ve diyabetle ilgili diğer komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olabilir</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/diyabetin-en-buyuk-risklerinden-biri-gorme-kaybi</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/1b465848-cbeb-4cb7-a8f8-c4041d6f73bf.jpg" type="image/jpeg" length="26958"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ’den Hantavirüs Açıklaması: Küresel Risk Düşük]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/dsoden-hantavirus-aciklamasi-kuresel-risk-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/dsoden-hantavirus-aciklamasi-kuresel-risk-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, gemide görülen hantavirüs vakalarının küresel nüfus için düşük risk taşıdığını açıkladı. Ebola salgınına da dikkat çekildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini belirterek, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını ifade etti.</p>

<p>Ghebreyesus, 1976'dan bu yana KDC'de 17 defa Ebola salgını yaşandığını anımsatarak, "Ebola salgını, hastalık salgınlarının insan sağlığı için sürekli bir tehdit oluşturduğunu ve küresel sağlık güvenliğini sürekli olarak güçlendirmek için işbirliği ve dayanışmanın önemini hatırlatıyor." dedi.</p>

<p>Hollanda bandıralı MV Hondius gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineleyen Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ghebreyesus, "Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın hala MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini aktaran Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini bildirdi.</p>

<p>Ghebreyesus, "DSÖ, (hantavirüs) bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi." dedi.</p>

<p>Bu vakalardan 8'inin Andes virüsü olduğunun laboratuvarda doğrulandığını, 2'sinin ise muhtemel vaka olduğunu belirten Ghebreyesus, 2 Mayıs'tan bu yana başka ölüm bildirilmediğini vurguladı.</p>

<p>Ghebreyesus, "6 haftaya kadar uzayan kuluçka süresi nedeniyle yolcular ülkelerine döndüklerinde, özel tesislerde veya evlerinde karantinaya alınıp test yapıldıklarında önümüzdeki günlerde daha fazla vaka bildirilebilir. Bu, salgının genişlediği anlamına gelmez."açıklamasını yaptı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/dsoden-hantavirus-aciklamasi-kuresel-risk-dusuk</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 21:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/90e92127-36cf-4f9d-bb1b-ae07fa7af5eb.jpg" type="image/jpeg" length="17455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Şimşek: Toplumsal stres arttıkça sabır eşiğimiz düşüyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-simsek-toplumsal-stres-arttikca-sabir-esigimiz-dusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-simsek-toplumsal-stres-arttikca-sabir-esigimiz-dusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde günlük hayatta gözle görülür biçimde artan öfke ve tahammülsüzlüğün, bireysel değil toplumsal bir gerilimin yansıması olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gündelik yaşamın temposu hızlanırken ekonomik, sosyal ve çevresel belirsizlikler bireylerin psikolojik dayanıklılığını zorluyor.</p>

<p>Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde günlük hayatta gözle görülür biçimde artan öfke ve tahammülsüzlüğün, bireysel değil toplumsal bir gerilimin yansıması olduğunu belirtti. Trafikte, toplu taşımada ve iş yaşamında küçük aksaklıkların dahi yoğun tepkilere yol açtığını ifade eden Şimşek, “Bu tablo, toplum genelinde stres düzeyinin yükseldiğini gösteriyor” dedi.</p>

<p><strong>“Küçük olaylara büyük tepkiler veriyoruz”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Şimşek, gündelik yaşamda karşılaşılan basit gecikmeler ya da iletişim aksaklıklarının bile sert tepkilere dönüşebildiğine dikkat çekerek, “Bir araç sıkıştırması, kısa bir bekleme süresi ya da iş yerinde yaşanan küçük bir yanlış anlaşılma, geçmişe kıyasla daha yoğun öfke tepkileri doğurabiliyor. Çünkü bireyler zaten yüksek bir stres yüküyle güne başlıyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Sürekli uyarana maruz kalıyoruz”</p>

<p>Bu durumun, birikimli stresin küçük tetikleyicilerle açığa çıkması şeklinde ilerlediğini ifade eden Şimşek, toplumsal gerginliğin psikolojik nedenlerine değindi. Şimşek, yoğun stres, zaman baskısı, ekonomik kaygılar ve dijital dünyadan gelen sürekli uyaranların bireylerin ruhsal dayanıklılığını zorladığını belirterek, “Uzun süreli stres altında kalan bireylerde sabır eşiği düşer. Beyin tehdit algısına daha açık hale gelir ve duygusal tepkiler daha hızlı, daha kontrolsüz biçimde ortaya çıkar. Bu da en küçük sorunu bile büyütebilen bir psikolojik zemin oluşturur.” diye ekledi.</p>

<p>Sürekli bildirimler, haber akışları ve hızlı yaşam temposunun zihinsel yorgunluğu artırdığını vurgulayan Şimşek, dinlenme ve zihinsel duraklama alanlarının giderek azaldığını ifade etti.</p>

<p><strong>“Öfke bulaşıcıdır”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Şimşek, toplumsal öfkenin bireyler arasında hızla yayılabildiğine de dikkat çekerek, “Öfke duygusu bulaşıcıdır. Trafikte bir kişinin agresif davranışı zincirleme bir tepkiyi tetikleyebilir. İş yerinde yaşanan sert bir iletişim dili, ekip içinde genel bir gerginliğe yol açabilir. Bu nedenle bireysel tepkiler aslında toplumsal iklimi de şekillendirir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“Durup düşünme becerisi güçlendirilmeli”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerilimin azaltılmasında sağlıklı iletişim ve öfke yönetiminin kritik rol oynadığını belirten Şimşek, çözümün farkındalıktan geçtiğini vurguladı.</p>

<p>Şimşek, “Duygularımızı fark etmek, tetiklendiğimiz anlarda birkaç saniye durup düşünmek ve otomatik tepki yerine bilinçli tepki vermek öğrenilebilir bir beceridir. Empatik iletişim dili geliştirmek, karşı tarafın niyetini sorgulamadan önce anlamaya çalışmak çatışmaları önemli ölçüde azaltır.” dedi.</p>

<p>Bireysel düzeyde yapılan küçük değişikliklerin toplumsal ilişkilere de olumlu yansıdığını belirten Şimşek, “Sabır ve anlayış yalnızca kişisel erdemler değil, aynı zamanda toplumsal huzurun yapı taşlarıdır” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/prof-dr-simsek-toplumsal-stres-arttikca-sabir-esigimiz-dusuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 19:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/b508f905-d2ee-4269-90f2-eef0dc356696.jpg" type="image/jpeg" length="23134"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs paniğe neden olmamalı: Türkiye’de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/hantavirus-panige-neden-olmamali-turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/hantavirus-panige-neden-olmamali-turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde dünya genelinde gündeme gelen hantavirüs vakaları toplumda endişe oluştururken, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, virüsün yeni ortaya çıkan bir hastalık olmadığını ve şu an için küresel çapta panik yaratacak bir tablo bulunmadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kruvaziyer gemisi bağlantılı vakalar sonrası hantavirüsün yeniden dikkat çektiğini söyleyen Prof. Dr. Çetinkaya, bir gemide ortaya çıkarak dünyayı paniğe sürükleyen hantavirüsün ilk kez Kore Savaşı sırasında dikkat çektiğini hatırlattı.</p>

<p>Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Virüs ismini Kore’de bulunan Hantan Nehri’nden alıyor. O dönemde nehir çevresindeki kemirgenlerle temas eden askerlerde sık görülmesi nedeniyle tanımlandı. Yani hantavirüs, sanıldığı gibi yeni ortaya çıkan bir virüs değil; yaklaşık 70 yıldır biliniyor.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye'deki vakalara işaret eden Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu yeni karşılaştığımız bir virüs değil ve doğrulanmış yaygın bir salgın söz konusu değil. Ancak küresel hareketlilik nedeniyle sağlık otoriteleri doğal olarak dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor." diye ekledi.</p>

<p><strong>En sık bulaş yolu kemirgen teması</strong></p>

<p>Virüsün çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla bulaştığını vurgulayan Prof. Dr. Çetinkaya, “Fare ve benzeri kemirgenlerin idrarı, dışkısı ya da salyasıyla temas sonrası bulaşabiliyor. Özellikle uzun süre kapalı kalmış depo, ahır, kulübe gibi alanların temizliği sırasında risk artıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplumda en çok merak edilen konunun insandan insana bulaşma olduğunu belirten Prof. Dr. Çetinkaya, “Hantavirüs türlerinin büyük bölümünde rutin sosyal temasla bulaşma beklenmez. Ancak Güney Amerika tipi olarak bilinen bazı türlerde insandan insana bulaş görülebiliyor. Son günlerde bir gemide görülen ve ölümlerle sonuçlanan vakalarda da bu tip etkili oldu.” dedi.</p>

<p><strong>İki farklı tipi bulunuyor</strong></p>

<p>Hastalığın iki ana tipi olduğunu paylaşan Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Avrupa ve Doğu Asya tipi daha çok böbrekleri etkiliyor ve böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Amerika tipi ise daha ağır seyrederek akciğer, kalp ve böbrek yetmezliğiyle birlikte kanamalı ateş tablosuna yol açabiliyor." diyerek böbrek tutulumunun tedavi edilebildiğini de vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Çetinkaya, “Bazı hastalarda gelişen böbrek yetmezliği birkaç diyaliz uygulamasıyla kontrol altına alınabiliyor.” diye ekledi.</p>

<p><strong>Grip belirtileriyle karışabiliyor</strong></p>

<p>Hantavirüs belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Eklem ağrısı, yüksek ateş, halsizlik, öksürük ve bazı vakalarda ishal görülebiliyor. Ancak hantavirüste peteşiyal döküntüler dediğimiz cilt bulguları dikkat çekebiliyor. Bunun yanı sıra kola renginde idrar görülmesi böbrek tutulumu açısından önemli bir işaret olabiliyor. Özellikle düşmeyen ateş önemli belirtilerden biri.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Türkiye’de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor</strong></p>

<p>Türkiye’de de hantavirüs vakalarının görüldüğünü belirten Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Son 17 yılda toplam 336 vaka bildirildi ve 16 kişi yaşamını kaybetti.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Panik oluşturacak bir durum yok</strong></p>

<p>Hastalığın tedavisinde kullanılan etkili seçenekler bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Hepatit C tedavisinde kullandığımız bazı antiviral ilaçların hantavirüs kaynaklı ölüm oranlarını ciddi şekilde azalttığını biliyoruz. Şu anda dünya genelinde panik yaratacak bir durum söz konusu değil. Hastalığın yayılmasıyla ilgili aşırı endişe duymaya gerek yok.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/hantavirus-panige-neden-olmamali-turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/f0476a31-36ab-4217-b7e5-561c07abc8ee.jpg" type="image/jpeg" length="66467"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çapraşık dişler estetik kaygıdan fazlasına neden oluyor!]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/caprasik-disler-estetik-kaygidan-fazlasina-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/caprasik-disler-estetik-kaygidan-fazlasina-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, yetişkinlerde ortodontik tedaviye olan ilginin son yıllarda dikkat çekici şekilde arttığını, dişleri çevreleyen dokular sağlıklı olduğu sürece her yaşta ortodontik tedavinin uygulanabileceğini aktardı.,]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, 15 Mayıs Dünya Ortodonti Sağlığı Günü kapsamında yetişkinlerde ortodontik tedavinin estetik ve sağlık açısından faydaları, tedavi süreci ve yaygın yanlış inanışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yok!</strong></p>

<p>Ortodontik tedavinin çoğu zaman çocukluk ve ergenlik dönemiyle özdeşleştirilse de, aslında belirli bir yaş sınırı olmadığını aktaran Durmuş, “Erken yaşlarda çene gelişimi devam ettiği için tedavi bazı durumlarda daha hızlı ilerleyebilir; ancak dişlerin hareket etmesini sağlayan biyolojik mekanizma yaşam boyu devam eder. Bu nedenle diş eti ve kemik dokusu sağlıklı olan yetişkin bireylerde de ortodontik tedavi güvenle uygulanabilir ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>

<p>Yetişkin hastalarda ortodontik tedavinin yalnızca estetik bir iyileşme sağlamakla kalmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Aynı zamanda ağız ve diş sağlığının korunmasına da katkıda bulunur. Düzgün hizalanmış dişler daha kolay temizlenir, bu da çürük ve diş eti hastalıkları riskini azaltır. Ayrıca doğru kapanışın sağlanması, çene eklemi problemlerinin ve diş aşınmalarının önüne geçilmesine yardımcı olur. Kısacası, ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yoktur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çapraşık dişlerin estetikten öte sağlık sorunlarına yol açtığının anlaşılması, tedaviye bakışı değiştirdi!</strong></p>

<p>Son yıllarda yetişkin bireylerin ortodontik tedaviye yöneliminde dikkat çekici bir artış yaşandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Bu artışın temelinde, estetik görünümün sosyal ve profesyonel yaşamda daha fazla önem kazanması yer alıyor. Özellikle gülüş estetiğinin özgüven üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılması, yetişkin hastaların ortodontiye ilgisini artırdı.” dedi.</p>

<p>Geçmişte metal braketlerin yarattığı estetik kaygıların birçok kişi için caydırıcı olurken, günümüzde şeffaf plaklar ve estetik ortodontik çözümler sayesinde tedavi sürecinin daha konforlu ve dışarıdan fark edilmesinin zor hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bunun yanı sıra, ağız ve diş sağlığı konusunda artan farkındalık da talebi artırıyor. Çapraşık dişlerin yalnızca estetik bir sorun olmadığı; diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve çene problemleri gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğinin anlaşılması, yetişkinlerin tedaviye bakışını değiştirdi. Ayrıca kişiye özel planlamalar ve daha erişilebilir tedavi seçenekleri de ortodontik tedaviye olan ilgiyi destekliyor.</p>

<p>Yetişkinlerde ortodonti yalnızca estetik kaygılarla değil, sağlık ihtiyaçları nedeniyle de tercih ediliyor. Çapraşık dişler, yeterli ağız hijyeninin sağlanmasını zorlaştırarak çürük ve diş eti hastalıkları riskini artırabiliyor. Ayrıca yanlış kapanışlar çene ekleminde problemlere, baş ve çene ağrılarına, hatta zamanla dişlerde aşınmalara neden olabiliyor.”</p>

<p><strong>Yetişkinlerde ortodontik tedavi, doğru planlama ve düzenli takip gerektiren bir süreç!</strong></p>

<p>Yetişkinlerde ortodontik tedavi sürecinin, detaylı bir muayene ve planlama ile başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “İlk aşamada hastanın ağız içi değerlendirmesi yapılır; dişlerin dizilimi, kapanış ilişkisi, çene yapısı ve diş eti sağlığı incelenir .Hastadan panoramik röntgen, sefalometrik analiz ve dijital ölçümler alınarak tedaviye uygunluk değerlendirilir. Bu aşama, doğru tedavi planının oluşturulması açısından oldukça kritiktir.” dedi.</p>

<p>Planlama sonrasında hastaya uygun tedavi yöntemi belirlendiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Sabit braketler, şeffaf plaklar veya bazı özel durumlarda lingual ortodonti gibi seçenekler hastanın ihtiyacına ve beklentilerine göre değerlendirilir. Yetişkin hastalarda kemik yapısı tamamen gelişmiş olduğu için tedavi biyolojik olarak farklı bir denge içinde ilerler; bu nedenle süreç dikkatli ve kontrollü şekilde takip edilir. Tedavi süresi vakaya göre değişmekle birlikte düzenli kontroller genellikle 4–8 hafta aralıklarla yapılır ve dişlerin hareketi aşama aşama izlenir. Aktif tedavi tamamlandıktan sonra pekiştirme (retansiyon) aşamasına geçilir. Bu dönemde dişlerin yeni konumlarını koruması için şeffaf plaklar veya sabit retainer uygulamaları kullanılır. Bu aşama, elde edilen sonucun uzun vadede stabil kalması açısından tedavinin en az aktif dönem kadar önemli bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ortodontik tedavi günlük yaşamda genellikle belirgin bir kısıtlama oluşturmaz!</strong></p>

<p>Ortodontik tedavi sürecinde hastalar günlük yaşamlarında bazı küçük alışma dönemlerinden geçebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Beslenme açısından özellikle başlangıçta dişlerde hassasiyet olabileceği için daha yumuşak gıdalar tercih edilmesi gerekebilir. Sabit ortodontik tedavide braket kullanılan durumlarda ise sert ve yapışkan yiyeceklerden kaçınmak, hem konfor hem de apareylerin korunması açısından önemlidir. Şeffaf plak tedavisinde ise yemeklerden önce plakların çıkarılması gerektiği için beslenme rutini genellikle daha esnek şekilde devam eder.” dedi.</p>

<p>Konuşma açısından, tedavinin ilk günlerinde hafif bir farklılık hissedilebileceğine ancak bu durumun kısa sürede kendiliğinden düzeleceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, sosyal yaşamda ise günümüzdeki estetik ortodontik seçenekler sayesinde belirgin bir kısıtlama oluşmayacağı bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Dişlerin hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat sergilemesini sağlar!</strong></p>

<p>Tedavi tamamlandıktan sonra hastalarda en sık fark edilen değişimin, gülüşün daha estetik ve uyumlu hale gelmesiyle birlikte özgüvenin artması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Dişlerin doğru şekilde hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat ve çekinmeden sergilemesine yardımcı olur ve bu durum sosyal hayata da olumlu yansır.” diye belirtti.</p>

<p>Ayrıca fonksiyonel olarak da belirgin bir iyileşme görüldüğüne vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Kapanışın dengelenmesiyle çiğneme daha konforlu hale gelir, ağız temizliği daha kolay sağlanır ve diş ile diş eti sağlığının uzun vadede korunması desteklenir. Hastalar genellikle hem estetik hem de işlevsel açıdan yaşam kalitelerinde belirgin bir artış olduğunu ifade eder.” diye konuştu.</p>

<p><strong>En yaygın yanlış inanış, ortodontinin sadece çocuklukta yapılabileceği!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yetişkinlerde ortodontiyle ilgili en sık karşılaşılan yanlış inanışlar hakkında da bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tedavinin yalnızca çocukluk döneminde yapılabileceği düşüncesi çok yaygın. Oysa dişleri çevreleyen dokular sağlıklı olduğu sürece yetişkinlerde de ortodontik tedavi etkili şekilde uygulanabilir. Bir diğer yanlış algı ise ortodontinin sadece estetik bir işlem olduğu yönündedir; aslında diş dizilim bozuklukları ve kapanış problemleri uzun vadede ağız sağlığını olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Ayrıca birçok kişi ortodontik tedavinin günlük yaşamı ciddi şekilde kısıtladığını veya çok ağrılı bir süreç olduğunu düşünür. Günümüzde kullanılan modern yöntemler sayesinde bu süreç genellikle oldukça yönetilebilir bir konforla ilerler. ‘Yetişkinlerde dişler artık düzelmez’ inancı da yaygın bir yanılgıdır; doğru teşhis ve planlama ile yetişkin hastalarda da başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/caprasik-disler-estetik-kaygidan-fazlasina-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 19:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/050f4aab-7986-46c2-bb00-83e901daa0e8.jpg" type="image/jpeg" length="32494"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar açıkladı! Hantavirüs ölümcül bir hastalık mıdır?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-acikladi-hantavirus-olumcul-bir-hastalik-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-acikladi-hantavirus-olumcul-bir-hastalik-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İntaniye Uzmanı Dr. Zeynel Abidin Demir "Türkiye’de çok nadir ve az sayıda vaka görüyoruz. Gördüğümüz vakalar da kişiden kişiye bulaş yoluyla değil, daha çok hayvanlardan yani kemirgenlerden bulaşma şeklinde meydana gelmektedir." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5>Bir yolcu gemisinde tespit edilen hantavirüs, paniğe neden olmaya devam ediyor.</h5>

<p>Konu hakkında konuşan İntaniye (Enfeksiyon Hastalıkları) Uzmanı Dr. Zeynel Abidin Demir, hantavirüsün kemirgenler aracılığıyla bulaştığını belirterek, dünya genelinde görülebildiğini belirtti.</p>

<p><strong>Ölümle bile sonuçlanabilir</strong></p>

<p>Hastalığın virüs yoluyla bulaştığını ifade eden Demir "Hantavirüs, virüslerle bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık, insana bulaştıktan sonra kanamalara, böbrek yetmezliği ve kalp yetmezliği gibi tablolara yol açabilen, ölümcül sonuçlara sebep olabilen bir hastalıktır. Bu hastalık daha çok kemirgenlerden, fare ve sıçan gibi hayvanlardan bulaşır. İnsandan insana bulaşma oranı çok düşüktür. Bu tür vakalar görülmüş olsa da oldukça düşük seviyededir. Hastalık bulaştıktan sonra kanamalar meydana gelir. Ardından böbrek ve kalp rahatsızlıkları gelişebilir. Hastalığın ilerlemesi sonucunda ölümle bile sonuçlanabilir." dedi.</p>

<p><strong>Vücutta kanamalar görülebilir</strong></p>

<p>Hastalığın belirtileri hakkında konuşan Demir "Hastalığın başlıca belirtileri arasında yüksek ateş yer alır. Buna bulantı ve kusma eşlik edebilir. Ayrıca vücutta kanamalar görülebilir. Hastalarda bu belirtiler görüldüğü zaman vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerekmektedir. Türkiye’de çok yaygın görülen bir hastalık değildir. Belli başlı bölgelerde nadir de olsa vakalar görülmüştür. Daha çok kırsal bölgelerde, kemirgenlerin yoğun olarak bulunduğu kapalı alanlarda ortaya çıkabilmektedir." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hasta kişilerle yakın temas</strong></p>

<p>Korunma yöntemlerine de değinen Demir "Hastalıktan korunmanın ilk yolu kemirgenlerden uzak durmaktır. Ayrıca hasta kişilerle yakın temasta bulunmamak önem taşımaktadır. Çünkü bu hastalık solunum ve kan yoluyla bulaşabilmektedir. Hasta kişiyle yoğun temas halinde sağlık personeline bile bulaşma riski bulunmaktadır. Tabii ki ölümcül bir hastalıktır. Tedavisi ise daha çok genel bakım ve destek tedavisiyle sağlanır. Hastalık tespit edildikten sonra gerekli görülürse hastaya sıvı ve elektrolit desteği verilir. Böbrek sorunları yaşanıyorsa diyaliz tedavisi uygulanır, kalp rahatsızlığı gelişmişse kalp desteği sağlanır. Bu tür tedavi yöntemleriyle hastalık kontrol altına alınmaya ve iyileştirilmeye çalışılır." diye konuştu.</p>

<p>Virüsün Türkiye’de nadir görüldüğünü söyleyen Demir, şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Türkiye’de çok nadir ve az sayıda vaka görüyoruz. Gördüğümüz vakalar da kişiden kişiye bulaş yoluyla değil, daha çok hayvanlardan yani kemirgenlerden bulaşma şeklinde meydana gelmektedir. Şunu kesinlikle belirtmeliyim ki kemirgenlerin bulunduğu ortamlardan özellikle uzak durulmasını istiyoruz. Çünkü bu ortamlardan insanlara birçok hastalık bulaşabilmektedir. Hantavirüsün yanı sıra örneğin leptospiroz hastalığı da bunlardan biridir. Bunun dışında başka viral ve bakteriyel hastalıklar da kemirgenler aracılığıyla bulaşabildiği için bu konuda dikkatli olunmasında büyük fayda vardır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/uzmanlar-acikladi-hantavirus-olumcul-bir-hastalik-midir</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/68113c5d-4f73-4c2b-9d30-6ab896702deb.jpg" type="image/jpeg" length="89497"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de Bir İlk: Nadir Hastalığa Başarılı Nakil]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/turkiyede-bir-ilk-nadir-hastaliga-basarili-nakil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/turkiyede-bir-ilk-nadir-hastaliga-basarili-nakil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada yalnızca 70 vakası bildirilen nadir bir kan hastalığı olan “Piruvat Kinaz” eksikliğiyle mücadele eden 4,5 yaşındaki çocuk, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başarılı nakil operasyonu sayesinde sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kemik iliği nakli, terapötik aferez ve kök hücre işleme gibi ileri düzey tedavi imkânlarıyla çocuk hematoloji-onkoloji alanında dikkat çeken Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinde (AFSÜ) Türkiye'de bir ilke imza atılarak başarılı kemik iliği nakli gerçekleştirildi.</p>

<p>Yaklaşık 30 bin metrekarelik alanda hizmet veren merkezde, radyasyon onkolojisi, nükleer tıp, hematoloji-onkoloji alanları, yoğun bakımlar, ameliyathaneler, kemik iliği nakli üniteleri, terapötik aferez merkezi ile kök hücre işleme, dondurma ve saklama merkezi aynı kompleks içerisinde bulunuyor.</p>

<p>AFSÜ Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı Başkanı ve Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. İbrahim Eker, merkezin kuruluş sürecinden itibaren planlamada yer aldığını belirtti.</p>

<p>Merkezin yalnızca tıbbi tedaviye değil psikososyal desteğe de önem verdiğini vurgulayan Eker, "Çok şükür merkezimizin fiziki imkanları çok iyi. Merkezimizde çocuk yaşam odamız, anne yaşam odamız, ilköğretim sınıfımız, anestezi aldıkları işlem odası, kat mutfağı ve sinema salonu gibi çok güzel imkanlarla çocuklarımızı yaşam içerisinde tutarak onların ve ailelerin motivasyonlarını arttırarak düzenli yapılan etkinliklerle tedavilerini çok daha olumlu şekilde yürütmeye çalışıyoruz" dedi.</p>

<p>Çocuk hematoloji-onkoloji branşının zorlu ancak manevi yönü güçlü bir alan olduğunu söyleyen AFSÜ Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Dr. Şifa Şahin, "Hekimlerin artık maalesef kaçtığı, seçmediği, tercih etmediği bir alan ama içine girdiğiniz, hastanın hayatına dokunduğunuzda gerçekten ‘iyi ki bu branşı seçmişim’ dedirten bir alan. Merkezimiz her hastalık için yerini, branşını, tedavisini bulabilen bir merkez." diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk hematoloji-onkoloji alanının desteklenmesi gerektiğini belirten Şahin, "Çünkü hayatın nabzının attığı yer burası. Çocuk hematoloji onkologları olarak hiç kimsenin çıkıp da 'keşke bunu seçmeseydim' dediğini görmezsiniz." şeklinde konuştu.</p>

<p>Kemik İliği Nakil Ünitesi Sorumlu Hemşiresi Gamze Kıymık da çocuk hematoloji-onkoloji servisinde ekip çalışmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>11 yıldır merkezde görev yaptığını belirten Kıymık, "Hem hekim hem hemşire açısından zorlu bir branş. Ama hemşire açısından doyum sağlayabileceğimiz, kendimizi faydalı ve yararlı hissettiğimiz bir alan. Çocuklara ve ailelerine psikolojik olarak da destek veriyoruz." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/turkiyede-bir-ilk-nadir-hastaliga-basarili-nakil</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/haber-kapak-sablon-11-78.jpg" type="image/jpeg" length="95715"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı: Türkiye’de hantavirüs pozitif vakası tespit edilmedi]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/saglik-bakanligi-turkiyede-hantavirus-pozitif-vakasi-tespit-edilmedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/saglik-bakanligi-turkiyede-hantavirus-pozitif-vakasi-tespit-edilmedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, kamuoyuna yansıyan hantavirüs vakalarına ilişkin Türkiye’de şu ana kadar herhangi bir pozitif vakanın tespit edilmediğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, kamuoyunda gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin sürecin Sağlık Bakanlığı tarafından bilimsel esaslar doğrultusunda yakından takip edildiği belirtildi.</p>

<p>Açıklamada, Türkiye’de henüz doğrulanmış herhangi bir hantavirüs vakasının bulunmadığı vurgulanarak vatandaşların yalnızca resmî makamların açıklamalarını dikkate alması istendi.</p>

<p><strong>"Doğrulanmamış bilgilere dikkat edilmeli"</strong></p>

<p>Genel Müdürlük açıklamasında, kamuoyunda dolaşıma giren doğrulanmamış bilgilere karşı dikkatli olunmasının önem taşıdığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakanlığın, halk sağlığını tehdit edebilecek tüm bulaşıcı hastalıklara karşı tarama, önleme, kontrol ve izleme çalışmalarını ilgili birimlerle kesintisiz şekilde sürdürdüğü bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/saglik-bakanligi-turkiyede-hantavirus-pozitif-vakasi-tespit-edilmedi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/ed83bfdf-6107-4cf6-9793-966526294463.jpg" type="image/jpeg" length="34183"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek ve düşük tansiyon hayatı nasıl etkiliyor?]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/yuksek-ve-dusuk-tansiyon-hayati-nasil-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/yuksek-ve-dusuk-tansiyon-hayati-nasil-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve düşük tansiyon (hipotansiyon), dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alırken, uzmanlar düzenli tansiyon takibinin hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle yüksek tansiyonun uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmesi nedeniyle "sessiz katil" olarak tanımlandığı belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık kuruluşlarının yayımladığı verilere göre normal tansiyon değerleri genellikle büyük tansiyon için 90-120 mmHg, küçük tansiyon için ise 60-80 mmHg aralığında kabul ediliyor. Bu değerlerin sürekli olarak üzerine çıkılması hipertansiyon, belirgin şekilde altına düşmesi ise hipotansiyon olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre yüksek tansiyonun en önemli nedenleri arasında aşırı tuz tüketimi, obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, stres, genetik yatkınlık ve ilerleyen yaş bulunuyor. Böbrek hastalıkları, tiroid sorunları ve uyku apnesi gibi bazı rahatsızlıkların da tansiyon yükselmesine yol açabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermese de, ilerleyen dönemlerde şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bulanık görme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve burun kanaması gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Kardiyoloji uzmanları özellikle ani gelişen görme bozukluğu, konuşma güçlüğü ve göğüs ağrısı gibi durumların acil müdahale gerektirebileceğini vurguluyor.</p>

<p>Kontrol altına alınmayan yüksek tansiyonun ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre hipertansiyon; kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, damar sertliği ve görme kaybı riskini artırıyor. Ayrıca uzun süreli yüksek tansiyonun hafıza ve bilişsel işlevler üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Düşük tansiyon ise çoğu zaman yüksek tansiyon kadar tehlikeli görülmese de ani tansiyon düşüşlerinin günlük yaşamı olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Susuz kalma, kansızlık, yoğun kan kaybı, bazı kalp hastalıkları, uzun süre aç kalma ve kullanılan bazı ilaçların hipotansiyona neden olabileceği kaydediliyor.</p>

<p>Hipotansiyonun en yaygın belirtileri arasında halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi, göz kararması, bayılma hissi ve konsantrasyon bozukluğu yer alıyor. Uzmanlar özellikle yaşlı bireylerde ani tansiyon düşüşünün düşme ve yaralanma riskini artırabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p>Sağlık uzmanları, tansiyon dengesini korumak için düzenli egzersiz yapılması, tuz tüketiminin azaltılması, sigara ve alkolden uzak durulması, yeterli su tüketilmesi ve düzenli uyku alışkanlığı kazanılması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca 35 yaş üzerindeki bireylerin ve ailesinde tansiyon hastalığı bulunan kişilerin düzenli aralıklarla tansiyon ölçtürmesinin erken teşhis açısından kritik önem taşıdığı vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/yuksek-ve-dusuk-tansiyon-hayati-nasil-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/05/7fb384f3-592e-4528-9483-28004b96b376.jpg" type="image/jpeg" length="16840"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bitlis’te Sağlık Kadrosu Güçleniyor: Toplamda 39 Hekim Atandı]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/bitliste-saglik-kadrosu-gucleniyor-toplamda-39-hekim-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/bitliste-saglik-kadrosu-gucleniyor-toplamda-39-hekim-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis’te sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak amacıyla 25 uzman, 10 pratisyen ve 4 diş hekimi olmak üzere toplam 39 hekimin ataması gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bitlis’te sağlık altyapısını güçlendirmeye yönelik önemli bir adım atıldı. 128. Devlet Hizmet Yükümlülüğü Kurası kapsamında il genelinde görev yapacak toplam 39 hekimin ataması gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atamalar kapsamında göreve başlayacak hekimlerin dağılımı şu şekilde sıralandı:</p>

<ul>
 <li>10 Pratisyen Hekim</li>
 <li>4 Diş Hekimi</li>
 <li>1 Acil Tıp Uzmanı</li>
 <li>2 Aile Hekimliği Uzmanı</li>
 <li>2 Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı</li>
 <li>1 Çocuk Cerrahisi Uzmanı</li>
 <li>3 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı</li>
 <li>1 Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı</li>
 <li>2 Genel Cerrahi Uzmanı</li>
 <li>1 Göğüs Cerrahisi Uzmanı</li>
 <li>1 Göğüs Hastalıkları Uzmanı</li>
 <li>2 İç Hastalıkları Uzmanı</li>
 <li>1 Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı</li>
 <li>1 Kardiyoloji Uzmanı</li>
 <li>1 Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı</li>
 <li>1 Nükleer Tıp Uzmanı</li>
 <li>1 Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı</li>
 <li>1 Radyoloji Uzmanı</li>
 <li>1 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı</li>
 <li>1 Tıbbi Biyokimya Uzmanı</li>
 <li>1 Üroloji Uzmanı</li>
</ul>

<p><img alt="Bitlis’te Sağlık Kadrosu Güçleniyor, Toplamda 39 Hekim Atandı 2" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/04/bitliste-saglik-kadrosu-gucleniyor-toplamda-39-hekim-atandi-2.jpg" width="1920" /></p>

<p>Gerçekleştirilen bu atamalarla birlikte vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması, sağlık hizmetlerine erişimin güçlendirilmesi ve ildeki sağlık altyapısının daha etkin hale getirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Turan Bedirhanoğlu, yapılan atamaların Bitlis için önemli bir kazanım olduğunu belirterek, göreve başlayacak tüm hekimlere başarılar diledi.</p>

<p><img alt="Bitlis’te Sağlık Kadrosu Güçleniyor, Toplamda 39 Hekim Atandı 1" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/04/bitliste-saglik-kadrosu-gucleniyor-toplamda-39-hekim-atandi-1.jpg" width="1920" /></p>

<p>Adalet ve Kalkınma Partisi Bitlis Milletvekili Bedirhanoğlu, bu gelişmenin ilde sağlık hizmetlerinin daha güçlü ve etkin bir şekilde sunulmasına katkı sağlayacağını ifade ederek, “İlimize hayırlı olsun” dedi.</p>

<p>Yeni atamalarla birlikte Bitlis’te sağlık hizmetlerinin daha hızlı, erişilebilir ve nitelikli hale gelmesi bekleniyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 04 30 At 21.02.30" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-30-at-210230.jpeg" width="1024" /><img alt="Whatsapp Image 2026 04 30 At 21.06.18" class="detail-photo img-fluid" height="1350" src="https://bitlishaber13net.teimg.com/bitlishaber13-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-30-at-210618.jpeg" width="1080" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Alev Yaşar</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bitlis, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/bitliste-saglik-kadrosu-gucleniyor-toplamda-39-hekim-atandi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/04/bitliste-saglik-kadrosu-gucleniyor-toplamda-39-hekim-atandi.jpg" type="image/jpeg" length="50766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz ağrıları her yaş grubunda görülüyor]]></title>
      <link>https://www.bitlishaber13.net/diz-agrilari-her-yas-grubunda-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bitlishaber13.net/diz-agrilari-her-yas-grubunda-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harran Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Altay, diz ağrılarının artık yalnızca ileri yaşlarda değil, çocuklardan gençlere kadar her yaş grubunda görüldüğünü söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Harran Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Altay, son yıllarda hastaneye başvuran birçok hastanın diz ve eklem ağrılarından şikâyet ettiğini söyledi.</p>

<p>Diz ağrılarının artık yalnızca ileri yaşla sınırlı olmadığını belirten Altay, "Romatizmal hastalıklar, eklem sıvısında azalma, kireçlenme ve fazla kilo diz eklemini olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında yer alıyor." dedi.</p>

<p>Gençler ve çocuklarda diz ağrılarının daha çok spor yaralanmalarına bağlı geliştiğini ifade eden Altay, "Menisküs ve ön çapraz bağ yaralanmaları genç hastalarda en sık karşılaştığımız sorunlar arasında. Bu tür durumlarda artroskopik, yani kapalı cerrahi yöntemlerle başarılı onarımlar yapıyoruz." diye konuştu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Orta yaş ve üzerindeki hastalarda ise diz ağrısının temel nedenlerinin değiştiğini kaydeden Altay, "Eklem kıkırdağındaki aşınmalar, fazla kilo, hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme diz ağrılarının başlıca nedenleri arasında. Genetik faktörler, hormonal ilaç kullanımı ve sigara da kıkırdak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tedavide önceliklerinin diz eklemini korumak olduğunu vurgulayan Altay, "Vücudun kendi onarım mekanizmasını destekleyen orto-biyolojik tedaviler uyguluyoruz. Gerekli durumlarda artroskopik cerrahi yöntemlerle müdahale ederek hastaların daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönmesini sağlıyoruz." dedi.</p>

<p>İleri derecede kıkırdak kaybı ve şiddetli ağrısı bulunan hastalarda diz protezi ameliyatlarının etkili bir çözüm sunduğunu belirten Altay, "Geliştirdiğimiz güncel ve güvenli cerrahi teknikler, hastaların yaşam kalitesini artırırken uluslararası bilimsel yayınlarda da yer buluyor." diye konuştu.</p>

<p>Altay, Harran Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği olarak güçlü akademik kadro ve ileri teknolojik altyapıyla hastalara en uygun ve güvenilir tedavi seçeneklerini sunduklarını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bölge, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bitlishaber13.net/diz-agrilari-her-yas-grubunda-goruluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bitlishaber13net.teimg.com/crop/1280x720/bitlishaber13-net/uploads/2026/04/3002e411-c363-411d-baa6-18877b7c386c.jpeg" type="image/jpeg" length="26434"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
