Müslümanlar birlik olmalıdır: Silahlar kadar algılar da öldürür!

Trump da ve İran yönetimi de gelinen noktayı zafer olarak tanımlıyor. Ortada 2 haftalık bir ateşkes söz konusu. Tablo bu ateşkesin devam edeceğini göstermiyor. Kaldı ki Trump'a ne kadar güvenilir; açıklamalarına ne kadar itibar edilir? Takdiri şuur sahibi Müslümanlara bırakıyorum.

İran açısından meseleye bakıldığında, bu kadar çok içimizdeki/dışımızdaki düşmana rağmen konumunu iyi koruduğunu söylemek mümkün.

Bugün biraz durup düşünmemiz gereken bir noktadayız.

Çünkü artık mesele sadece tanklar, uçaklar, füzeler değil. Zihinler hedefte. Algılar hedefte. İnançlar, korkular, birbirimize olan güvenimiz, Müslümanın Müslümana olan güveni hedefte.

Ve bence artık hepimiz şunu çok iyi biliyoruz: Türkiye hedefte...

Belki yarın tanklarla, toplarla, füzelerle, kapımıza dayanan askerle hedefte olacağız. Ama bugün dezenformasyonla, psikolojik savaşla, sosyal medya manipülasyonlarıyla, ekonomik baskılarla hedefteyiz.

Düşman telefon ekranımızdan, sosyal medya akışımızdan, zihin dünyamızdan giriyor, bizi bize düşman etmekle yetinmiyor; bizi bize katlettiriyor.

Algılar gerçeğin önünde koca bir duvar gibi. Artık silah kadar algı da önemli. Kimlik, söylem, farkındalık en az askeri güç kadar belirleyici oluyor. Çünkü bir toplumu içeriden çökertirsen, dışarıdan işgal etmene gerek kalmıyor.

Tam da burada asıl meselemize geliyorum.

Bugün Müslümanların yaşadığı kriz, içler acısı. Basiret gözü açık olanlar için, aynı kıbleye dönen insanların birbirini tehdit olarak görmesi anlaşılır, kabul edilebilir bir şey değil. Yıllardır Şii-Sünni kavgası üzerinden ümmet paramparça ediliyor.

Ve acı olan şu ki; bu kavga dönüp dolaşıp hep İslam düşmanlarının işine yarıyor. Mesela İsrail'in, mesela ABD'nin...

Bir an şöyle bir düşünelim:

Bombalar mezhep soruyor mu ey Müslümanlar?

Kurşunlar, füzeler Sünni'yi mi seçiyor, Şii’yi mi?

Allah aşkına Gazze’de katledilen bebeler hangi mezheptendi?

Halep’te, Bağdat’ta, Şam'da, Gazze'de, Tahran'da akan kanın rengi farklı mıydı? Yahu sizin mezhebiniz insan olmayı unuttu mu?

Bir anekdot: Bilindiği üzere İngiliz ajanları bazen Müslüman alim kılığına girerek Hindu köylerinde inek kesmiş; bazen de benzer şekilde Müslüman mahallelerinde provokatif eylemler düzenlemiş ve buna benzer faaliyetler sonunda Hindular ile Müslümanların arası açılmış, nihayetinde ülkenin Hindistan ve Pakistan olarak ikiye bölünmesine giden yol açılmıştır. Bugün oynanan oyunların bundan pek bir farkı yoktur. Bir taraftan Şii görünümlü, diğer taratan Sünni. Siz anlamışsınızdır nereye varmak istediğimi...

Gerçek şu ki, mezhep kavgası Müslümanları güçlendirmedi. Bizi sadece daha savunmasız, daha güçsüz hâle getirdi. Ama düşmanlıkta sınır tanımayanları epey güçlendirdi.

Bugün İran meselesine de buradan bakmak gerekiyor kanaatindeyim. Bu, “İran’ı sevelim mi sevmeyelim mi?” tartışması değil dostlar.

İran, ABD ve İtrail karşısında ne kadar direnirse, ABD ve az da olsa İtrail kamuoyunda da o kadar ciddi bir sorgulama yapıldığını ve bu sorgulama dozajının her gün biraz daha arttığını izliyoruz. Özellikle Trump döneminde yükselen “Biz neden İsrail için savaşıyoruz?” sorusu artık ABD sokaklarında konuşuluyor. Amerikan halkı İsrail’i ve dolayısıyla ülkesinde son derece etkili olan Siyonist Yahudileri sorguluyor. İsrail’e yönelik öfke artıyor, inşallah daha da artar. Bu durum Müslümanlar için kritik bir önem arz ediyor.

İsrail tek başına yenilmez değil. Ancak İsrail arkasına büyük güçleri aldığında daha fazla cesaret buluyor.

Daha da önemlisi şu: eğer birkaç Müslüman ülke gerçekten samimi, çıkar hesabı yapmadan, göstermelik değil gerçek bir birlik kurabilse, İsrail de, ABD de geri adım atmak zorunda kalır. Bildirilerle değil, kınamalarla değil; birlikle ve rahmetli Erbakan'ın işaret ettiği yönde...

Ama tam da bu noktada bir şey oluyor.

Ne zaman Müslümanların kenetlenme ihtimali belirse, birileri hemen eski defterleri açıyor. Yok Süleymani, yok Rafızi, yok onlar Şii.. Anlaşılan mezhep fay hatlarına dokunmak yeterli oluyor bizi birbirimize düşürmek için...

Bugün, böylesi bir zamanda mezheplerin, Kasım Süleymani’nin veya Şii-Sünni ayrımının özellikle gündeme taşınması, ümmeti bölmek ve araya nifak tohumları ekmekten başka ne anlama geliyor, söyler misiniz? Yahu bunu anlamak çok mu zor!

Ah biz Müslümanlar... Ne kadar da aciziz. Ne kadar da ...

Bugün mezhep tartışmasını körükleyenlerin büyük bir kısmı, bilerek ya da bilmeyerek düşmanın değirmenine su taşıyor maalesef. Müslümanlar ne zaman yan yana gelmeye başlasa, bu tartışmalar servis ediliyor. Bu bir refleks hâline gelmiş durumda.

Ne zaman bazı durumlar söz konusu olsa "ama onlar" diye başlıyor cümleler ve elbette devamı da geliyor. Bu konuda düşman çok başarılı ve sinsi maalesef.

Irak yanarken “bana ne” diyenler; Suriye yanarken sessiz kalanlar oldu. Bir Müslüman olaya bana ne gözüyle bakabilir mi? Şimdi zalimlerin bir olup İran’a saldırmaları gündemdeyken yine mezhep tartışmaları servis ediliyor.

Oysa mesele mezhep değil. Mesele ümmetin geleceği.

Afganistan, Mısır, Suriye, Filistin, Endülüs vs...

Dikkat edin, yangın hep Müslüman coğrafyasında…

Ümmet bir olsaydı, Müslümanları harcamak bu kadar kolay olur muydu?

İran’ın İsrail’e attığı füzelerin üzerine Bediüzzaman Said Nursî’nin fotoğrafı ve “Zalimler için yaşasın cehennem” sözü konuluyor. Başka bir füzede Erbakan’ın fotoğrafı var. Özellikle bu tartışmaları alevlendiren Müslümanlara(!) soruyorum: Bunlar hiç mi içinizi kıpırdatmıyor? Neden hep İran’ın sadece olumsuz yanını görüyorsunuz? Biraz da olsa olumlu yanını görmek bu kadar mı zor?

Bugün bu harami, bu ‘güç kimdeyse haklı odur’ düzenine fiilen meydan okuyabilecek kaç odak/ülke kaldı?

Bu, İran’ı kutsamak meselesi değil. Körü körüne savunmak hiç değil. Ama hakkı teslim etmek başka bir şey.

Unutmayalım: Düşman Müslümanları mezhebine göre değil, Müslüman olduğu için hedef alıyor. Adamlar açık açık söylüyor: Şii-Sünni bizim için fark etmiyor diye...

Ayrışan her güçsüz Müslüman devlet/ülke/toplum sıradaki hedef hâline geliyor. Birlik olmadan caydırıcılık olmaz.

Mezhep tartışmaları çoğu zaman gerçek sorunları örtmek için kullanılıyor. Mazlumun kanı akarken mezhebi sorulmaz dostlar. Tarih ibret almayanlara aynı bedeli tekrar tekrar ödetiyor.

Bunlara fazlasıyla şahidiz Bu mesele sadece İran meselesi değil. Bu mesele sadece Filistin meselesi değil. Bu mesele bir ülkenin değil, bir ümmetin meselesi.

Müslümanları mezhep üzerinden birbirine düşürmeye çalışan herkes, hangi cümleyi kurarsa kursun, hangi ismi anarsa ansın dikkatle izlenmelidir. Çünkü bugün ayrıştıran dil, yarın dökülen kanın önsözü ve sorumlusudur!

Gün Müslümanların bir olma günüdür.

Ve son sözüm şu olsun:

Zalimin kalbinin tam ortasına saplanan bir ateşle hükmünün kesilmesini dilerim.