Sorun Türk - Kürt Sorunu Değil, Sorun Siyasal

Uzun yıllardır yaşananlar apaçık ortada. Gerçeklerin anlaşılması, sorunların belirlenmesi ve bu sorunların çözümü için adımların atılması adına, geçmişten bugüne geçen süre hayli uzun bir süre. Ama görünenler ve yaşananlar halen görmezlikten geliniyor ve gelinmeye de devam ediliyor.

A
a

Şimdi Türkiye’ nin geleceğini belirleyecek esaslı bir sorun var önümüzde. Soruna yıllarca Güneydoğu ya da PKK sorunu dediler. Oysa sorunun tam olarak ne olduğunu bulup, adını doğru koysalardı, şimdi gelinen süreç daha da aydınlık olabilirdi. Hep görmezlikten gelinen ve anlamsız kelimelerin arkasına saklanan soruna önce Güneydoğu Sorunu sonra Terör Sorunu ve şimdi de Kürt Sorunu adını verdiler. Kürt Sorunu’nu tanımak demek, çoğunluk karşısında sayıca az olan etnik gruba mensup kesimin tüm dünyada tanınan hakların Kürtlere de tanınması anlamına geliyor. Yani kimliğini ifade edebilmek, dilini rahtça konuşmak, öğrenmek ve öğretmek hakkı ile medya araçlarını kullanmak gibi haklardır bunlar.

Geçmişe baktığımızda Türkiye’nin Kürt Sorunu, dünyadaki benzerleri gibi bir etnik sorunudur. Her etnik sorun gibi kendine özgü bir rengi, biçimi ve dili var. Dünya’nın hemen her ülkesinde var olan buna benzer sorunlar, toplumun birbirinden nefret etmesini ve kimlik çatışmalarının yaşanmasına neden oluyor. Durum böyle olunca o ülkelerde, toplumu çatışmalardan korumak adına insan hakları ve azınlık hukuku geliştiriliyor. Yani toplum sorun çıkarıyor, devlet ise sorunu çözmeye çalışıyor. Türkiye de ise bu durumun tam tersi yaşanıyor. Geçmişten günümüze kadar yaşananlara baktığımızda bir Türk- Kürt karşıtlığı olmadı toplum içerisinde. Sorunu siyasetçiler üretiyor, toplum ise bu yükü tarafsız bir şekilde taşımaya devam ediyor.

Bugün eğer ‘’ Türk Ulusal Kimliği ‘’ diye bir şeyden bahsedecek olursak, Türkler bu kimliğin oluşması için çaba harcayanlar arasında en son sırada anılması gereken bir toplumdur. Hatta Kürtlerin bu kimliğe yaptığı katkı Türklerden daha fazladır. Tarihi çok derinden inceleyecek olursak, 2. meşrutiyet yıllarına kadar Türk olan Türkçü bir isim yoktur. Hatta Türkçülülükle ilgili kitaplar yazan birçok edebiyatçı, yazar ve düşünür, farklı kimliklerden insanlar olmuşlardır. Mustafa Celalettin Paşa Polonya kökenli, Ahmet Vefik paşa Bulgar kökenli. Şemsettin Sami Arnavut kökenli, Türk edebiyatçı Nihal Atsız Çerkez kökenli, şair Kemal Fevzi Kürt kökenli, Ziya Gökalp ve Said Nursi Kürt kökenlidir. Hatta edebiyatın doğuş noktasında bile Kürt toplumun yaşamı ele alınarak başlangıç yapılmıştır. Yani görünen o ki her dilden her kökenden insan aynı şey için mücadele vermişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu kadrosu Çerkezler ve Makedonyalılardan oluşmaktadır.

Türkiye ‘nin bir Kürt Sorunu var ve bu sorun görünmezden gelinecek bir sorun değil. Bu sorun bir Türk-Kürt sorunu da değil. Sorun toplumsal da değil, sorun siyasal bir sorun. Ama çözecek olan toplumun kendisidir. ‘’Kürtler bağımsız devlet istiyor’’ diye endişelenmenin yerine, saygının sevginin, kardeşliğin ve empatinin güçlendirildiği, birlik ve beraberliğin gelişmesi için çabaların harcandığı bir beraberliğin sağlanmasının farkına varılması gerekir. Ülkeyi tek parça halinde tutmak, çok kültürlü, çok dilli ve farklı kültürlerin kimliklerini rahatça yaşadığı bir ülke durumuna getirmek öncelikle biz insanların en büyük sorumluluğudur.


arşiv HABER ARŞİVİ
BİTLİS HABER13 YORUM KURALLARI
Haber İhbarı
Bitlis Nöbetçi Eczaneleri

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Siteadi harici linklerin sorumluluğunu almaz.