Kurbağaların Asaleti

Dostlar merhaba. Bitlis'e yakın iller “kurbağa” yakıştırmasını sık yaparlar bize. Şaka olduğu bilinse de çoğumuz kabullenmeyiz bunu. Bizlerin de onlara benzer göndermelerimiz olmuştur tabi. Süreç hızla devam edip gitmektedir canlar.

Özgüveni yüksek hemşehrilerimiz olgunlukla karşılamıştır bu türdeki ilginç şakalaşmaları.
Dostlar, kurbağa keyifli bir yaratıktır. Fareler sevilmez ama deney fareleri de tıpkı kurbağalar gibi çok sevimlidirler. Tıp ilminin laboratuvar deneylerinde, insanlık adına ikisi de önemli roller alırlar. Dilerseniz bir kurbağa öyküsüne geçelim artık. Çok bildik bir meseleye. Bitlis’te aynı olay yıllar önce bakın nasıl yaşanmış:
Bitlis çayının kıyısına gelen akrep yüzmekte olan Bitlisli kurbağaya can havliyle seslenmiş:
-Kulbağe kardeş meni orbi yüze geçirir misen?
-Heppi ekrabalarım ordedo. Yoli itürmişem.
-Seni geçirem ama sen man pisloh edersen.
-Tıtıp sohersen. İkimızi de batürürsen.
-Söz bişey yapmiyecam.
-Temam, eleyse atle ulan sırtıme.
Dereyi geçmişler. Tam diğer uca geldiklerinde akrep bildiği işi yapmış, iğnesiyle sokmuş bunu. Kendisi kıyıya atlarken, inleyen, batan kurbağa acı içinde seslenmiş bu namussuza:
-Ula gözın puç ole, adi şerefsız.
-Hani sohmiyecahtın.
-Kusre bahme.
-Meni Yaredan sohmeye göre proğramlemiş.
-Elimde dego. Soherem. Heş de acımenem.
Kıssadan hisseye geçelim mi canlar?
Sizleri bilmiyorum ama ben yaşamım boyu bir kıyıdan öbür kıyıya bir dolu akrebi, çıyanı, yılanı, böceği tek tek sırtında taşıyan kurbağa oldum. İşleri bittiğinde son darbeyi acımasızca vurup, geçip gittiler. Tek farkla. Öyküdeki o kurbağa gibi ölmedim ben. Yedi canlıyım. Yaşıyorum.
Sırtımdan geçinen, hainlikten vazgeçmeyenleri ibretle ve hüzünle izledim yıllarca. İtibarlarının olmadığını bilmeseler de olur. Ben biliyorum ya.
Yaşasın benim gibi insanlık değerlerinden, ilkelerinden ödün vermeden şerefiyle yaşayan, içleri sevgi ve şefkat dolu asil kurbağalar..