İNEK AREBESİ VE NAZMİ BARUTÇU HOCA

Anlatıyor merhum hoca yıllar öncesinden: 1970'ler. Öğleye yakın “Hükûmet Yokuşu” olarak bilinen askeri mahfelin önünden aşağı inen yolda şu manzara ile karşılaşıyorum:

70’lı yaşlarda orta boylu, şişmanca, üstü başı perişan bir adam ve yaşları 10-15 aralığında 2-3 çocuk. Adam çocukları kovalarken her biri portakal büyüklüğündeki iri taşları da fırlatıyor. Kürtçe küfürler savuruyor ve tıknefes takipten geri durmuyor. Çocuklar kaçarken “İnek Arebesi” diye tahrik ediyorlar onu. Adam iyice takatten kesilmiş, düştü düşecek.
Kovalanan çocuklar, okul alanında kendilerine katılan diğer çocuklarla birlikte, sloganlarını koro hâlinde seslendiriyor ve civarın dikkatini üzerlerinde topluyorlar. Bunu da bir eğlence vesilesi sayıyorlar.
Zavallı ihtiyar, iyice çökmüş. Yapabileceği bir şey de yok. Çocuklar iyiden iyiye gemiazıya almışlar. Bir yandan “İnek Arebesi” diye bağırıyor, bir yandan da kendilerine atılan taşlar ve küfürler kesildiği için, ortamın kızışmasını istiyorlar. Bunun için ellerine ne geçerse atıyorlar ona. Ağıza alınmayacak galiz küfürleri de savuruyorlar. Adam bitkin, adam yılgın, adam mağlup. Artık ne hareket ediyor, ne de ağzından herhangi bir söz çıkıyor. Muhtemelen yaklaşan çocuk ordusuna karşı kendisini ne şekilde savunabileceğini hesaplıyor.
Benim az ilerimde çarşıya gitmekte olan 2 kişiden biri yerde kaskatı kesilmiş ihtiyara, yarı Kürtçe yarı Türkçe: “Unner işah, unnere uyme sore elından bi kaza çıher.” diyorlar. Bu sözleri alaycı bir ifade ile dillendirdikten sonra çocuklara dönerek: “İşahle, İnek Arebesi çoh kızmiş bilesız?” sözleri hiç hoşuma gitmiyor.
Çocuklar daha da şımararak geliyorlar. Yerde hareketsiz duran adamın omuzuna, sırtına yumrukla vurup:
-İnek Arebesi; noldi, öldın mege ula? deyince artık ben müdahale etmek zorunda kalıyorum:
-Çocuklar, adamdan vazgeçin.
-Zavallı yerinden kalkamıyor.
-Yolunuza gidin.
İçlerinde beni tanıyanlar da var:
-Ula Ehmo bu ademi taniyisen?
-Sen'et (sanat) okılınde öğretmendu.
Ehmo dediği çocuk elebaşı olsa gerek.
-Nolirse olsın man ne.
-Getsın yolune. Bız une bişi dimişoh?
-Bız özımıze eyleniroh, deyince dayanamıyorum. Üzerlerine doğru hamle yapıyorum. Elebaşı da dahil, her biri bir yana kaçışıyor. Sonra önümde giden adamlara soruyorum:
-Kim bu ihtiyar?
Yaşını başını almış adamlar tabi o çocuklardan beş beter çocuk.
-Hoce, bu adem, bılminem hansi köydan gelmiş. Özıne “İnek Arebesi” diyende kızi.
-Elıne ne geçire ati. lşahlerın peşinnan yehesi açılmemiş kıfırler edi.
-İşahler de unnan bereber eylenille.
-Peki bu ihtiyar adam deli midir?
-Rahmet baban. Ne delüsi?
-İki arvadi var. Mennan sennan ekılli.
-Çarside hemalloh edi. Beğzi ademler yaşıne başıne acirle. Evlerıne eşşa yolliyende uni arirle.
Yaşlı adam hâlâ oturduğu yerden kalkmış değil. Muharip birlik de çok uzaklaşmış değil. Jandarmanın parkına yakın bir yerden beni ve ihtiyarı gözetliyorlar. Gelip geçenler var:
-Hoce, herole, bırde neyi bekliyisen? diyenlere
-Bir şey yok. diye cevap veriyorum. Amacım, el ayak çekilsin, adama gideyim, yanıma alayım, tehlikeden uzak çarşıya götüreyim, istiyorum.
Oturduğu yere yöneliyorum. Kendisine yaklaşacağımı anlıyor. Beni de çocukların bir parçası olarak görüyor ki ayağa kalkıyor ve sert sert bakıyor. Zayıf Kürtçemle çocukların kusurlarına bakmamasını, ağız dalaşı yapmamasını söylüyorum. İyice yumuşuyor.
"Allah sızdan razi olsın.” diyebiliyor.
Bu örnek tam 50 sene önceye ait. İnşallah benim aziz memleketim, örneğini verdiğim bu talihsizliklerden artık sıyrılmış ve medeni toplumlar standardını yakalamıştır.