Batman Bağımlılıklarla Mücadele Derneği Başkanı Psikolog Yasir Atalay, İLKHA muhabirine yaptığı değerlendirmelerde, boşanma oranlarının artış nedenleri, değişen aile yapısı, evlilikte karşılaşılan sorunlar ve aile bağlarının güçlendirilmesi konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

Boşanma oranlarının daha çok Avrupa ve Batı ülkelerinde yüksek olduğunu, son dönemlerde ise Türkiye'de de artış yaşandığını belirten Atalay, çiftler arasındaki iletişim sorunları, birbirini anlamama ve tahammülsüzlüğün evlilikleri olumsuz etkilediğini ifade etti.

Psikolog Yasir Atalay, boşanma oranlarındaki artışta iletişim kopukluğu, tahammülsüzlük ve bireyselleşmenin etkili olduğunu belirterek, evlilikte "ben" anlayışından "biz" anlayışına geçilmesi gerektiğini söyledi.

Yasir Atalay

Kış lastiği dönemi yaklaşıyor
Kış lastiği dönemi yaklaşıyor
İçeriği Görüntüle

"Boşanmaların artmasının en temel sebeplerinden biri çiftlerin birbirini anlamaması"

Boşanma oranlarındaki artışın birçok nedeni bulunduğunu dile getiren Atalay, çiftler arasındaki iletişim kopukluğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

"Boşanma oranları genel olarak Avrupa'da ve Batı'da çok yüksekti; ancak son zamanlarda bizim bölgemizde de artmaya başladı. Veriler de bunu açıkça gösteriyor. Burada etkili olan pek çok faktör var. Tabii ki insanların artık birbirine tahammül edememesi ve yalnızlaşmayla beraber tekrar kendi kabuklarına çekilmesi bu süreçle doğrudan ilgilidir. İnsanların birbirini dinlemeden, anlamadan ve duygularını tam olarak aktarmadan, zihinlerindekilerle ötekini yargılaması etkileşimin kopmasına yol açıyor. Sorunlar birbirine aktarılmadıkça ya da yanlış biçimde aktarıldıkça büyüyor; sorunlar büyüdükçe de çiftler birbirini göremez hale geliyor. Boşanmaların artmasının en temel sebeplerinden biri çiftlerin birbirini anlamaması, birbirine dair sorular sormaması ve birbirleri hakkında yanlış inançlara sahip olmasıdır. Bu durum, ne yazık ki çiftlerin olumsuz sonuçlarla karşılaşmasına sebebiyet veriyor."

"Evlilik aşamasına geçerken 'Ben' aşamasından 'Biz' aşamasına geçebilmeleri gerekir"

Bireyselleşmenin aile kurumu üzerindeki etkilerine değinen Atalay "Son zamanlarda artan bireyselleşmeyle birlikte, aile kurumu sanki toplum tarafından dayatılan bir zorbalıkmış gibi sunulmaya çalışılıyor. Hâlbuki yapılan araştırmalar; evli olmanın her iki taraf için de koruyucu bir faktör olduğunu, özellikle kadın açısından oldukça koruyucu bir rol üstlendiğini gösteriyor. Bireyselleşmeyi aşırı önemseyen kişiler aile kurumuna karşı çıkabilirler. Ancak ne olursa olsun, evlilik aşamasına geçerken çiftlerin 'Ben' aşamasından 'Biz' aşamasına geçebilmeleri ve 'Evlilikten beklentilerimiz nelerdir?' sorusunu kendilerine sormaları gerekir." dedi.

"Evlilik artık sadece 'ben' üzerinden hareket etmek değil, 'biz' olabilmektir"

Evlilikte uyum sürecinin doğal karşılanması gerektiğini vurgulayan Atalay, "Çünkü evlilik artık sadece 'ben' üzerinden hareket etmek değil, 'biz' olabilmektir. Sorunların yaşanması gayet doğaldır. Ancak bu hızlı gelişen dinamik içinde insanların birbirine tahammül gösterememesi, aceleyle yanlış kararlar almalarına yol açıyor ki bu hiç sağlıklı değildir. Bu bir uyum sürecidir; insanlar aynı evi paylaşarak birbirini yeni yeni tanımaya başlarlar. Bu sürecin doğal olduğunu kabul edip birbirini anlamaya çalışmak gerekir. Eğer çiftler gerçekten sürecin üstesinden gelemiyorlarsa, ruh sağlığı hizmeti veren kamu kurumlarından veya özel kuruluşlardan destek almaları çok daha verimli olacaktır." ifadelerini kullandı.

"Sabır değeri son derece değerlidir"

Geleneksel aile değerlerinin korunmasının önemine işaret eden Atalay, şöyle devam etti:

"Geleneksel aile yaşamı elbette çok önemlidir; ancak gelişen çağda değişimin hayatımızın bir parçası olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Değişim her alanda yaşandığı gibi aile yapısında da bir dönüşüm evresi başlatmıştır. Yine de bazı temel değerleri korumak aile açısından çok kıymetlidir. Kök aileyle kurduğumuz ilişki, çocuk yetiştirme değerlerimiz ve haz ile hız çağına direnen 'sabır' değeri son derece değerlidir. Özellikle haz odaklı bu mevcut sistemde ne yazık ki bu değerlerden uzaklaşıyoruz. Bu süreçte birbirimizi anlamaya ve okumaya çalışmak çok kıymetli olacaktır."

"Medyanın sunduğu gösteriş odaklı temalar, gerçek dışı beklentilere neden olabiliyor"

Ailelerin kendilerini başka ailelerle kıyaslamasının yanlış beklentilere yol açabileceğini ifade eden Atalay, şunları söyledi:

"Her ailenin ilişkisi bir parmak izi gibidir; bu yüzden aileler birbirlerini kıyaslamaması gerekiyor. Yani ekranlarda veya medyada görünen idealize edilmiş aileler yerine, gerçekte yaşadığımız ilişkinin ne olduğuna odaklanmalıyız. Her ailenin normali kendine özgüdür. Medyanın sunduğu gösteriş odaklı temalar, kadınların veya erkeklerin gerçek dışı beklentilere girmesine neden olabiliyor. Burada 'Gerçek koşullarımız neler ve biz neler yapabiliriz?' anlayışıyla hareket etmek çok daha kıymetlidir. Ailelerin birlikte kitap okumaları, ortak filmler izlemeleri ve çocuklarıyla nitelikli aktiviteler yapmaları aile bağlarını çok daha güçlü hale getirecektir."

"Zorlandığımız ve tıkandığımız yerlerde profesyonel destek almayı ihmal etmeyelim"

Atalay, açıklamasının sonunda şu ifadeleri kullandı:

"Aile olarak dinle, anla ve doğru aktar butonunu iyi şekilde kuralım. Aslında toplumun en büyük dinamiği ve en önemli organı aile kurumudur. Evliliğin hem bireylere hem topluma hem de ruh sağlığına iyi geldiğine inanıyorum. Birbirimizi anlamaya çalışalım; zorlandığımız ve tıkandığımız yerlerde de profesyonel destek almayı ihmal etmeyelim. Destekle yürütülen ilişkilerin çok daha nitelikli ve dayanıklı olduğunu klinik deneyimlerimizde de net bir şekilde görüyoruz."

Kaynak: İLKHA